Archive for the ‘hiciv’ Category

Memleketimden Bayram Manzaraları

August 30, 2009

8702202Ne zaman bayram gelse içimi bir mutluluk kaplar. Bugun de öyle oldu, ama bugun diğer bayramlardan farklıydı. Ne bileyim, daha coşkuluydum, daha bir ateşliydim. Sabah uyandığımda atamızın bize emanet ettiği bu güzel vatan için tanrıya şükrettim. Zira o olmasaydı ben, şu an bu yazıyı giremeyecek, girsem bile, ya ermeni ya da yunan bir nik kullanarak girmek zorunda falan olacaktım. Neyse, bu sırada dışarıdan ”çıktık açık alınla, on yılda her savaştan” sesleri geliyordu. ”işte” dedim, ”işte, coşkulu bir ses”; çünkü bu yıl her zamankinden daha çoşkulu olmalıydı. Sonra aklıma o slogan geldi, ”güçlü ordu, güçlü türkiye”. Ben aklımdan bu sloganı geçirirken diğer odadaki tv den ”4 şehit” haberi ile ilgili detayları kulağıma geldi. ”yeter artık lan” dedim. ”yeter artık, başbuğ paşamızında salık verdiği gibi, bayram günü bunlardan bahsetmeye ne gerek var.”

Derken saatime baktım, törenlerin başlamasına az bir süre kalmıştı. Bayrak temalı tişörtümü giydim ve elime aldığım bayrağımı balkona asmak için balkona çıktım. Bu sırada balkonda, bayrak temalı dekoltesiyle ”tehlikenin farkındayım hamdolsun” mesajı veren komşu kızını gördüm. Gülümsedik. Bir süre ultra kemalist duygularla bakışıp, kemalist fetiş ojzelerimizi sergiledik. Daha sonra bayramımızı kutladık ve gülümseyerek göz temasını kestik. İçeri girdim. Bu sıradan tv den yine ”4 şehit” haberi ile alakalı sesler geliyordu. Bir kez daha ”yeter lan” dedim, tıpkı başbuğ paşam gibi. Sonra sinirlenip kanalı değiştirdim. Her zaman olduğu gibi devletin kanalı olan trt yi açtım, çünkü ”bayram trt den izlenir.”

Trt anıtkabir’den naklen yayın yapıyordu. Anıtkabir’den manzaralar eşliğinde sunucu şiirdi, türküydü, fıkraydı falan, değişik değişik şeyler anlatıyordu. Ama benim aklım işin bu kısmında değil, askerin vereceği mesajlardaydı. Acaba bir protokol krizi çıkar mı, baykal erdoğan ile el sıkışacak mı, protokolde bulunması muhtemel türbanlılara karşı ordumuz nasıl tepki verecek, dtp li belediye başkanları protokolle katılacak mı, katılırsa askerin tepkisi ne olacak falan, benim derdim bunlardı. Netekim, anıtkabir de ki törenlerin en zevkli kısmına geçtik. İmza defterinde genelde hükümete balans ayarı çekip, baş sırayı ”irticai tehditlerin” aldığı bir ”tehlike” listesi çıkaran ordumuz acaba yine böyle bir vurgu yapacak mıydı? Kafamdaki bu sorular eşliğinde paşamızın açıklamalarını dinledim. Şöyle diyordu;

Bugün bağımsız bir devlet çatısı altında yaşayan herkes bu zafere ve O’nu kazanana çok şey borçludur. Kurduğun Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Türk milletinin büyük Atatürk sevgisi sonsuza kadar yaşayacaktır.

Listede başı çeken ”irticai faaliylerin” yerini bu sefer ”bölücülük” almıştı ve paşamız bu doğrultuda mesajlar veriyordu. ”Açılım” sesinin çok çıktığı şu günlerde başbuğ paşamızın böyle bir mesaj vermesini takdirle karşıladım. Derken konuşma bitti. Ve anıtkabir törenlerinin en heyecanlı kısmıda sona ermiş oldu.

