Archive for the ‘Sinema-Tv’ Category

Memleketimden Bayram Manzaraları

August 30, 2009

8702202Ne zaman bayram gelse içimi bir mutluluk kaplar. Bugun de öyle oldu, ama bugun diğer bayramlardan farklıydı. Ne bileyim, daha coşkuluydum, daha bir ateşliydim. Sabah uyandığımda atamızın bize emanet ettiği bu güzel vatan için tanrıya şükrettim. Zira o olmasaydı ben, şu an bu yazıyı giremeyecek, girsem bile, ya ermeni ya da yunan bir nik kullanarak girmek zorunda falan olacaktım. Neyse, bu sırada dışarıdan ”çıktık açık alınla, on yılda her savaştan” sesleri geliyordu. ”işte” dedim, ”işte, coşkulu bir ses”; çünkü bu yıl her zamankinden daha çoşkulu olmalıydı. Sonra aklıma o slogan geldi, ”güçlü ordu, güçlü türkiye”. Ben aklımdan bu sloganı geçirirken diğer odadaki tv den ”4 şehit” haberi ile ilgili detayları kulağıma geldi. ”yeter artık lan” dedim. ”yeter artık, başbuğ paşamızında salık verdiği gibi, bayram günü bunlardan bahsetmeye ne gerek var.”

Derken saatime baktım, törenlerin başlamasına az bir süre kalmıştı. Bayrak temalı tişörtümü giydim ve elime aldığım bayrağımı balkona asmak için balkona çıktım. Bu sırada balkonda, bayrak temalı dekoltesiyle ”tehlikenin farkındayım hamdolsun” mesajı veren komşu kızını gördüm. Gülümsedik. Bir süre ultra kemalist duygularla bakışıp, kemalist fetiş ojzelerimizi sergiledik. Daha sonra bayramımızı kutladık ve gülümseyerek göz temasını kestik. İçeri girdim. Bu sıradan tv den yine ”4 şehit” haberi ile alakalı sesler geliyordu. Bir kez daha ”yeter lan” dedim, tıpkı başbuğ paşam gibi. Sonra sinirlenip kanalı değiştirdim. Her zaman olduğu gibi devletin kanalı olan trt yi açtım, çünkü ”bayram trt den izlenir.”

Trt anıtkabir’den naklen yayın yapıyordu. Anıtkabir’den manzaralar eşliğinde sunucu şiirdi, türküydü, fıkraydı falan, değişik değişik şeyler anlatıyordu. Ama benim aklım işin bu kısmında değil, askerin vereceği mesajlardaydı. Acaba bir protokol krizi çıkar mı, baykal erdoğan ile el sıkışacak mı, protokolde bulunması muhtemel türbanlılara karşı ordumuz nasıl tepki verecek, dtp li belediye başkanları protokolle katılacak mı, katılırsa askerin tepkisi ne olacak falan, benim derdim bunlardı. Netekim, anıtkabir de ki törenlerin en zevkli kısmına geçtik. İmza defterinde genelde hükümete balans ayarı çekip, baş sırayı ”irticai tehditlerin” aldığı bir ”tehlike” listesi çıkaran ordumuz acaba yine böyle bir vurgu yapacak mıydı? Kafamdaki bu sorular eşliğinde paşamızın açıklamalarını dinledim. Şöyle diyordu;

Bugün bağımsız bir devlet çatısı altında yaşayan herkes bu zafere ve O’nu kazanana çok şey borçludur. Kurduğun Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Türk milletinin büyük Atatürk sevgisi sonsuza kadar yaşayacaktır.

Listede başı çeken ”irticai faaliylerin” yerini bu sefer ”bölücülük” almıştı ve paşamız bu doğrultuda mesajlar veriyordu. ”Açılım” sesinin çok çıktığı şu günlerde başbuğ paşamızın böyle bir mesaj vermesini takdirle karşıladım. Derken konuşma bitti. Ve anıtkabir törenlerinin en heyecanlı kısmıda sona ermiş oldu.

Birkaç saat sonra baykal ve erdoğan ın yan yana geleceği diğer tören başladı. Bu törende bir hayli heyecanlıydı, zira ‘baykal erdoğan ı görünce selam verecek mi, el ele tutuşacaklar mı, göz göze gelecekler mi” falan diye epey düşündüm. Ama korkulan olmadı. Hurriyet in haberine göre, ”ikili birkaç dakika muhabbet etmişler ve ikilinin bu davranışları şaşırtmış”. Kimi şaşırtmış, neden şaşırtmış anlamadım. Tekme tokat dalacak değiller ya, kos koca adamlar neticede, büyük ihtimalle de futbol muhabbeti falan yapmışlardır. Erdoğan ın gülümsemesinden, ”bu sene şampiyon biz olacağız, ehe” gibi bir şey yakaladım. Her neyse..
fft15_mf358952
Günün en duygusal sahnesi ise öyle zannediyorum ki, başbuğ ile bir hanım kızımızın diyaloguydu. Diyalogu izlerken göz yaşlarına boğuldum. O diyalog şöyle gerçekleşmiş;

Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği Orgeneral Başbuğ ve beraberindeki kuvvet komutanlarını vatandaşlar, alkışlarla ve “Türkiye sizinle gurur duyuyor”, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Türkiye Türk’tür, Türk kalacak” şeklinde sloganlarla karşıladı. Bir kadın vatandaş da Orgeneral Başbuğ’a, “Komutanım, kızları da alın askere” diyerek bağırdı.

