Çağatayca takip ettiğim bloglardan biri. Cagatayca’yı uslubu dışında diğer bloglardan ayıran önemli özelliği, ‘pazar Sohbetleri’ başlığı altında yapılan sesli sohbetler. Bir ara bunu ben de düşünmüştüm, ama göründüğü kadar basit bir iş değil; nerdeyse bir gününüzü buna vermeniz gerekiyor. Bu bağlamda Cagatayca’nın yaptığı ‘Pazar sohbetleri’ takdire şayan. Aslına bakılırsa burada bahsetmemin nedeni, bilmeyenleri bundan haberdar etmek dışında, Çağayca’da geçen hafta (pazar sohbetleri-6) ‘türban’ konusunun tartışılmasıydı.

Tartışmanın başında ‘türbanın’ tarihçesi diyebileceğimiz bilgiler verildi.(sümerlere kadar gidildi) Burada ana tema toplumun kadının bireyselliğini hiçe saydığı idi. Bu noktada genel olarak katılıyorum, ama ironik olan bunu yaparkende yine aynı kadının önemsenmediği. Bunu şöyle açıklamak daha doğru; bir türbanlı kadın düşünelim. Ve bu kadının başına taktığı ‘türbanın’ geçirmiş olduğu evrelerden bahsediyoruz ve bunun erkeklerin dayatmasına boyun eğme göstergesi gibi sunuyoruz; ama bunu yaparken bu ‘türbanlı’ kadının ne düşündüğünü önemsemiyoruz. Hani ’sen bunu işte bu ve bu sebeplerden dolayı takıyorsun, senin neden taktığının bir önemi yok, bu böyledir’ şeklinde anlatıldı. Özellikle bir konuşmacı, ’siyasal harem’ şeklinde girdiği konuşmasında ‘türban neden örtülür’ başlığı altında bir çok madde saydı. Dediğim gibi, yine kadın ikinci sınıfa atılmış oldu. Elbette konuyu tartışan arkadaşlarımızın kadın ayrımcılığı yaptığını söylemiyorum. Ama ‘türbanlı’ kadını bir birey olarak ve kendi düşünceleri doğrultusunda örtünemeyen, hep bir başka sebeplerden ve bir dış dayatma sonucu örtündüğüne yönelik şeyler söylemeleri ‘türbanlı’ kadını belkide farkında olmayarak ikinci sınıfa atmış oluyor.. (yazının devamı için..)

Zaten ben konunun din eksenli veya böyle ‘türbanın’ geçirmiş olduğu evreler üzerinden yapılan tartışmaların temelden hatalı olduğu kanısındayım. Zira bunun bireysel bir özgürlük olarak görmemiz gerektiğine inanıyorum. Bir çok defa ifade ettiğim gibi Kuran’dan farklı yorumlar çıkabilir ve herkes istediği şekilde anlama ve kendince yorumlama hakkına sahiptir ve çıkardığı yorum artık o kişinin inancıdır. Bu noktada ‘Kuran’da böyle bir emir yoktur’ demenin manasızlığı ortada. Çok absurd bir örnekle açıklarsak, diyelim bir ayetten X kişisi a yorumunu çıkarıyorsa, diğer y kişi b yorumunu çıkarır ki bu noktada ortaya aynı ayetten iki farklı yorum ve iki farklı inanç ortaya çıkmış olur. Ve herkes inancını ifade etme hakkına sabiptir.

Bu eleştrilerden sonra tartışmada çok önemli noktalarada temas edildi. Mesela, ‘anadoludaki başörtüsü ile üniversitelerdeki başörtüsü arasındaki farklardan’ bahsedildi. İşte işin bam teli bana kalırsa bu noktaydı. ‘Bırakınız açsınlar, bırakınız örtsünler’ anlayışıyla basitçe çözülebilecek bir ’sorunun’ düğümlendiği nokta diyebiliriz.