Birkaç saat sonra baykal ve erdoğan ın yan yana geleceği diğer tören başladı. Bu törende bir hayli heyecanlıydı, zira ‘baykal erdoğan ı görünce selam verecek mi, el ele tutuşacaklar mı, göz göze gelecekler mi” falan diye epey düşündüm. Ama korkulan olmadı. Hurriyet in haberine göre, ”ikili birkaç dakika muhabbet etmişler ve ikilinin bu davranışları şaşırtmış”. Kimi şaşırtmış, neden şaşırtmış anlamadım. Tekme tokat dalacak değiller ya, kos koca adamlar neticede, büyük ihtimalle de futbol muhabbeti falan yapmışlardır. Erdoğan ın gülümsemesinden, ”bu sene şampiyon biz olacağız, ehe” gibi bir şey yakaladım. Her neyse..
fft15_mf358952
Günün en duygusal sahnesi ise öyle zannediyorum ki, başbuğ ile bir hanım kızımızın diyaloguydu. Diyalogu izlerken göz yaşlarına boğuldum. O diyalog şöyle gerçekleşmiş;

Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği Orgeneral Başbuğ ve beraberindeki kuvvet komutanlarını vatandaşlar, alkışlarla ve “Türkiye sizinle gurur duyuyor”, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Türkiye Türk’tür, Türk kalacak” şeklinde sloganlarla karşıladı. Bir kadın vatandaş da Orgeneral Başbuğ’a, “Komutanım, kızları da alın askere” diyerek bağırdı.

“Komutanım çok yaşa” sloganı ve alkışlar arasında, bazı vatandaşlarla sohbet edip bayramlarını kutlayan Başbuğ, çocukları da sevdi.

Ağlayarak yanına gelen ve “Kürt açılımı istemiyoruz, ülkemiz parçalanmasın” diyen genç bir kızı da teselli eden Başbuğ, genç kıza sarılarak, Türkiye’yi kimsenin parçalayamayacağını söyledi.

Kadın vatandaşın, ”kadınları askere alın” serzenişini de çok yerinde buldum. Ben, paşanın yerinde olsaydım, oradan iki tane eri çağırıp, ”al oğlum şu kızı, hemen gönderin askere” derdim. Böylelikle kadın neferlerimizde askere alınırdı. Dışarıdan, ”paşam beni de askere alın” demesi kolay tabi. Paşamız aslında akıllılık edip bir kamyon falan tutacak, ”paşa beni askere alın” diyen hatunları içine atacaktı. Hem ordumuz yeni bir nefer kazanmış, hem de kadınlarımızın istekleri geri çevrilmemiş olurdu. Paşamızın aklına gelmemiş sanırım. Neyse, asıl konu bu değil zaten, asıl konu; ağlayarak kendini paşamızın sevgi dolu kucağına atan kızımız. Öncelikle kızımızın sözlerinden ülke meselelerini yakından takip ettiğini anladım. Mesela ne bileyim, ”böldürmeyiz” falan diye ağlarsın, tamam da, direk olarak, ”kürt açılımına karşıyız, açılım olmasın” diye ağlayınca haliyle şaşırıyor insan. Elbette bunun ”bir düzmece” olduğunu düşünenler olacaktır, onlara başbuğ un sözleriyle, ”yeter artık lan” demek istiyorum. Hiç öyle olur mu, kadir-i mutlak ordumuza bir sevgi gösterisidir bu, başbuğ da kendisine atılan bu pası değerlendirmiş pek tabi. Esasen başbuğ dan sağlam bir ”ulus devlet ve mozaik” tamalı bir konuşma beklerdim. Neyse, o duygusal atmosferde unutmuş olacak heralde.

İşte bir bayram böyle sona erdi. Ve ben bunları yazarken doğu dan 4 vatan evladının daha öldüğü haberi geldi. Şimdi başbuğ gibi, ”yeter lan, bayram da başka konuşacak mevzu yok mu” demeyi isterdim.

Tabi vicdan denen o şeyi taşımasaydım..

Mutlu bayramlar!!!

Yaşadığımız Orgazmları da Chp’ye Borçlu Muyuz?

