Archive for the ‘BİLİM TEKNİK’ Category

İbret Almak Lazım

January 19, 2009

1432200901190722082371Türkiye’de bi dönem gündemi oluşturmuştu, ben de birkaç yazıyla değinmiştim (1, 2, 3) ‘yoktan enerji var edeceğini’ iddia eden ulusalcı ‘icadımız’ erke dönergecine. Neyse, zaten icadı gerçekleştiren generaller ortaya çıkmadı bir daha, heralde ellerinde patladı. Esasen bahsetmek istediğim kıçından enerji üretebilen erke dönergeci değil, yine buna benzer bir iddia ile ortaya çıkan bir marka. Vecta adlı marka sobalarının yüzde 80 enerji tasarrufu sağladığını iddia etmiş, hatta iddia etmekle kalmamış bir de bunla alakalı kampanya başlatmış. Kampanya ile ilgili bilgileri okuyunca inanamadım, koskoca markanın adam gibi bir makine mühendisi yok sanırım, çunku ortalama bir mühendis bilirki yoktan enerji var edilemez. Hadi ülkenin dör bir yanından mühendislik eğitimi almamış insanların ‘yoktan enerji var ettim’ deyip ‘icat’ çıkarmalarını anlıyorum, ama bir markanın bunu yapması oldukça garip. Neyse, zaten Ufo’dan yetkili bir kişi cevabı vermiş, şöyle demiş,

Termodinamiğin birinci yasası olan enerjinin korunumu prensibine göre, enerji yoktan var edilemez ve var olan enerji yok edilemez. Gerçek olan, 1 kW elektrik enerjisinden 860 kcal ısı enerjisi elde edilebileceğidir. Bu bağlamda 1 kW’lık değer, 860,42065 kcal oranına eş değer ise, söz konusu ürünlerle, mevcut ısıtıcılara göre yüzde 80 enerji tasarrufu elde edilemez. Verilen reklamlarda ve yayınlarda 1 kW elektrik enerjisinden 4.300 kcal ısı elde edilebildiği iddia edilerek tüketici yanıltılıyor ve kandırılmaya çalışılıyor.

Bir malzemenin ısıl iletkenliğinin yüksek olması, enerji tasarrufu sağlayacağı anlamına gelmez. Bir cihazın veya ısıtıcının materyallerinin ya da kullanılan malzemesinin değiştirilmesi, enerjinin korunumu kanununu değiştirmez. Bu yalan ve bilime aykırı olan durum ile kamuoyu ve insanlar kandırılmaktadır. Vecta markalı sobalar, moleküler ısı transferi sistemi ile yüzde 80 enerji tasarrufu sağlıyorsa, UFO’nun tüm mal varlığını Mehmetçik Vakfı’na bağışlamaya hazırız.

Vecta adlı markaya tavsiyem, bu tarz kampanyalardan vazgeçsinler. İşte, ‘yoktan enerji var ediyoruz’ diye ortaya çıkan ulusalcı generallerin halleri ortada, adamlar ekrana bile çıkamıyorlar. İbret almak lazım..

Devlet Elini Eğitimin Üzerinden Çekmeli

September 9, 2008

Bu hafta bir çok öğrenci ders başı yaptı. Ya da hayır, şöyle demeliydim, zorla ders başı yaptırıldı. Hemen aklıma ilkokula başladığım o ilk gün geldi. Tarifi imkansız bir acı yaşamıştım; çünkü artık dünya ile bağım bir şekilde kesilecek ve dört duvar arasında bize verilen şeyi almak zorunda bırakılacaktık. Bu ‘şeye’ ‘eğitim’ adı veriliyordu. Son derece militarist bir eğitimden geçiyorduk. Saçlarımız ‘asker traşı’ tarzında kısaltılmalıydı, kıyafetlerimiz birbirinin bire bir aynısı olmalıydı, her sabah aynı marşları söylemeliydik, asker gibi sıraya girmeliydik ve bize dayatılan ‘şeylere’ itaat etmeliydik.

Bütün bunların ötesinde bir de, buralarda adı ‘öğretmen’ olan, ama bu vasıf ile uzaktan yakından ilişkileri olmayan ve benim öğretmen diyemeyeceğim ‘devlet memurları’ vardı. Esasen bize verilen ‘eğitim’in çıkmazıda tam olarak bu devlet memurları. Bu yazının konusuda, benim ilköğretim hayatım değil, bu memur zihniyeti. (yazının devamı için..)

