Bugun bir bildiri servis edilip edilmediği konusunda bir fikrim yok. 21 Mayısta yargıtay, 22 Mayısta Danıştay ve 23 Mayısta Üniversiteler arası üst kurul birer bildiri servis ettiler. Açıkcası bugun bir bildiri, şöyle post modern darbe felan bekliyorum. Sincan yollarından tank, top, ne bileyim uçak v.s. geçerse ilk ben bildireceğim, TSK’nın internet sitesini de sürekli yeniliyorum; 21-22-23 tarihlerinde üst üste bildiriler servis edildiğine göre bugun de muhtemelen TSK verecektir bir ayar, şöyle en afillisinden. Ee tabi bu ülkede bürokratik elitin; yani Kadir-i Mutlak’ın buyruğundan çıkmak büyük bir suçtur. Bürokratik elitin çizdiği kırmızı çizgiler içerisinde top koşturmamız gerekir. Bu sınır içerisinde yapacaksın siyaseti, aksi takdirde ‘zinde kuvvetler’ rahatsızlanıp devirebilir sizi. Bunun için uzağa gitmeye gerek yok esasen. 12 Eylül, 28 şubat, daha evvelden Demokrat Parti’nin indirilmesi ve ülkenin başbakanının asılması.Ve aynı zamanda gözü karadır bu burokratik elitlerin. Ekonomi ne olacak, ülke ne hale gelecek hiç önemli değildir; çunku hepsinden daha önemlisi o ‘kutsal imtiyazları’dır. (gerçi haksızlık etmeyelim, borsayı düşünerek bildirileri Cuma öğleden sonra servis ediyorlar) (yazının devamı için..)

Bugun Taraf’tan Ahmet Altan, bu sürecin sonunda yapılmak istenilene dair önemli ip uçları veriyor. Yazısında yapılmak istenilenleri sıralamış: ‘Gül’ün köşkten indirilmesi, teknokratlar hükümeti kurulması, AB sürecinin askıya alınması, Ergenekon çetesine karşı yürütülen soruşturmanın durdurulması, sıkı yönetim türünden uygulamalara gidilmesi, Kürtlere karşı sert bir politika izlenmesi‘. Altan, yazısının sonunda bunun bir süreç olduğunu ve bu sürecin sonucunda bu planların başarısızlıkla sonuçlanacağını, ama her şeye hazırlıklı olmamız gerektiğini söylemiş.

Ne yazık ki Altan kadar ‘iyimser’ olamıyorum. Bu süreçte AKP demokrasiyi temsil eden taraf olmuştu ve bellirli bir sürede önemli reformlara imza atmıştı; ama kapatma davasından sonra, Perihan Mağden’in tabiriyle, ‘tam bir tevekkül sessizliği’ne girdi. AKP, sivil anayasa, yargı reformu gibi önemli konulara el atmayarak aslında kendi ipini çekmiş oldu.

Ve bütün bu hatalar sonunda oligarşi, AKP’yi bitirmek için ‘incelikli darbe’ veya ‘yargı darbesi’ sürecini başlattı. Son bildirileri bu bağlamda düşünürsek plan işliyor. AKP, sessiz ve korkak tavrına devam ederse demokrasi bir kez daha kaybetmiş olacak. Tıpkı, 12 eylül, 27 mayıs ve 28 Şubat’ta olduğu gibi..



9 Responses to “Bu Zararsız Bir Bildiridir!”  

  1. Yazdıklarını okudum.. Şaşkınlık içerisinde ve bu şaşkınlığım yazdıklarının iyimserliğinedir.. Bu “iyimserlik” Ahmet Altan iyimserliği değil, o bağlamda şunu demek gerekir ki, Yargıtay Başkanın, AKP’ye açmış olduğu kapatma davası zaten TSK’dan bağımsız değildir. Böyle düşünmemek safdillik olur. Ki, bu bir rövanştır. Kimin açısından dersen TSK ve AKP açısından. Laikler ve anti-laikler açısından. Bayrağına orak-çekici vb. ilerici bilmem bir işareti koysa gerici-burjuva bir parti, dese ki, özerkliğimizi verin, bunu destekleyecek miyiz? Sorun tamda budur!