August 17, 2009

Chp’den mühim bir açıklama gelmiş. Açıklamanın önemli bulduğum kısımları şöyle;

Avrupa solu sağa kaydı bizi anlamıyor. Avrupa solu CHP’den rahatsız. Çünkü sağ ve neo liberal politikaları savunuyorlar. Kendi politikalarını kayıtsız şartsız kabullenen, bir tür teslimiyetçi sosyal demokrat parti ve CHP istiyorlar. (…) Batı’nın sol partileri emperyalist, sömürgeci ve yayılmacı anlayışlarından kurtulmuş değiller. Avrupa’da ırkçı, ayrımcı ve yabancı düşmanlığının aktörleri, sağcılar kadar solculardan çıkıyor. Avrupalı sosyal demokratlar, eski sosyal demokrat köklerine dönenler ve neo liberal sol politikaları savunanlar olarak ikiye bölünmüş durumdalar. (…) Bugün AB ülkelerinde dolaşıyorsanız, CHP’nin yaptığı modernleşmeye borçlusunuz. CHP, yıllardır çağdaşlaşmayı, değişimi, insanı, toplumu, bilimi özgürleştirmeyi, Batılı değerlerle buluşturmayı ve onurlu, güvenceli, eşit koşullarda AB üyeliğini her zaman savunmuştur.

Acaba baykal bu açıklamaları yapmadan önce güneşte falan mı kaldı? Şu aralar şenlikti, festivaldi, kutlamaydı epey dolaşıyorlar, başlarına güneş geçmiş olabilir. Açıklamaya bakıyorum, elle tutulur bir yanı yok. Açıklamada ‘chp batılı değerlerle buluşturmayı her zaman savunmuştur’ falan denilmiş, ama ben chp’nin ‘laiklikten’ başka batılı değeri savunduğunu görmedim. Gerçi laikliğide bir baskı aracı haline dönüştürdükleri için batının anladığı şekilde demokratik bir laikliği savunmadıkları da ortada. Bunun dışında da aklıma Chp’nin savunduğu ‘batılı değer’ gelmiyor.

Bir de ‘bugün AB ülkelerinde dolaşıyorsanız, CHP’nin yaptığı modernleşmeye borçlusunuz’ falan gibi şeyler zırvalamışlar. Yahu yıllardır okullara ‘varlığım Türk varlığına armağan olsun’ zırvasıyla girdik, daha yedi yaşından itibaren varlığımızı bir şeylere arğaman etmeye alıştırıldık, devleti insanın önünde tutan, ‘insan devletin bekası için vardır’ zihniyetinin ürünü bir eğitim sisteminden geçirildik. Ve varlığımızı sürekli bir şeylerin varlığına emanet ettiğimiz yetmezmiş gibi, bir de aldığımız oksijeni bile birilerine borçluymuşuz hissiyle yetiştirildik. Sürekli bizlere ‘nefes alıyorsan bunu geçmişte yapılanlara borçlusun’ türevi bir ton zırva söylendi. Böylece bize yüklenen bu ‘kurtarılmışlık’ hissiyle düşünme yeteneğimiz elimizden alındı. Ve ulus-devlet kendi ideal insan tipini yaratmış oldu.

Baykal’ın bu tarihi geçmiş zırvaları artık bir kenara bırakması lazım. Ama baykal’ın bilmem kaç küsür yıllık siyasi hayatına bakacak olursak, tarihi çoktan geçmiş olan kişi bizatihi kendisi.

Evet sayın baykal, eminim marx mezarından sizinle gurur duyuyordur. Bütün dünya sağ, bir tek siz solsunuz. Ve bizler, yaşadığımız orgazmları bile CHP ye borçluyuz!

Hem Suçlu Hem Güçlü

August 15, 2009

Ülke olarak garip mevzular üzerinde tartışmakta üzerimize yok. Düne kadar yok ayakta işemekti, yok çömelerek işemekti, yok amuda kalkarak işemekti gibi konuları tartışırken bugun de genel ev yanına yapılan cami tartışması çıktı. Haber şöyle;