(more…)

Su Tasarrufuna Dair Bir Örnek

August 5, 2008

Uzmanlar tarafından sürekli ‘küresel ısınma’ vurgusu yapılıyor, ama buna rağmen belirli bir bilinç düzeyi sağlanmış değil. Medya tarafından bir çok tasarruf yöntemi aktarılmasına rağmen, bunun önemi bir türlü belirtilmiyor. Mesela, su tasarrufu konusunda yapılacaklar aktarılırken, insanların zihninde etki yapması açısından, yapılacak küçük bir tasarrufun ne gibi büyük yararlar sağlayacağı konusuna değinilmiyor.

Mesela buna bir örnek verelim. Her evde mutlaka tuvalet rezervuarı vardır. Tuvalet temizliği açısından bunu ortalama günde 5 sefer kullanırız. (yani günde ortalama 5 sefer sifon çekeriz) Bir tuvalet rezervuarının 20 litre su içerdiğini düşünürsek, 70 milyon kişinin yaşadığı ülkemizde, 20×5x70.000.000=7.000.000.000 litre; yani, günlük 7 milyar litre tatlı su tuvalet temizliğine harcanmış olacaktır. 2003 yılı itibariyle sulama sektöründe 29,6 milyar m3, içmesuyu sektöründe 6,2 milyar m3, sanayide 4,3 milyar m3 olmak üzere toplam 40,1 milyar m3 su tüketildiğini düşünürsek, tuvaletlerde tüketilen bu miktar oldukça önemlidir.

Paralı Üniversite

January 12, 2008

Yök başkanı ‘ilginç’ çıkışlar yapmaya devam ediyor. Aslına bakılırsa çıkışları pek ‘ilginç’ değil, ama Türkiye şartlarında ‘ilginç’ bulunabilen açıklamalar. Mesela bir kaç kez değinmiştim, Yök başkanı gelir gelmez, ‘üniversitede ki bütün yasakları kaldıracağız, bilime ağırlık vereceğiz’ türünde gayet normal, bir bilim adamından beklenen açıklamalar yapmıştı. Diyorum ya aslında çok normal açıklamalar bu ülkede anormal görülebiliyor. Bu açıklamalardan sonra Yök başkanına ‘gizli iktidardan’ çok yoğun tepkiler gelmişti, ‘üniversitede yasak mı arkadaş, sen Malezya’ya git’ türünden.. Ve/dahi öyle ki, Yök başkanını Erdoğan’ın arayıp ‘aman hocam, az sakin ol, bizi ipe götürüyorsun’ mealinde uyardığını felan söylendi.

Her neyse, asıl değineceğim konu, başkanın yaptığı son açıklama. Özetle diyor ki:

“Üniversitelerin her türlü bağımsızlığa kavuşması için bu gereklidir. Özellikle mali bağımsızlığa kavuşması için gereklidir. Devlet parayı üniversiteye veriyor. Üniversitenin bütçesini zenginleştiriyor. Üniversitelere verilen para burs olarak öğrencilere verilse, ihtiyacı olan her öğrenci bu burstan yararlansa, parası olan öğrenci okul parasını kendisi karşılasa olmayan ise devletten burs alsa bu daha iyi olur. Böylece üniversite kendi hesabını bilir, bölüm açarken, fakülte açarken çok dikkatli davranır. Eğer o bölüme yeteri kadar öğrenci çekemezse atıl kalır. Bu nedenlerden dolayı bana çok pratik geliyor.”

Başkanın açıklamalarını değerlendirenlerin bir kısmı, ‘akp nin atadığı adam’ mantığıyla hareket ettiğinden üzerinde düşünmeden direk karşı çıkıyor, başkanın fikirlerine. Bu tür ön yargılı grupları görmezden gelirsek, bir grup ‘vahşi kapitalizm’ diyerek karşı çıkıyor, benim de içinde bulunduğum diğer bir grupsa ilk bakışta fikri olumlu görüyor. Tabi ilk bakışta. Zaten başkanında pek kapmsamlı düşündüğünü sanmıyorum, sadece ortaya atıverdi bir görüş, iyi de etti aslına bakılırsa..

Neticede üniversitelerimizin içinde bulunduğu durumdan kimse memnun değil, en azından bugune kadar ‘ben memnunum’ diyenine rastlamadım. Bu da demek oluyor ki bir yerden başlamak gerek radikal değişikliklere.