    Kemalizm doğası gereği görevini yerine getiriyor, burada Kemalizmin yapmış olduğu “aymazlıkları” meşrulaştırmak niyetinde değilim peki, ama Avrupalı ve Amerikalı emperyalist siyasetcilerin gözbebeği gibi sakındığı / koruduğu AKP ve Erdoğan kliğini desteklemek ne kadar doğrudur.. Neyi düşündüğünüzü neyi savunduğunuzu bilmiyorum ama şu var ki, uzlaşmacı bir çizginin tam üzerinde yürüyorsunuz… İşiniz zor, kolay gelsin demekten başka bir diyemiyorumm.

  2. yeraltındannotlar,

    Aslına bakarsanız AKP’yi destekler göründüğüm doğru, ama yanlış hatırlamıyorsam Baskın Oran şöyle bir laf etmişti, ‘bizi akp’ye mahkum edenler utansın’. Tam da bu. Bir kaç hafta önce şöyle yazmıştım;

    Ayşe Kadıoğlu’nun geçen hafta Radikal-iki’de söylediği gibi, ‘bugun aklını başkalarına teslim etmeyenler açısından siyasetin, darbelerin gölgesi altında can çekiştiği gerçeği son derece açık. Bugun Türkiye’de adına darbe denilmeyen, darbe değilmiş gibi yapılan bir darbe sürecinin içindeyiz. Bu ‘incelikli darbe’nin taşıyıcıları arasında siyasal alanı kapatmaya girişen herkes var.’

    Ayşe Kadıoğlu değerlendirmesinde son derece haklı. Şu an Türkiye’de yaşanmakta olan bir ‘yargı darbesi’ dir. Halk tarafından seçilen ’seçilmişlerin’, atanmışların hukuki olmayan müdahalesiyle indirilmek istenmesi. Yani doğrudan ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ hükmüne bir saldırı söz konusu. Demokrasinin normal seyrinden çıktığı böylesi dönemlerde ‘amalar..’ bir kenara bırakılmalı ve siyasetin, dolayısıyla demokrasinin bekası için sivil irededen yana tavır alınmalı. Bu noktada ideolojik görüşü ne olursa olsun, demokrasiyi benimseyen herkes bu yargı darbesi karşısında akp’den yana saf tutmalıdır. Ahmet İnsel’in ifade ettiği gibi, ‘AKP’nin kapatılma davası karşısında sallanan duvarın altında sadece AKP kalmayacaktır..’

    genel olarak düşüncem bu doğrultuda. Akp’nin ne kadar ‘demokrat’ olduğu da ayrı bir tartışma konusu tabi.

  3. Sessiz ve sesli darbeler döneminde olduğumuz muhakkak, Ordu’dan darbe beklentileri, AKP’nin uyguladığı siyasal darbeler vb. vb. Bu yüzden senınde Ahmet İnsel’in ifade ettiği ‘AKP’nin kapatılma davası karşısında sallanan duvarın altında sadece AKP kalmayacaktır..’ sözüyse zaten asgari ücretle çalışan, evine ekmek götürmeye çalışanları, işçizleri, gençlik kesimini ifade ediyor, onları tanımlıyor. Bu yüzden zaten yıkılan bir duvarın altındayız. Bu duvarın altında sadece sermayedarlar yok.

    Dolayısıyla, köleliği farkında olmadan meşrulaştırdığımız zaman ülkemizde demokrasinden, çağdaşlıktan, özgürlükten bahsedemeyiz. Bu yüzden bu sistem kendine benzeşenleri oluşturmaya gidiyor, gecen dönemlerin iktidarları da dâhil, AKP’de bunun devamcısıdır fakat bir tek farkla bugün AKP kadar bunu uygulayan bir hükümet olmamıştır. Bu yüzden sistem kendi çocuklarını hem doğuruyor hem de yiyor.

    Türkiye içimizdeki oligarşi tarafından ABD ve AB’nin arka bahçesi haline getirilirken de 70 milyon, uyuşturulmuş yığınlar haline geliyor ve tepki veremiyor. En küçük bir tepkiyse “fiili” ve “fiilsiz” faşizmin sobasıyla ehlileştiriliyor. Bu yüzden işin kötüsü insanlar farkından olmadan sistemin bir parçası haline gelmeleridir. At ile arabanın yeri değişmiş, her şey insan için değil, “insan piyasa için” dayatması yapılıyor. Özetle dini, “dünya nimetlerinin bir aracı haline dönüştüren işbirlikçiler” türemiş.

    Tek başına iktidar olmak tehlikeli bir güçtür. Hem güçlüsündür hem de durumun güçtür.