Merkez Kepez İlçesi Kuzeyyaka Mahallesi Yeşilırmak Caddesi üzerinde 40 yıldır faaliyet gösteren genelevin kaldırılması için birçok kurum ve kuruluş çeşitli tarihlerde girişimlerde bulundu. Ancak bu girişimler, gelişen şehrin içinde kalan genelevin faaliyetine son veremedi. (…) Muhtarı Güney´in genelev civarında yaklaşık 130 bin nüfus oturduğunu hatırlatarak, “Burasının şehir dışına çıkarılmasını istiyoruz. Genelevden dolayı yakın çevredeki binalarda oturanlar tedirgin. Umarız bu cami yapıldıktan sonra genelev de buradan taşınır. Aksi takdirde namazda kıbleye dururken genelevi göreceğiz. Burası bizim için utanç abidesi oldu” demesi tartışmaları da başlattı. (…) Hz. Hamza Camii Yaptırma ve Yaşatma Derneği Başkan Yardımcısı Mikail Güney ise caminin ibadete açıldığını, yanında genelev olmasını hazmedemediklerini dile getirdi. Güney, “Buraya insanlar namaz kılmak için geliyor. 5 vakit ezan okunan bir yerin yanında ise başka alemler dönüyor. Böyle şey olmaz. Yarın birilerinin başlatacağı ufacık bir provokasyon çok büyük olaylara neden olur. O zaman biz bu insanların önüne geçemeyiz” dedi.

Yahu koca koca adamlar gitmiş kırk yıllık genelevin yanına caimiyi dikmişler, bir de haklılarmış gibi şikayet ediyorlar. Hele ‘kıblemiz genelev’ olacak diyen aklı evvele sormalı; ulan senin kıblenin önüne genelev dikilmedi ki arkadaş, sen kıbleni geneleve çevirmişsin, genelev ne yapsın? Hadi kırk yıllık caminin karşısına genelev yapılsa tamam, şikayetini et, ama sen kalkmış genel ev yanına cami dikmişsin, yok prokavakosyan olur, yok hemen yanımızda başka alemler dönüyor diye feryat ediyorsun. Bir de şu ‘provakasyon olur’ kelimesine bitiyorum, ne kadar provoke olmaya hazır bir milletiz, her halta provake oluyoruz. Allah sonumuzu hayr etsin.

Putin Baykal’a DalMIŞ

August 2, 2009

ht_logoHaberturk’un bugunkü haber başlığı, ‘Putin Baykal’a daldı’ şeklindeydi.

Haberi ff’ de gördükten sonra bir an heyecanlanıp, ‘ulan acaba nasıl daldı, kesin, öyle sosyal demokrasi, solculuk mu olur mına koyayım, karl marks ın kemiklerini sızlatıyorsun’ diye tekme tokat girişti sandım. Sandım da heyecanlandım, sevindim. Oysa putin bizim baykal’a dalmamış, baykal gölüne dalmış.

Heralde başlığı atan ‘gazeteci’ de böyle düşünmüş olacak ki, ‘putin baykal gölüne daldı’ şeklinde değil de, ‘putin baykal a daldı’ şeklinde başlık attı ve hepimizi güldürmek istedi.

Aslında daha komik bir şey var; o da Türkiye’de ki gazetecilik anlayışı.

Helal Olsun

July 30, 2009

Kedi olalı bir fare tuttunuz. Ergenekon meselesindeki ‘bi bok anlamadık’ mealindeki garip duruşunuzdan sonra, ben de oluşan ’saray soytarısı’ imajınız tam manasıyla değişmese de, ilk defa beni güldüren siyasi bir espri çıkarabildiniz. Helal olsun.
Başbakana heavy metalci işareti yapan gençler

Tiplere Bak

July 29, 2009

270720091549156623341_3Bu ülkenin her şeyi çakma arkadaş. Metalcisinden tut, soluna kadar. Şimdi bu metalcinin gözaltına alınması doğru değil, tamam da; chp binasına gidip açıklama yapmak nedir arkadaş? Bir de ’solcuyum, chp ye oy verdim’ diyor. CHP’ye ’sol’ diyorsan sen o müziği hiç dinleme.

Bir de adam gibi çık, muhalif tavrını göster. Açıklamalar bak, resmen kıvırmış. ‘Orta parmak işareti mitolojide barış işaretidir’ diye bir şey zırvalamış bir de. Ulan şimdi biri de çıkıp, ‘kol hareketi bizim yörede barış işaretidir’ dese ne olacak. Ortalık birbirine el kol hareketi çekenlerden geçilmez. Ayrıca mitolojiden bize ne yahu?

Yakında magazin dergilerine çıkıp soyunursa hiç şaşırmam. Diyorum ya, bu ülkenin metalcisi de çakma, solcusu da. Bırak işte, herkes senin arkanda zaten, chp nin kucağına oturup gösterdiğin tavrın içine etmenin ne alemi var.