Bana kalırsa üniversitelerin paralı olması kaliteyi arttıracaktır. Mesela bunu sıradan bir örnekle açıklayabiliriz. Devlet okulları ve dershane örneği ile. Devlet okullarında okuyan bir çok ‘öğretmen’ gerçekten yetersiz, kendini geliştirmedikleri ortada. Bunu devlet okulunda okuyan herkes adı gibi bilir.. Mesele lise tarih hocamın ders anlattığını hatırlamam, öğrencilere kitaptan ilgili konuyu okuttururken kendisi bir köşede uyumayı seçerdi. Lise de ki matematik hocamdan daha çok matematik bildiğimi söylesem bu heralde sizi şaşırtır. Ama ne yazık ki durum bu. Hal böyleyken bu açığı dershaneler kapatıyor; çunku dershaneler para karşılığında eğitim veriyorlar. Kısaca, bir dershane hocasının yan gelip yatma gibi bir lüksü yok, daima sınav sistemine göre kendini değiştirmek/geliştirmek zorunda. Ama bir devlet okulunda ki öğretmen devletten hazır maaşını her ay aldığı için kendini geliştirmek gibi bir girişimde bulunmuyor. Hal böyle olunca devlet okullarında ki eğitim açığı dershaneler tarafından karşılanıyor.. İkisi arasında ki fark gayet açık, biri ücretli diğeri beleş..

Aynen ‘dershane-devlet okulu’ örneğinde olduğu gibi üniversitelerde paralı olduğunda kalite artacaktır, bu mantıkla.. Tabi hemen akla, ‘parası olmayan öğrenciler ne yapacak’ sorusu geliyor. Yök başkanının dediği gibi devletten burs alacaklar.. Öğrenci okulu bitirip para kazanmaya başladığında da bu bursu belli bir yolla geri ödeyecek, tıpkı aldığımız öğrenci bursu gibi. Yani, üniversiteler devletten alacağına, öğrenciden alacak parayı. Öğrenci hizmet alan konumundan çıkıp, bir çeşit müşteri olacak. Ve yine dershane-devlet okulu örneğinde olduğu gibi öğretim elemanları kendini geliştirme mecburiyetinde olacak. Dolayısıyla kalite artacak..

Tabi bunların yanında ‘öğrenci mezun olduktan sonra Türkiye şartlarında nasıl iş bulacak?’ sorusu da akla geliyor. İngiltere, ABD gibi ülkelerde bu sistemin uygulandığını biliyoruz ve üniversitelerde ki eğitim kalitesi oranı bizden çok çok yüksek.. Ama tabi işsizlik bizde ki gibi büyük bir sorun değil..

Kısaca, ayrıntıya inildikçe olumsuzluklar kendini belli ediyor. Ama bana kalırsa ilk bakışta olumlu bir fikir. Madem üniversitelerimiz kaliteli eğitim veremiyor, bu durumda şüphesiz reform şart. Bir yerden başlamak lazım.

Yök başkanı yerinde bir açıklama yapmış. Tabi ayrıntılı bir öneri sunması şart. Çok geçmeden bunu da yapacağını düşünüyorum.

Anasını Da Yanına Alsın Mı Gürüz?

December 12, 2007

Üniversitelerimiz Teziç’den kurtuldu, aman pardon görevi süresi sona ermesi dolayısıyla kendisine veda etti. Ben eski Yök başkanı Gürüz’ün, ‘okeye dörtlü bulduk’ diye sevineceğini düşünmüştüm; ama Gürüz yeni Yök başkanının gelir gelmez yaptığı önemli açıklamalarına kafayı fena halde takmış. Habere göre, ‘Üniversitede yasak mı arkadaş, var da ben mi göremiyorum’ şeklinde bir açıklama yapmış. Bir de yeni Yök başkanımıza, ‘ananıda al malezya’ya git’ mealinde bir açıklama yapmış. Bir ara ‘komunistler moskova ya’ repliği vardı, sonra ‘islamcılar İran’a’ dediler, şimdi de bu çıktı; ama eski Yök başkanının çıkıpta yenisine böyle demesini ilk defa görüyorum.