  4. 4 vista

    Bu dünyada bizden başka yargı darbesine maruz kalan ülke var mı? Galiba yok. Hey güzelim memleket, kimlerin elinde ne hallere düşmüş. Senmi olacan memleketin hakimi, ben mi? Senmi yönetecen benmi?

  5. Demokratligin gerekleri arasinda sayacagimiz maddeler:
    1) toplumda genel kabul gormus demokratik mekanizmalarin isleyisine saygi gostermek,
    2) bu mekanizmalari zedeleyen davranislara karsi durmak,
    3) ikinci maddede sozunu ettigim turden saldirilara maruz kalanlari da bu kapsamda savunmak

    Dolayisiyla AKP’ye bildirilerle yapilan gayrimesru saldirilara karsi AKP’yi savunuruz.

    Yine ayni prensipler dogrultusunda, Taksim’de sendikali iscilere, sosyalist partililere yapilan gayrimesru saldirilara karsi orgutlu emekcileri, sosyalist partileri savunuruz.

  6. Amerika Birleşik Devletleri ve AB’li siyasetçiler can siperhane bir şekilde AKP’yi ve Erdoğan’ı sahipleniyorlar. Kaldı ki, yüzde 47′lik kömürlerle tav olan bir kesimde bu neticeye ayak uydurmak zorundadır. Ama onların zorunluluğu, özgürlüklerin kendi ellerinde olduğu varsayımından gelmiyor. Onlar öyle düşündürülmeye yönlendirilmiş, bu doğrultuda ve din ekseninde AKP’ye verilmeyecek her bir oyun komunistlik olduğunu düşündüklerinden dolayıdır.

    Siz isteseniz de / istemeseniz de ABD gibi bir züperr güç, ve AKP istese de, bu topraklarda şeriat / meriatı getirtmez, onlar zaten “Ilımlı” bir model belirlemişlerdi. Bundan dolayı olsa gerek Erdoğan AKP’nin kapatılmayacağını söyle dursun, buna kendisi bile inanmamaktadır. AKP kapatılır ya da kapatılmaz ama Erdoğan ve yaverleri geri adım atmadan / uzlaşmadan (deyim yerindeyse) Kemalizm’in bütün kalelerini vura vura gidecek. Geriye de sadece uzlaştırılmış, parçalanmış, dininden edilmiş bir halk kesimi kalacak.

  7. el idiota’nın söylediklerine katılıyorum.

    Bunun dışında bu ‘odun, kömür’ yorumu bana çok ironik geliyor, daha önce yine belirtmiştim. VE/yine bunun dışına AB’li siyasetçilerin akp’yi sahiplenmelerinin ardında ‘ılımlı islam’ gibi bir projenin olduğuna inanmıyorum. (yabancılara bakış konusuna jörmungand’da bir yazı vardı.) Demokrasisi oturmuş bir Türkiye onlarında çıkarına. Zaten AKP’nin ‘ılımlı islam’ diye bir derdi yok ki.

    Ayrıca, Türkiye’de siyaset alanı bütünüyle burokrasi (TSK, yüksek yargı, chp, barolar, bir kısım medya b.s.) tarafından kuşatılmış durumda. AKP işte bu kuşatılmaya karşı bir direnç gösterdiği için önemlidir. Ergenekon olayı ile bu burokrasinin uzantıları ve toplumu terörize etme, şidddeti tırmandırma, linç ortamı yaratma gibi konularda ne kadar deneyimli olduğu görüldü.

    Bir çok temel sorunu çözemiyoruz yıllardır. En başta da Kürt sorunu geliyor. Bu ve bunun gibi bir çok sorunun temeli bence işte bu iktidar ikiliği. Bu ikiliğe son verildiğinde bir çok soruna çözüm bulmuş olacağız; çunku artık yönetim bir kaç cumhuriyetçi elitin değil, halkın olacaktır.

  8. 22 Temmuz öncesi seçimlerden sonra resmi bir alıntı: “Valilikler aracılığı ile 22 Temmuz yaz günü bile bedava kömür dağıtan AKP hükümetinin, TTK ve TKİ’ye toplam 144 milyon YTL borç taktığı belirlendi. Fakirlere dağıtılan kömür, bu yıl sonunda 7.4 milyon tona ulaşacak. Hazinenin borç taktığı TTK ise bu yıl 419 milyon YTL zarar edecek.” Manşetlere çıkan bu kısa anekdottan sonra şunu söylemek gerekirse ucan balık, TSK’nin e-muhtırasından sonra AKP kadar batı bağımlısı olan ordunun dili yanmış olacak ki, yoğurttu deyim yerindeyse üfleyerek yeme derdindedir. “AKP’nin kapatılacağına inanmıyorum” diyen Recep T. Erdoğan kliği bu söylediğine bile inanmamaktadır, e-muhtıradan sonra Yargıtay’ın açtığı kapatma davası da TSK’dan bağımsız değildir diye düşünüyorum demiştim daha önce de.