Sivas’ta la ilahe illallah, Belçika’da Allah Ne Verdiyse!

July 29, 2009

uygunMaçtan pek umudum olmasada, ’sonuçta ülkemizin takımı, izlemek lazım, şunun şurasında bir ton sivaslıyla yüz yüze bakıyoruz, hem şifreli kanalda da değil, beleş maç izleyeceğiz’ mantığıyla birkaç arkadaşla birlikte çekirdeklerimizi alıp izlemeye koyulduk maçı. Gerçi ben maçtan çok önüme konulan fındıktı, fıstıktı, çekirdekti bunun türevi bir ton kuruyemişten yemekten maça pek adapte olmadım, ama dinlediğim kadarıyla sahada tam bir tecavüz vardı.

Yani, bülent uygun’un iman gücüyle oynayan sivasspor’u, avrupa arenasında perişan oluyordu. Bülent Uygun denen soytarıyı, ‘istanbulda laila, sivasta la ilahe illallah var’ sözleri kurtaramıyordu. İman gücünün yetmediği yerde bülent uygun’un arasıra kabaran milliyetçi duyguları imdada yetişir belki diye düşünürken ikinci gol geldi. Sanırım milliyetçi güçte pek işe yaramamıştı. Heralde artık atamızın inayetine ihtiyaç vardı, belki bülent uygun kaşlarını hafif çatarak, dudaklarını büzerep kendine ‘acıların çocuğu’ imajını verip, sahaya şöyle en afillisinden bir asker selamı çakarak gerekli olan şaklabanlıkları, aman pardon arasıra kabaran o dini/milliyetçi/kemalist duyguları harekete geçirebilirdi. Ama bunun için çok geçti, çünkü futbolun realitesi sahaya kendini tam manasıyla yansıtıyordu, ve Anderlecht üçüncü golü de bulmuştu.

Üçüncü golden sonra İngilizlerin Beşiktaş’ı perişan ettiği o maç geldi aklıma, daha doğrusu maçtan sonra sinan engin in açıklamaları, ‘avrupa’da acımıyorlar’. Evet, avrupa da acımıyorlardı. Futbolun gerçekliği karşısında ‘anadolunun şirin takımı’ sivasspor un şımarık hocası Bülent Uygun eriyip tükeniyordu, ve her lafında kullandığı din, milliyet gibi kavramlar burada pek işe yaramadığı görülüyordu.

İkinci yarıda da değişen pek bir şey olmadı. Dördüncü golde geldi. ‘5 yerim, 7 yerim, 6 yemem , 7 yerim, 9 yerim, ama 8 yemem’ diyen bülent uygun’un da ne kadar ileri görüşlü olduğunu anlayacağımız dakikalar başlıyordu! İstanbul un ‘laila’cılarına göndermeler yapan, sivas ın ‘la ilahe illallah’cısı bülent uygun’un takımının kaleye tek bir şutu bile yoktu. Kısaca Anderlecht takımı, ’sivas ta la ilahe illallah, belçika’da Allah ne verdiyse’ mesajı veriyordu Bülent Uygun ve türevlerine.

Derken beşinci golde geldi.

Bülent Uygun’a geçmiş olsun. Anderlecht takımına da verdiği dersten dolayı sonsuz teşekkürler!

Böyle Forma Mı Olur Lan?

July 28, 2009

fft15_mf328407Şunların tiplere bak, özellikle Arda’nın. Arkadaş, bu formaları kim seçmiş, niye seçmiş, derdi neymiş bilemiyorum ama, adamları bu şekilde pikacu gibi sahaya çıkartmak insafsızlıktır. Bırak insafsızlığı bir insanlık suçudur. Rijkaard da kafa adamş, şaka yollu gönderme yapmış, ‘özellikle mor forma, rakiplerimizin kafasını karıştıracaktır. bunu avantaj olarak kullanacağız’ diyerek.

Ya bırak rakiplerin kafasının karışmasını bizzat benim kafam karıştı, ‘lan bu mor mor dolaşanlar ne ola ki, futbolcu mu bunlar’ diye düşündüm, bir iki dakika sonra kendime gelebildim.

Adam gibi formalar giydirin şu takıma yahu, bunları bilmem kaç yıldır izlerim, hep böyle medine fukaraları gibi çıkarlar sahaya, biri bir el atsın. Ben Cemil İpekçi’yi öneririm, bu işi ancak o halleder arkadaş!