Yeni Yök başkanı demişken, kendisi ülkenin önemli sosyologlarından biridir. Medyanın amiral gemisinin başındaki Özkök’cüm gibi bir fotoğraftan çok büyük toplumsal sosyolojik analizlerle büyük tüme-varımlar yapamasa bile iyi bir sosyologtur yani. Medyada çıkan haberlere baktığımızda ise bütün bu bilimsel çalışmalarının, akademik kimliğinin bir çırpıda silinip ‘akp nin adamı’ gibi saçma-sapan yorumlara maruz kaldığı görülyoruz. Radikal gazetesi, ‘bilmem kaç tane islam üzerine çalışması var’ şeklinde tanıtmış kendisini. İnsanın, ‘lan bu ülkede islam bir gerçek, ve nufusunun bilmem ne kadarı müslüman, elbette sosyolog bir akademisyen bu konuda bir çok araştırma yapacaktır’ diyesi geliyor. (perihan mağden de olmasa radikal okumayı da bırakacağım arkadaş!)

İşte böylesine absurd yorumlarla eleştrilen Yök başkanının liberal demokrasiye vurgu dolu, özgürlükçü açıklaması tepki çekebiliyor. Eh, kendisi ‘laiklik ve kazanımlarımız’ üzerine bir konuşma yapsaydı el üstünde tutulacağı kesindi, ama demokrasi dediniz mi siliniveriyor bir an da akademik kimliğiniz, bu ülkede böyle!

Bir de bahsetmeyeden geçemeyeceğim, nerede başörtüsü mevzusu geçse birileri çıkıp, ‘avrupa insan hakları mahkemesi nin kararı var arkadaş’ şeklinde açıklamalar yapıyor. İşin garibi son tahlilde batı karşıtı geçinen, ‘batı hain, bizi bölmek istiyor’ paranoyaları içinde olanlardan geliyor bu açıklamalar. İnsanın, ‘işine gelmeyince batı hain, işine gelince mutlak söz sahibi mi oluyor?’ diye soruveresi geliyor. Hoş, sanılanın aksine AİHM’nin böyle bir kararı yok. Kararda sadece yök ün karar merci olduğunu söylüyor; yani direk bir yasak getirmiyor! Yök aslında yazılı olmayan ve aslında var da olmayan bu yasağı kaldırdığında sorun çözülecek yani.

Gerçekten çok garip, yazılı bir yasak yok, sadece uygulanan bir yasak üstüne konuşuyoruz. Var olmayan, ama var olmuş gibi uygulanan bir yasağın varlığını tartışmak.

Gürüz’e tavsiyem malezya mısırından tatması, okey’e dörtlüde buldular; hem malezya mısırı yerler, hem okey oynarlar, hem de onu bunu malezya ya postalarlar..

Malezya’ya giderken Anasını da yanına alsın mı sayın Gürüz?

Güle Güle Teziç

December 6, 2007

Yök başkanı Erdoğan Teziç’in görevi bugun sona erdi. Kendisini gördüğümde nedense hep eski Cumhurbaşkanı Sezer’i görür gibi olurum, Sezer atadığı için mi böyle, bilemiyorum; belkide hükümete karşı aynı sertlikte cevap verdiklerinden, siyasi görüş olarakta birbirlerine pek bir yakın olduklarındandır. Eh, öyle olmasa atanmazdı zaten. Ata kendine yakın isimleri, siyasi görüşü yakın olsun yeter, bize ne diğer kriterlerden!


Teziç’in konuşmasını az önce dinledim, ‘anayasa yapmak siyasilerin işidir’ diyordu; pek bir şaşırdım açıkcası. Teziç’den beklenmeyecek bir açıklama, ben, ‘görev sürem bitiyor diye sakın ola bu işten elimi eteğimi çekeceğim sanmayın, bu hükümet anayasa hazırlayamaz, biz ne istersek o olur’ tarzı bir açıklama bekliyordum açıkcası. Gerçi bu ülkede birileri emekli olduktan sonra ani manevra yaparak dün ‘kara’ dediğine bugun ‘ak’ diyebiliyor. Emekli generallerimizin, ‘yav bu ülkede Kürtler de varmış, biz Kürt yoksa Kürt sorunuda olmaz mantığıyla hakeret ettik, hata ettik’ mealinde açıklamaları başka bir şekilde açıklayamayız heralde. Ani manevra değişiklikleri, eh manevra kabiliyetimiz üstt düzeyde. Gerçi Teziç’in manevra kabiliyeti, genarallerimize parmak ıssıstır. Bir ‘ak’, bir ‘kara’, sonra tekrar ‘ak’. Bizim gibi liberallere parmak ıssırtacak tarzda ‘liberal anayasa taslağı’ hazırlayan Teziç’in o gün savunduğu ‘şey’lere bugun karşı çıkması ve görev süresi sona ererken ‘anaysa yapma işi siyasilerin işidir canıııım’ demesi buna örnek olsa gerek, son tahlilde.