    Yine devamla..

    Ama öncelikle AKP’nin iktidara gelmesinde bu etkenlerle birlikte dediğiniz gibi bir “tepki” ama arkasında “satılamaz” yazan ve satılabilir çeyrek altınlarla bir halk kesimi, muhtarlara seçim rüşveti olarak verilen ve seçimlerden sonra bloke olan “cep telefonları”ndan sonra ülkenin yüzde 47’lik bir kesimine kömür dağıtmıştır. Bu olguları kabul etmeyebilirsiniz, bu birşeyde değiştirmez.. Kaldı ki, bunu kendileri bile inkar etmiyor ve pişkinçe dillendiriyorlar. Bunu kimse yadsıyamaz, bir örnek verebilirim size, Bursa’da evinin önüne getirilip dökülen kömürlerden sonra, dairenin ziline basılıp “size kömür getirdik” diyen görevli, daire sahibinin evinin “doğalgazlı” olduğunu söyleyerek, kömürleri reddedişi de dava edilmiştir.

    Daha nasıl bir etken vardır diye düşünüyorum. Evet, bir tane daha var, İstanbul’da toplu taşımada yanımda cereyan eden olaysa tam bir liberalizme sarılıp “devrimcilik” oynama edebiyatıydı. 20 yaşlarında ki, kız yanımda bulunana şunu demişti: Ufuk Uras 3. bölgeden aday olsaydı oyumu ona verecektim ama değildi.. Eee ne olmuştu. Peki kime oy vermişti?

    Tabii merakla yanımdakine sorsana kime oy vermiş dediğimi ve sorunun cevabının da AKP olduğunu duyunca da deyim yerindeyse dumura uğramıştım. İşin açıkçası birçok kişi “AKP’yi demokrasinin biricik temsilcisi” hatta havarisi gördü. Ve bir tepkiden dolayı da oy verenleri de tabii ki, yabana atmıyorum ama bütün bu süreçler birbirini tamamlamıştır. Ayrıca Anadolu sermayesi dediğiniz şey çoktan kendini fes etti. Bugün yabancı sermayeyle birlikte artık Yeşil-Arap bir sermayesinin sahibiyiz. Öyle ki, ezilen-fakir ve daha da yoksullaştırılmış halk kesimi domates ve yeşilbiberin fiyatıyla “enflasyonun” düştüğü yaygarasına inanarak açlık sınırına getirilmiştir. Kendine ait tek bir “yerli” sermayesi yok. Siz Türkiye ki (özellikle de Batı’da) fabrikaların yabancı sermaye tarafından işletildiğini bilmiyorsunuzdur sanırım. Ya da biliyorsunuzdur da dillendirmek işinize gelmiyordur..

    Oturup üzerinde tartışmakta “bizim” gibi safdillerin işi oluyor. Burjuvazi gündem yaratıyor, biz ise onlara tabii oluyoruz. Maalesef bu böyledir, dünyanın birçok geri bıraktırılmış ülkesi kendini “devrimci” sanan “liberal solculardan”, aydınlanmadan ve özgürlüklerin savunuluğunu yaptığını sanan “entektüellerden” çekmektedir demiştim sizin benım sayfamda ki yorumunuza karşılık..

    Sanırım okumuyoruz ya da okuyoruz ama verilen kaynakları sorgulamıyoruz ve/ya da önemsemiyoruz.. Türkiye’de ki bir halk kesiminin bağımsızlığını talep etmesi, deyim yerindeyse ne postal yalayıcılığıdır ne de ulusalcılıktır. Bu uzlaşmama politikasıdır. Ve burjuvaziler kampında ki çelişkileri örtbas edip, çelişkileri kullanmaya çalışmaktır.

    Özgürlüğü kendinden menkul olan liberalizm özgürlüğüne sarılarak asla değil!

  9. wingding says : I absolutely agree with this !


Leave a Reply