Not: Bugun sivas’ın maçı var. Her ne kadar bülent uygun şebeğini sevmesem de, sivas ı destekliyorum. Zor bir ihtimal ama, sivas kazanırsa şurda bir maç değerlendirmesi yaparım artık. Hoş, yenilsede yapacağım o değerlendirmeyi, ama pek ‘maç değerlendirmesi’ değil de, bülent uygun değerlendirmesi gibi br şey olur.

Bu Bir Rtük Öyküsüdür: Çok Ateşli Ve Uzun Seviştiler

July 14, 2009

279433Rtük te bir hareketlilik başladı. rtük üyelerinden biri ‘koşun lan, aşk-ı memnunun sezon finali başlıyor, bu sever kesin babalar gibi sevişecekler’ dedi. ‘babalar gibi sevişmek ne demek lan’ diyemedi bizim zahit akman, çünkü çok heyecanlanmıştı. sonra zahit, rtük ün alt katındaki bakkal rasim abiden çekirdek almaya gitti. bakkal rasim abi de kanal d yi açmış, ‘hadi behlül bu sefer işi hallet de iki sevişme sahnesi izleyelim’ bakışı atıyordu tv ye. sonra çekirdeklerini aldılar, ve ekran karşısında çekirdek çıtlamaya başladılar.

Derken o sahne geldi, bütün rtük üyeleri nefes kesmeden sevişme sahnesini izlediler. hatta bir ara üyelerden biri, ‘ne kadar uzun sürdü lan bu sevişme sahnesi’ dedi. derken zahit devreye girdi, ‘üç dakikadır sevişiyorlar, halen boşalmadı mı lan bu ib.ne behlül’ dedi. ve rtük salonunda buz gibi bir hava oluştu. üyelerden biri, ‘yoksa’ dedi, ‘yoksa, senin sevişmeler üç dakikadan kısa mı sürüyor’ dedi. yok, aslında tam öyle demedi, sadece ‘yoksa’ dedi ve kaldı; çünkü rtük üyeleri ‘yoksa’ diyen elemana, ‘yapma etme abi, söyleme öyle, koskoca rtük başkanıdır, hepimiz muhtacız bu ib.neye, aman etme, çoluğumuz çocuğumuz var, işten falan atmasın bizi bu ib.ne sonra’ bakışı attı, ve sadece ‘yoksa’ diyebildi.

Bunun üzerine sinirlenen zahit, ‘halen bitmedi sevişme, bak bir de ateşli ateşli sevişiyorlar’ dedi.

Ve bunun üzerine diziye ceza verilmesina karar verildi..

Not: Yazı aynı zamanda şu blogumda yayınlandı ve birkaç sözlükte de entry olarak girildi. Zahit akman ağabeyimize ulaşsın diye. kendisine en içten selamlarımı iletir, böyle saçma ötesi kararlar vermeyip, işine gücüne bakmasını niyaz ederim. Amin.

Soyun Ahmet Hakan Soyun!

July 10, 2009

‘Kalemi kıvrak fakat ruhu yavşak’ yazarımız ahmet hakan bu sefer türbanlı kızların evlilik meselesine el atmış. Yazıyı okuduktan sonra ‘ah be ahmedim, etrafında çatacak hatun kalmadı mı, eskiden hülya avşar’a falan kur yapardın köşende, kalmadı mı kur yapacağım manken, şarkıcı hatun falan’ diye geçirdim. Anlaşılan kalmamış, kalmamış ki bizim eski ‘islamcı’ yeni playboy ahmet hakan sormuş, ‘bu türbanlı kızlarla kim evlenecek?’

Heralde bu sorunun cevabını düşünecek kadar düşük bir zeka seviyesine sahip değiliz, ama ahmet hakan’a sormak gerek; senin bu halin ne olacak ahmet hakan? Birkaç kişinin oğlunun türbanlı bir hatunla evlenMEmesinden yola çıkarak koca koca sosyolojik analizler yapmak da nedir? Kıytırık konulara değinip gündemde kalmak istiyorsan daha kestirme yollar var; mesela bırak onu bunu diğer yazar arkadaşların gibi soyun. Gündemden aylarca düşmezsin, valla!