Teziç az önce izlediğim ‘veda konuşması’ tadında verdiği brifingte, aman pardon basın toplantısında, ‘ben yaptıklarımdan dolayı pişman olmam arkadaş!’ şeklinde bir açıklama yaptı. Valla Teizç’i bilmem, ama ben bir öğrenci olarak (bak ben henüz Yök başkanı değil, bir öğrenci olarak) yapılanlardan üzüntü duyabiliyorum. Nasıl duymayayım? Dünya üzerinde sırf Ar-Ge çalışmalarına 3 milyon dolar ayıran üniversiteler var; bu bir gerçek! Üniversitelerimizin hali içler acısı. İstanbul’da, bilgisayar labaratuarında bilgisayarları doğru dürüst çalışmayan üniversiteler var. Her yıl bilimsel makale sayısı açıklandığında, beynelmilel bir değerlendirme yaptığımızda ben kendi adıma utanıyorum, üzülüyorum. Eh, Teziç efendi ‘mutlu ve huzurlu’ ayırılıyormuş; böyle olmasa zaten bu durumda olmazdık.


Yakın tarihte üzücü bir olay yaşadık, Isparta yakınlarında bir yolcu uçağı düştü. Bir çok insanımızla birlikte bilim adamlarımızda kaybettik. Elbette bu olay hepimizi üzdü, ama medya üzerinden yapılan tartışmalara bakın; bilim adamlarımızın uçakları dış güçlerce düşürülmüş! Yani, yanlış anlaşılmasın, ama ‘görmemişin bir bilimsel çalışması olmuş..’ dedirtecek tarzda yorumlar. ‘ABD-Asya-Avrupa konsorsiyumu yeni nesil hızlandırıcılar ve nükleer enerji programları için 10 milyar dolarlık projeler (International Linear Collider)’ hazırlanıyor. Dünya bu noktadayken, bu bilimsel çalışmaları öyle abartıyoruz ki, sanki dünyanın gözü bizde ve hatta önlemek için dünya ‘gizli planlar’ yapıyor.(sırası gelmişken, bilim insanlarımıza Allah rahmet eylesin, dolaylı olarakta olsa tanıdığım bilim insanlarıydı.) Ülke olarak içinde bulunduğumuzun durumun, psikolojinin bir özeti gibiydi bu olay.

Üniversitelerimizde eğitim gören öğrencilere sorsak, yüzde doksandan fazlası yurt dışında akademik kariyerine devam etme taraftarıdır, bunun sorumlusu hiç şüphesiz ‘mutlu, huzurlu ve pişman olmadan’ ayrılanlar olacaktır.

Bütün bu sorunlara rağmen basit işlerle uğraşmaktan da vazgeçmiyoruz. Mesela engizisyon uygulamalarına devam ediyoruz; üniversitelerinde ‘ikna odaları’ kurup, başörtülü insanları beyin yıkama işlemlerine tabi tutmak gibi. Özgürlüklerden bahsederken, üniversitelerimiz için ‘özgürlük alanlarımız’ derken, diğer taraftan baskıcı bir yönetim kuruyoruz. Üniversite öğrencilerinin kaçı memnun YÖK’ten? Şüphesiz yüzde yüze yakını memnun DEĞİL.


Üniversitelerimizde ‘ideolojik halay’ çekti diye insanlar cezalandırılıyor, türbanlılar, ‘bu açıklara baskı unsuru oluşturur’ mantığıyla baskılara tabi tutuluyor. Ne neteresandır ki, ‘baskı oluşturuyor’ gerekçesiyle baskıya maruz kalabiliyor bu ülkede insanlar. ‘Mahalle baskısı’ değil, ‘Devlet Baskısı’..

Aklıma Sabah’tan bir karikatür geldi: Bir kişi diğerine soruyor, ‘üniversitelerimizden 500′e giren var mı?’ Cevap ibretlik, ‘YÖK YÖK’..


Eh, Teziç artık emekli oldu. Emeklilik günlerini kitap yazarak geçirecekmiş. Hiç değilse Sezer gibi torumlarını eğlendirmeye kendini adamak yerine, kitap yazmak gibi ulvi işlerle meşgul olacak. Yerinde olsam hükümet aleyhtarı bir kitap çıkarırım, şöyle en afillisinden. Hem ulusalcı camia tarafından da sevilen, sayılan bir kişi kendisi. Köşeyi dönecektir en kestirmesinden, ne uğraşacaksın bilimsel kitaplarla felan. ‘Gören süren boyunca bilimle uğraşmadın, emekliliğinde mi uğraşacaksın?’ diyenleri duyar gibiyim.