Bu noktaya açıklık getirmek açısından ulusalcı cephenin replik haline getirdiği, ‘ninemizin başörtüsü’ kavramından bahsedeceğim. Cagatayca’da da ‘anadoluda ki başörtüsü tarzı’ şeklinde geçen ‘ninemizin başörtüsü’ kısaca Cumhuriyetci elitin ‘kutsal alanı’ olan kamusal alana girmeyen ama kamusal alanın hizmetcisi ‘türbanlı’ kadınların ‘türban tarzı’ diyebilir. Bu ‘kutsanmış’ kamusal alana girmedikleri için ve/böylelikle Cumhuriyetçi elitin ‘kutsal iktidarını’ ve imtiyazlarını tehlikeye düşürmedikleri için aslında tehlikesizdir. Bu yüzden ulusalcı cephe sık sık ‘ninemizin başörtü’ tarzı ile sorunumuz yok der.

Bunun yanında ‘ninemizin’ başörtüsü tarzından farklı olan ve yine Cagatayca’da, ‘üniversitedeki başörtüsü tarzı’ olarak anlandırılan ve yine ulusalcı repliğin tekrarladığı ’siyasal türban’ dedikleri şey. ( ’siyasal türban ‘ yine Cagatayca’da ki tartışmada geçmişti) Bu bahsettiğimiz şekli ise ‘tehlikeli’ olanı. Görünüde komik gelebiliyor; yani cenenin bir kaç CM altına inen bu örtü neden ‘kutsal’ cumhuriyet için tehlikeli olsun ki?

Bunun sebebi ise bu tarz ‘türbanlı’ bireylerin ‘ninelerimizden’ farklı olarak daha fazla entellektüel birikime sahip olmaları, eğitimli olmaları. Kısaca bunlar ‘muhafazakar elitler’ diye anlandırılabilir. İşte sorunun başlama noktasıda burası. Bu kesim kamusal alanda daha fazla görünüyor. Örneğin üniversite eğitimi alıyorlar, senfoni dinliyorlar, eğlence merkezlerinde görünüyorlar, siyasetle aktif olarak uğraşıyorlar.

Ve işte ‘kutsal’ cumhuriyetin imtiyazlı Cumhuriyetçi elitleri bu noktada tehlike çanlarını çalmaya başlıyorlar. Cunku ‘kutsal’ yaşam alanları olan kamusal alana artık eğitimli muhafazakar bireylerde girmeye başlıyor. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte kafalarında yer eden o muhafazakar insan tipi farklılaşmıştı cunku. Halen 80 yıl öncesinde kalan fikileri muhafazakar kesimin kendileri gibi kamusal alanda boy göstermelerine anlam veremiyor. Cunku kafalarında ‘türbanlı’ kadın her zaman evlerine gelen bir görevli, kapıcının karısı, eğitimsiz bir birey. Ama 80 yılda muhafazakar kesim kendini her alanda yeniledi. İşte bozulan ezberleriyle şaşkına dönen cumhuriyetçi elitler ‘kutsal alanları’ olan kamusal alanda bir ‘kuşatılmışlık’ hissi yaşıyorlar.

Türkiye’de yaşayan krizin temeli burada. Bu yüzden sümerlere kadar gitmek meseleyi bu eksenden kaydırmak olur. Ve bu tartışma Türkiye’de yaşanan ‘türban’ eksenli krize ışık tutmaz.

Tartışmanın kendimce eksik kalan taraflarını bu şekilde doldurmak istedim. Bunun yanında osmanlı’da değişimin kadın üzerinde durulduğuna değilindi, ama Cumhuriyet’in de yine kadın üzerinden geldiği konusuna değinilmedi. (Cumhuriyetin mitingleri’nin simgesi, bayrak temalı dekolteleriyle Türk bayrağı taşıyan kadınları mesela.) Bu kısmada girecektim, ama şimdilik bu kadar. Ara ara bu konuya devam edeceğim; çunku çok geniş bir konu.

