Yök başkanı Erdoğan Teziç’in görevi bugun sona erdi. Kendisini gördüğümde nedense hep eski Cumhurbaşkanı Sezer’i görür gibi olurum, Sezer atadığı için mi böyle, bilemiyorum; belkide hükümete karşı aynı sertlikte cevap verdiklerinden, siyasi görüş olarakta birbirlerine pek bir yakın olduklarındandır. Eh, öyle olmasa atanmazdı zaten. Ata kendine yakın isimleri, siyasi görüşü yakın olsun yeter, bize ne diğer kriterlerden!
Teziç’in konuşmasını az önce dinledim, ‘anayasa yapmak siyasilerin işidir’ diyordu; pek bir şaşırdım açıkcası. Teziç’den beklenmeyecek bir açıklama, ben, ‘görev sürem bitiyor diye sakın ola bu işten elimi eteğimi çekeceğim sanmayın, bu hükümet anayasa hazırlayamaz, biz ne istersek o olur’ tarzı bir açıklama bekliyordum açıkcası. Gerçi bu ülkede birileri emekli olduktan sonra ani manevra yaparak dün ‘kara’ dediğine bugun ‘ak’ diyebiliyor. Emekli generallerimizin, ‘yav bu ülkede Kürtler de varmış, biz Kürt yoksa Kürt sorunuda olmaz mantığıyla hakeret ettik, hata ettik’ mealinde açıklamaları başka bir şekilde açıklayamayız heralde. Ani manevra değişiklikleri, eh manevra kabiliyetimiz üstt düzeyde. Gerçi Teziç’in manevra kabiliyeti, genarallerimize parmak ıssıstır. Bir ‘ak’, bir ‘kara’, sonra tekrar ‘ak’. Bizim gibi liberallere parmak ıssırtacak tarzda ‘liberal anayasa taslağı’ hazırlayan Teziç’in o gün savunduğu ‘şey’lere bugun karşı çıkması ve görev süresi sona ererken ‘anaysa yapma işi siyasilerin işidir canıııım’ demesi buna örnek olsa gerek, son tahlilde.
Teziç az önce izlediğim ‘veda konuşması’ tadında verdiği brifingte, aman pardon basın toplantısında, ‘ben yaptıklarımdan dolayı pişman olmam arkadaş!’ şeklinde bir açıklama yaptı. Valla Teizç’i bilmem, ama ben bir öğrenci olarak (bak ben henüz Yök başkanı değil, bir öğrenci olarak) yapılanlardan üzüntü duyabiliyorum. Nasıl duymayayım? Dünya üzerinde sırf Ar-Ge çalışmalarına 3 milyon dolar ayıran üniversiteler var; bu bir gerçek! Üniversitelerimizin hali içler acısı. İstanbul’da, bilgisayar labaratuarında bilgisayarları doğru dürüst çalışmayan üniversiteler var. Her yıl bilimsel makale sayısı açıklandığında, beynelmilel bir değerlendirme yaptığımızda ben kendi adıma utanıyorum, üzülüyorum. Eh, Teziç efendi ‘mutlu ve huzurlu’ ayırılıyormuş; böyle olmasa zaten bu durumda olmazdık.
Yakın tarihte üzücü bir olay yaşadık, Isparta yakınlarında bir yolcu uçağı düştü. Bir çok insanımızla birlikte bilim adamlarımızda kaybettik. Elbette bu olay hepimizi üzdü, ama medya üzerinden yapılan tartışmalara bakın; bilim adamlarımızın uçakları dış güçlerce düşürülmüş! Yani, yanlış anlaşılmasın, ama ‘görmemişin bir bilimsel çalışması olmuş..’ dedirtecek tarzda yorumlar. ‘ABD-Asya-Avrupa konsorsiyumu yeni nesil hızlandırıcılar ve nükleer enerji programları için 10 milyar dolarlık projeler (International Linear Collider)’ hazırlanıyor. Dünya bu noktadayken, bu bilimsel çalışmaları öyle abartıyoruz ki, sanki dünyanın gözü bizde ve hatta önlemek için dünya ‘gizli planlar’ yapıyor.(sırası gelmişken, bilim insanlarımıza Allah rahmet eylesin, dolaylı olarakta olsa tanıdığım bilim insanlarıydı.) Ülke olarak içinde bulunduğumuzun durumun, psikolojinin bir özeti gibiydi bu olay.
Üniversitelerimizde eğitim gören öğrencilere sorsak, yüzde doksandan fazlası yurt dışında akademik kariyerine devam etme taraftarıdır, bunun sorumlusu hiç şüphesiz ‘mutlu, huzurlu ve pişman olmadan’ ayrılanlar olacaktır.
Bütün bu sorunlara rağmen basit işlerle uğraşmaktan da vazgeçmiyoruz. Mesela engizisyon uygulamalarına devam ediyoruz; üniversitelerinde ‘ikna odaları’ kurup, başörtülü insanları beyin yıkama işlemlerine tabi tutmak gibi. Özgürlüklerden bahsederken, üniversitelerimiz için ‘özgürlük alanlarımız’ derken, diğer taraftan baskıcı bir yönetim kuruyoruz. Üniversite öğrencilerinin kaçı memnun YÖK’ten? Şüphesiz yüzde yüze yakını memnun DEĞİL.
Üniversitelerimizde ‘ideolojik halay’ çekti diye insanlar cezalandırılıyor, türbanlılar, ‘bu açıklara baskı unsuru oluşturur’ mantığıyla baskılara tabi tutuluyor. Ne neteresandır ki, ‘baskı oluşturuyor’ gerekçesiyle baskıya maruz kalabiliyor bu ülkede insanlar. ‘Mahalle baskısı’ değil, ‘Devlet Baskısı’..
Aklıma Sabah’tan bir karikatür geldi: Bir kişi diğerine soruyor, ‘üniversitelerimizden 500′e giren var mı?’ Cevap ibretlik, ‘YÖK YÖK’..
Eh, Teziç artık emekli oldu. Emeklilik günlerini kitap yazarak geçirecekmiş. Hiç değilse Sezer gibi torumlarını eğlendirmeye kendini adamak yerine, kitap yazmak gibi ulvi işlerle meşgul olacak. Yerinde olsam hükümet aleyhtarı bir kitap çıkarırım, şöyle en afillisinden. Hem ulusalcı camia tarafından da sevilen, sayılan bir kişi kendisi. Köşeyi dönecektir en kestirmesinden, ne uğraşacaksın bilimsel kitaplarla felan. ‘Gören süren boyunca bilimle uğraşmadın, emekliliğinde mi uğraşacaksın?’ diyenleri duyar gibiyim.
Teziç’e emeklilik hayatında başarılar dilerim. Eminim eski Yök başkanı, Sezer ve Süleyman Demirel’de okeye dörtlü bulduk diye seviniyorlardır. Kendilerine başarılar tekrardan..