Teziç’e emeklilik hayatında başarılar dilerim. Eminim eski Yök başkanı, Sezer ve Süleyman Demirel’de okeye dörtlü bulduk diye seviniyorlardır. Kendilerine başarılar tekrardan..

Newton Akıllı Olsun, Akıllı! Kıçından Enerji Üreten ”Erke Dönergeci” Geliyor-2

October 19, 2007
‘Buluş istenen güç ve sürati sağlayabilen, yakıt gerektirmeyen bir kuvvet makinasıdır.’ ERKE
Bundan aylar önce bilime gönül vermiş, ‘bir Türk yoktan enerji var eder arkadaş!’ dusturunu kendise ilke etmiş, ‘aydın’ ve ‘bilim’ sevdalısı generallerimiz büyük bir ‘buluşun’ altına imzalarını atmışlardı, daha doğrusu atamamışlardı. Çunku o ‘şeyi’( bu ‘şey’ nedir bilenn yok henüz!) açıklamamaşlardı. Erke dönergecinden bahsediyorum. Gazetelerin arkasında boy boy ilanlarını görmüştük önce. ‘Bilimsel düşünmenin gücü’ başlığı altında, atatürkçülük sosuyla servis edilen reklamlar hepimizin göğsünü kabarttı. O ilanları okurken, ‘işte dedim, işte çağdaş Türk insanı. Hem laik, hem atatürkçü hem de bilim aşığı’ Daha ne olsun!


Zaten ben-de bundan yaklaşık 6-7 ay önce bu konudan bahsetmiştim. Yazıma bir çok yorum ile birlikte erkeci dostlarımdan gelen ‘laiklik ve bilimsellik’ karması mailler beni mutlu etmiş, hatta içimden ‘işte aydın Türkler’ demiştim ve geleceğe olan inancım artmıştı. Konuya dönecek olursak, erke dönergeci denen ‘şey’ üsttede bahsettiğim gibi bir basın toplantısıyla izah edilmeye çalışılmıştı, aylar önce. Ama basının ısrarlı sorularına generallerimiz ‘lan şimdi açıklasam sanki anlayacaksın, hele bir bekle!’ mealinde cevaplar vermiş, neticede beklediğimiz ‘şey’ açıklanmamıştı. Kısaca bir ön tanıtım yapılmıştı. Mayıs ayında ise tamamen açıklanacağı basına duyrulmuştu. Bir mühendislik öğrencisi olarak gözüme uyku girmedi. Çünkü, böylesine büyük bir ‘buluş’ fizik kurallarını ihlal ettiği için (nasıl ettiğini açıklayacağım) benim çaktığım termodinamik dersi temelden çökecek ve ben böylece kaldığım bu dersi geçmiş olacaktım. ‘Bu kadar önemli bir buluşa imza atılıyor, sen burda nelerden bahsediyorsun. Akıllı ol akıllı’ diyenleri duyar gibiyim. Neyse efendim! Ama mayıs ayı geçti ve halen erke dönergecinden ses seda yok. Hatta şirketin sözcüsü emekli general Çetin Uğural, hiç bir telefona çıkmaz olmuş. Eh, böylesine büyük tanıtımlardan, basın toplantılarından sonra ‘buluş’ elimde patlasaydı, ben telefona çıkmayı bırakın, yemeden içmeden kesilirdim.

Newton’un birinci yasası der ki: ‘bir enerji yoktan var edilemez ve yok edilemez. Sadece birbirlerine dönüşür’. Bu basit yasayı, anlamakta kolaylık olması açısından grafiklerle anlatmaya çalışacağım. Aşağıda gördüğünüz bir çocuk, ya da bir asker diyelim. (yanlış anlaşılma olmasın, hedef kitlem generaller olduğu için yani!) Yükseltileri farklı iki nokta arasında hareket ediyor. (resmin üzerine tıkladığınızda göreceksiniz)
Ve gördüğünüz gibi, iki nokta arasında hareket ederken, kinetik ve potansiyel enerjiler değişiyor. Ama toplam enerji sabit kalıyor. Yani, enerjiler birbirine dönüşüyor. İşte bu yasa, termodinamiğin temel yasası olup mühendisliğin temelidir. Kısaca, bir enerji kullanmdan kuvvet elde edemeyiz.