Not: Tv ekranlarında içeriksiz türban tartışmaları yaşanırken blog dünyasında birbirini anlamaya çalışan ve gerçekten içerikli tartışmayı amaçlayan insanların olması blog dünyası için bir şans. Bu bağlamda üstte verdiğim linkten Pazar sohbetlerini dinleyebilirsiniz.



8 Responses to “Türban Tartışmaları-I”  

  1. 1 çağatay

    ellerine sağlık ilk başta :)
    Diyeceğim fazla bir şey yok yapıcı eleştirilerinde. Ancak yazıyı okuyunca, sanki türban yasağına evet dermişcesine bir tutumumuz varmış gibi gözüküyor. Bu görüşte olmadığımızı buradan da hatırlatmak isterim.
    Kolay gelsin…

  2. 2 ucanbalik

    çağatay bey merhaba..

    evet, zaten çağatayca’da bir kaç dakika gezinmek yeterli yasaklardan yana olmadığınızı anlamak için. Zaten sohbetin linkinide verdiğim için ayrıca bunu vurgulama gereği duymadım. dinleyenler bunu anlayacaktır.

    yasağın absurdluğu konusunda fikir ayrılığı yok, ama bakış açısı konusunda ufak farklar var. Sohbeti dinledikten sonra kendimce o farklardan bahsetme isteği duydum. Ve bu yazı çıktı.

    sevgiler..

  3. 3 Leyla

    Merhaba,

    Bir başörtülü olarak yazınızdaki tesbit ve ifadeleriniz beni mutlu etti. Hemen hemen “yılgınlığımdan dolayı” kendi blogumda ifade etmeye artık üşendiğim şeyleri böyle güzel düşünen güzel insanların bloglarında görmek beni mutlu ediyor, rahatlatıyor. Diyorumki bir yerlerde yazılıyor, bu güzel. Oluyor baya, bir TV kanalında izlemiştim. Sanırım bir milletvekili idi, demiştiki “Başörtüsü karşıtları eğer babanneleri gibi örterlerse kabul edeceklerini söylüyorlar. Peki sorarım ben bunlara, onlar babanneleri gibi giyinirler mi? Köylü baş bağlaması gibi bağlasın diyorlar, onlar köyde giyildiği gibi giyim tarzını benimserler mi? Neden bu başörtülü bayanlar ister modern, ister istedikleri şekilde giyinip, başlarını örtmesinler?” bir sevinmiş bir sevinmiştim o bunu deyince :) işte budur, hadi bir de burdan yakın! :) Annem anlatır, İstanbul’dan İzmir’e geldiğinde dedemler, İzmir’de yerleştikleri semtte başörtülü neredeyse hiç yokmuş. Annemleri görenler ya da yeni tanıyanlar temizlikçi sanıyormuş. Neden? Çünkü 70′li yıllarda başörtülü kadınlar ya köylü, ya işçi, ya temizlikçi olurdu ondan.. Ama şimdi ise koskoca holdingleri yöneten, önemli görevlerde yöneticilik yapan, başlarını açsalarda öğretmenlik yapan ve ülkeye iyi insanlar yetişmesine faydası dokunan öğretmenler var, avukatlar, doktorlar, mimarlar.. başörtülü bunlar… Türkiye’de okumaları engellenip Avrupa’da Amerika’da ünv.lerin 1.si olan kızlar var. Ama bizim insanımız kalkıp bunları dışarda okutan derneklere teşekkür etmesi gerekirken Tayyip Bey’in kızlarını neden Amerika’da okuttuğu sorgularlar? Elbette okutacak! Ya ne yapacak? Liseden sonra, “Aman kızlarım, sizi şimdi everelim, okumayın yada başınızı açın okuyun, elimizde fırsatımız var sizi aklı ve vicdanı hür, huzurlu bir şekilde okutabilirz ama olmaz” mı deseydi? Çıldırıcak gibi oluyorum.