Konuyla ilgili bir kaç araştırma yaptım. Sonuca göre, artık bu tarz devri daim makinelerine patent vermiyor, patent vermeyi bırakın bu tarz tasarımlar gözden bile geçirilmiyor. Bu kararı, Fransız Bilimler akademisi 1775 yılında vermiş. Eh, teknolojik gelişmeleri geriden takip ettiğimiz için bu doğaldır. Amerikan Patent Ofisi’de aynı şekilde bu tarz devri daim makinelerini ‘ebedi hareket’in imkansız olması gerekcesiyle direk olarak ret ediyor, inceleme gereği bile duymuyor. Amerika’da ki saygın bilim adamlarından biri olan Yunus Çengel hocam ile de bu konuyu görüşme fırsatım olmuştu. Kendisi Amerika’da bu tarz ‘buluşlarla’ sık sık karşılaştığını ama termodinamiğin birinci yasasına ters olduğu için inceleme gereği bile duymadığını anlatmıştı.

Eh, bizde durum farklı. Üniversitelerimiz siyaset ile uğraşmaktan bilim yapamadıkları için dünyayı geriden takip etmeye devam ediyoruz. Ve böyle ‘şey’ler gündemimizi meşgul edebiliyor. Ama ben yinede, newton’un kanunları yerine Atatürk ilkeleriyle çalışan bu ‘milli buluşumuzdan’ sonuna kadar umutluyum. Buluş açıklandıktan sonra, ‘ŞEY’in 28 Şubat’ı, TÜRK ŞEY’i’ gibi laflar eden, orada burada ‘milli buluşumuza’ çamur atmak isteyen ‘gericilere’ iki çift lafım var. ‘Akıllı olun akıllı, bir Türk enerjisini taştan çıkarır.’ Siz bizim Atatürkçü, laik olan ‘şey’imiz karşısında elin gavuru, Newton’un yasalarını mı savunuyorsunuz. Siz vatan haini misiniz arkadaş!?!

Ayrıca generallerimizin böyle ‘buluşlara’ postal basmasından, pardon imza atmasından mutluluk duyuyorum. Hangi ülkein generalleri bu kadar geniş yelpazede bilgi sahibidir.. Generallerimiz askeri konularda, siyasi konularda, ekonomik konularda (makro ve mikro ekonomi konusunda bilgililer, oyak felan fişman), sanatta (NETEKİM bakınız kenan evren, çok eyi nüüü çizer), köşe yazarlığında (bakın NOKTA!), hukukta (şemdinli).. ve bilimde(işte! ERKE)


Ama generallerimizde buradan ufak bir tavsiyede (bakın ikaz demedim, ne haddime!) bulunmadan geçemeyeceğim. Çok farklı alanlarda postal koşturmanız takdire şayan ama bilim çok geniş bir alandır. Bu alanda bir ‘şeyler’ yapayım derken, ‘türban, komünizm, akp, irtica’ gibi alanlarda verilen cephe mücadelesinde tam randımanlı performans gösteremeye bilirsiniz. Bu da rejimin bir anda gidivermesine neden olabilir. Allah muhafaza!

Newton akıllı olsun akıllı!

Özel Üniversitelerde Okuyanlara Karşı Asabiyim

May 18, 2007

homepagemid.gifSosyomat diye bir site var, bilirsiniz. Gerçi üye alımını durdurdu. Bir vesileyle yaklaşık 4-5 ay önce üye olmuştum. Son 4-5 haftadır fırsat buldukça siteye girebiliyorum. Doğru etiketlere girdiğinizde düzeyli tartışmalar yapabileceğiniz bir site. Neyse, konuya gelelim. Son zamanda ilgimi çeken bir etiket var; ”özel üniversitelerde okuyanlara karşı asabiyim” Etikete ki anlatılmak isteyen düşünceye ayneeen katılıyorum. Bana göre, eğitim hakkı yaşamsal bir haktır. Tıpkı sağlık hakkı gibi. Ücrete tabi olamaz, olmamalı.