  4. 4 ucanbalik

    Leyla hanım,

    Merhaba.. Bahsettiğiniz şeylere katılıyorum. Sanırım bu sizin de bahsettiğiniz dönüşümle alakalı. Çevre merkeze kayıyor. Ee haliyle imtiyazları adına birileri bundan rahatsız.

    Dönüşüm/değişim. Bu bir süreç. Biraz sancılı olacak, ama bu olacaktır..

  5. 5 hüseyin

    kaleme aldığınız yazı için teşekkür ederim. çok güzel.Lakin,
    Yazıdan bir alıntı : “Bir çok defa ifade ettiğim gibi Kuran’dan farklı yorumlar çıkabilir ve herkes istediği şekilde anlama ve kendince yorumlama hakkına sahiptir” burda bi hata olmalı die düşünüyorum.. kitap,sünnet, icma-i ümmet,kıyas-ı fukaha…
    Kuran’ın ilgili ayetlerinden çıkarılacak tek bir sonuç var.. o da âşikardır.

  6. 6 hüseyin

    okunduktan sonra denilebilir ki konuyla tamamen alakasız bir yorum olmus… ama yazmak istedim.

    Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettürü sağlamasıdır. Eli ve yüzü dışında bütün vücudunu örtmesidir. Giyilen bir elbisenin tesettüre uygun olması için de altını göstermeyecek şekilde kalın ve namahrem yerlerini örtecek kadar uzun olmalıdır. Bunun için altını gösterecek şekilde ince ve şeffaf olan bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz.

    Bu meseleye esas teşkil eden hadis-i şeriflerin meali şöyledir: Hz. Aişe’nin rivayetine göre, kız kardeşi Hz. Esma bir gün Peygamberimizin huzuruna gitti. Üzerinde altını gösterecek şekilde ince bir elbise bulunuyordu. Resulullah (a.s.m.) onu görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu: “Ya Esma, bir kadın buluğ çağına erince (yüzünü ve ellerini göstererek) bunlardan başka bir tarafının görünmesi sahih olmaz.”(1)

    Sahih-i Müslim’de Ebû Hüreyre (r.a.) tarafından bir rivayette Peygamberimiz, giyindiği halde açık olan, yani ince ve şeffaf elbise ile dolaşan kadınların cehennemlik olduklarını, cennetin kokusunu bile alamayacaklarını bildirirler.(2) Alkame bin Ebi Alkame annesinin şöyle dediğini rivayet eder: “Abdurrahman’ın kızı Hafsa’nın başında, saçını gösterecek şekilde ince bir başörtüsü olduğu halde Hz. Aişe’nin huzuruna girdi. Hz. Aişe başından örtüsünü alarak ikiye katladı, kalınlaştırdı.(3)

    Hz. Ömer (r.a.) ise, cam gibi şeffaf olmasa da, giyindiği zaman altını iyice belli eden elbisenin kadınlara giydirilmemesi hususunda mü’minlere ikazda bulunmuştur.(4)

    İmam Serahsi bu nakilden sonra, kadının giydiği elbise çok ince de olsa yine aynı hükmü taşır, şeklinde bir açıklama getirir. Daha sonra da, “Giyindiği halde açık” olan mealindeki hadisi kaydeder ve şöyle der: “Bu çeşit bir elbise şebeke (ağ) gibidir, örtünmeyi temin etmez. Bunun için yabancı erkeklerin bu şekilde giyinmiş bir kadına bakması helal olmaz.(5) Elbisenin şeffaf olmasındaki ölçü, tenin rengini belli etmesidir. Dışarıdan bakıldığı zaman elbisenin altından insanın teni görünüyorsa, elbise ince de olsa, kalın da olsa böyle bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz.

    Diğer taraftan kadınlar gerekli örtüyü sağlamak zorunda oldukları gibi, erkeklerin dikkatini çekecek bakışlardan, konuşmalardan ve yürüyüş tarzından da sakınmaları gerekir:

    “Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunan (köleleri), erkeklerden, kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî güçten düşmüş) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye, ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki, kurtuluşa eresiniz.” (Nur Suresi 31)

    İşte hür kadınların, bu istisna edilmiş kimselerden başkasına zinetlerini göstermemeleri, kendi iffet ve korunmaları ve güzel geçimleri noktasından gayet önemli olduğu gibi, yabancı erkekleri etkilememek, günaha sokmamak, edeb ve iffet telkin etmek noktasından da çok önemlidir. Özellikle bu noktayı da düşündürmek ve tesettür emrinin kuvvet ve şumülünü bir daha hatırlatmak üzere, yürüyüş tavırlarının bile düzeltilmesi için buyuruluyor ki: gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar, yani baştan ayağa örtündükten sonra yürürken de edeb ve vakar ile yürüsünler. Örtüp gizledikleri sunî veya doğal ziynetler bilinsin diye, bacak oynatıp ayak çalmasınlar, çapkın yürüyüşle dikkat nazarları çekmesinler; çünkü erkekleri tahrik eder, şüphe uyandırır. Fakat unutulmaması gerekir ki, kadının bu konuda başarısı daha önce erkeklerin iffeti ve görevlerine dikkati ve toplumda olanların gayreti ve özeni ile de ilgili olarak, bunlar da Allah’ın yardımı ile ayakta durabilir. Onun için bu noktada Resulullah (s.a.v) den bütün müslümanlara hitap ve erkekleri zikredip kadınları da içine alacak bir şekilde buyuruluyor ki:

    Ve ey müminler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. Demek ki bozuk bir toplulukta kurtuluş ümid olunmaz, toplumun bozukluğu da kadınlardan önce erkeklerin kusur ve hatalarındandır. Bundan dolayı başta erkekler olmak üzere erkek dişi bütün müminler imana yaramayan ve cahiliyyet izleri olan kusur ve hatalarından tevbe ile Allah’a dönüp Allah’ın yardımına sığınıp emirlerine özen ve dikkat göstermelidirler ki, topluca kurtuluşa erebilsinler. O halde herkesin kurtuluşu bakımından iş sahipleri ve ilgili şahıslar şu emirlere de özen göstermelidir. (Elmalılı, Tefsir)

    (1) Ebû Davud, Libas:31.
    (2) Müslim, Libas:125.
    (3) Muvatta’, Libas:4
    (4) Beyhaki, Sünen, 2:235
    (5) el-Mebsût,10:155

  7. 7 ucanbalik

    Hüseyin bey,

    Yazıda bahsettiğim gibi konuyu dini açıdan değerlendirmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ve konuya bireysel özgürlükler noktasında bakıyorum.

    Bu bağlamda bir birey, ‘Kuran’da başörtüsü diye bir şey yok’ diyebilir; ve ben yine, benim bakış açım olan, ‘bireysel özgürlükler’ noktasında bu kişinin bu tercihini desteklerim.

    Sizin bahsettiğiniz konu ise din eksenli bir tartışmanın konusu. Bu bağlamda,

    “Bir çok defa ifade ettiğim gibi Kuran’dan farklı yorumlar çıkabilir ve herkes istediği şekilde anlama ve kendince yorumlama hakkına sahiptir” burda bi hata olmalı die düşünüyorum.. kitap,sünnet, icma-i ümmet,kıyas-ı fukaha…

    bu yorumunuz sizin bakış açınız doğrultusunda hatalı gözükebilir. Size hak veriyorum; ama konuya çerçeve değerler olan ‘bireysel özgürlükler’ noktasından bakıldığında ise bir hata gözükmüyor.

    Yani eğer, çerceve değer olan ‘bireysel özgürlükleri’ tam olarak sağlarsak, farklı inanç grupları inandıkları gibi yaşama hakkına sahip olacaklardır. Önemli olanın bu olduğunu düşüyorum.

    katkınız için teşekkürler..

  8. 8 hüseyin

    rica ederim.. ben de size tşk ediyorum kolay gelsin..

Leave a Reply