Üniversite sınavlarına hazırlandığım o dönemi hatırladım, bir an için. Ortalama gelir seviyesine sahip ailelerin çocukları olarak, geleceğimiz adına günümüzün neredeyse tamamını ders başında, öss denilen o sınavımsı engeli aşabilmek için harcardık. Ama sistemin kutsadığı, gelir düzeyi yüksek ailelerin çocukları olan diğer arkadaşlarımız, bizim ‘ineklediğimiz’ dönemlerde ‘hayatın tadını’ çıkarmakta idiler. Ne de olsa barajı geçmeleri yetiyor idi. En kral üniversitelerin, deneyimli ve alanında uzman hocalarından eğitim alabilmeleri için. Ortalama gelir seviyesine sahib ailelerin çocukları ise bahsettiğim gibi ‘gelecekleri adına’ bu sistemin çarklarından geçebilmek için gününün neredeyse tamamını harcamalıydı. Çünkü; ÖSS denilen (şimdi öys) bu sınavımsı şeyden en az 330 felan almalıydı, ‘adam gibi’ bir eğitim alması için. Adam gibi diyorum, çunku; üniversitelerimizin çoğu ne yazık ki  dört duvardan ibaret. Bir ton eksikleri var. Geçenlerde, İstanbul’un merkezindeki Yıldız Teknik Üniversitesinde, bazı bilgisayarların mause’si olmadığı için kullanılamadığını okudum. İstanbulun göbeğinde durum bu ise, diğer üniversitelerin halini az çok tahmin edebilirsiniz. Sanki üniversitelerimiz dört dörtlükmüş gibi bir-de yeni üniversiteler açıyoruz. Mevcut sorunları çözmek yerine, yeni sorunlar üretmek ne derece mantıklıdır, bunun izahını yapamıyorum.(yazının devamı için..)

(more…)

Newton Akıllı Olsun, Akıllı! Kıçından Enerji Üreten ”Erke Dönergeci” Geliyor

March 25, 2007

grafik.jpgBir mühendislik öğrencisi olarak,  ”erke dönergeci” meselesini üzerime vazife bildim. Ne yaptım? Ders çalışmadığım tek günüm olan, mübarek Pazar gününün bir bölümünü, ”erke dönergeci” meselesine ayırdım.

Konuyu, Emin Çölaşan köşesine taşımış idi. Köşesinde, Çölaşan soruyor: “Paşam sizin ekip ne keşfetti tam olarak? Uğural, cevaplıyor: “Herhangi bir yakıt gerektirmeyen bir motor. O kadar ki, hava ve su bile gerektirmiyor. Bunu karada, havada, denizde, istediğiniz amaçla kullanacaksınız. Uçaklarda, motorlu araçlarda veya elektrik üretmek için..

Vay canına! Demek enerji vermeden, enerji alacağız! Ancak, bişi var. Nedir o? Aygıtın çalışması için başlangıçta içine yakıt niteliği taşımayan ‘bir şey’ konuluyormuş. O şeyin ne olduğunu şimdi söyleyemeyeceğini belirtiyor emekli paşa. (yazının devamı için..)

(more…)

Endüstri – Makine Mühendisleri Tanışma Kokteyli

March 21, 2007

      Endüstri – Makine Mühendisleri Tanışma Kokteyli
email_logo.jpgYer        : Genç Girişimciler Kulübü
Tarih     : 23 Mart Cuma
Saat      : 19.30
Org.      : Endüstri – Makine Mühendisleri Komisyonları

Genç Girisimciler Kulübü Endüstri ve Makine Mühendisleri Komisyonları olarak, tanışma kokteylimizde, sizleri aramızda görmek bizleri  çok mutlu edecek. Makine ve Endüstri Mühendislerinin tanışma, bilgi ve tecrübe paylaşımının temellerinin atılacağı Kokteylimize sizleri bekliyoruz…

Hızla değişen ve gelişen dünyamızda değişime ayak uydurmuş, gelişime ve paylaşıma açık, sosyal, mesleki ve kişisel alanlarda kendini geliştirmiş olan insanlara duyulan ihtiyacın artması, Genç Girişimcileri Kulübü  gibi paylaşım ve gelişim platformlarının oluşturulmasının önemini ortaya koymuştur. Bu nedenle derneğimiz bilgi, birikim ve becerilerin toplandığı ve paylaşıldığı bir alan olmak ve üyelerinin kişisel, mesleki, sosyal alanlarda gelişimlerini sağlamak arzusundadır ve bunun için imkanlar hazırlamaktadır. Bu doğrultuda; çağın bilgi ve birikimini kültür ve değerler süzgecinden geçirerek toplum yapısına uygun hale getirip toplumdan kopmamış ve ona önayak olabilecek, vizyon sahibi bireyler yetişmesine katkıda bulunmak en büyük hedefimizdir.(yazının devamı için..)

(more…)