“Komutanım çok yaşa” sloganı ve alkışlar arasında, bazı vatandaşlarla sohbet edip bayramlarını kutlayan Başbuğ, çocukları da sevdi.

Ağlayarak yanına gelen ve “Kürt açılımı istemiyoruz, ülkemiz parçalanmasın” diyen genç bir kızı da teselli eden Başbuğ, genç kıza sarılarak, Türkiye’yi kimsenin parçalayamayacağını söyledi.

Kadın vatandaşın, ”kadınları askere alın” serzenişini de çok yerinde buldum. Ben, paşanın yerinde olsaydım, oradan iki tane eri çağırıp, ”al oğlum şu kızı, hemen gönderin askere” derdim. Böylelikle kadın neferlerimizde askere alınırdı. Dışarıdan, ”paşam beni de askere alın” demesi kolay tabi. Paşamız aslında akıllılık edip bir kamyon falan tutacak, ”paşa beni askere alın” diyen hatunları içine atacaktı. Hem ordumuz yeni bir nefer kazanmış, hem de kadınlarımızın istekleri geri çevrilmemiş olurdu. Paşamızın aklına gelmemiş sanırım. Neyse, asıl konu bu değil zaten, asıl konu; ağlayarak kendini paşamızın sevgi dolu kucağına atan kızımız. Öncelikle kızımızın sözlerinden ülke meselelerini yakından takip ettiğini anladım. Mesela ne bileyim, ”böldürmeyiz” falan diye ağlarsın, tamam da, direk olarak, ”kürt açılımına karşıyız, açılım olmasın” diye ağlayınca haliyle şaşırıyor insan. Elbette bunun ”bir düzmece” olduğunu düşünenler olacaktır, onlara başbuğ un sözleriyle, ”yeter artık lan” demek istiyorum. Hiç öyle olur mu, kadir-i mutlak ordumuza bir sevgi gösterisidir bu, başbuğ da kendisine atılan bu pası değerlendirmiş pek tabi. Esasen başbuğ dan sağlam bir ”ulus devlet ve mozaik” tamalı bir konuşma beklerdim. Neyse, o duygusal atmosferde unutmuş olacak heralde.

İşte bir bayram böyle sona erdi. Ve ben bunları yazarken doğu dan 4 vatan evladının daha öldüğü haberi geldi. Şimdi başbuğ gibi, ”yeter lan, bayram da başka konuşacak mevzu yok mu” demeyi isterdim.

Tabi vicdan denen o şeyi taşımasaydım..

Mutlu bayramlar!!!

Putin Baykal’a DalMIŞ

August 2, 2009

ht_logoHaberturk’un bugunkü haber başlığı, ‘Putin Baykal’a daldı’ şeklindeydi.

Haberi ff’ de gördükten sonra bir an heyecanlanıp, ‘ulan acaba nasıl daldı, kesin, öyle sosyal demokrasi, solculuk mu olur mına koyayım, karl marks ın kemiklerini sızlatıyorsun’ diye tekme tokat girişti sandım. Sandım da heyecanlandım, sevindim. Oysa putin bizim baykal’a dalmamış, baykal gölüne dalmış.

Heralde başlığı atan ‘gazeteci’ de böyle düşünmüş olacak ki, ‘putin baykal gölüne daldı’ şeklinde değil de, ‘putin baykal a daldı’ şeklinde başlık attı ve hepimizi güldürmek istedi.

Aslında daha komik bir şey var; o da Türkiye’de ki gazetecilik anlayışı.

Bu Bir Rtük Öyküsüdür: Çok Ateşli Ve Uzun Seviştiler

July 14, 2009

279433Rtük te bir hareketlilik başladı. rtük üyelerinden biri ‘koşun lan, aşk-ı memnunun sezon finali başlıyor, bu sever kesin babalar gibi sevişecekler’ dedi. ‘babalar gibi sevişmek ne demek lan’ diyemedi bizim zahit akman, çünkü çok heyecanlanmıştı. sonra zahit, rtük ün alt katındaki bakkal rasim abiden çekirdek almaya gitti. bakkal rasim abi de kanal d yi açmış, ‘hadi behlül bu sefer işi hallet de iki sevişme sahnesi izleyelim’ bakışı atıyordu tv ye. sonra çekirdeklerini aldılar, ve ekran karşısında çekirdek çıtlamaya başladılar.

Derken o sahne geldi, bütün rtük üyeleri nefes kesmeden sevişme sahnesini izlediler. hatta bir ara üyelerden biri, ‘ne kadar uzun sürdü lan bu sevişme sahnesi’ dedi. derken zahit devreye girdi, ‘üç dakikadır sevişiyorlar, halen boşalmadı mı lan bu ib.ne behlül’ dedi. ve rtük salonunda buz gibi bir hava oluştu. üyelerden biri, ‘yoksa’ dedi, ‘yoksa, senin sevişmeler üç dakikadan kısa mı sürüyor’ dedi. yok, aslında tam öyle demedi, sadece ‘yoksa’ dedi ve kaldı; çünkü rtük üyeleri ‘yoksa’ diyen elemana, ‘yapma etme abi, söyleme öyle, koskoca rtük başkanıdır, hepimiz muhtacız bu ib.neye, aman etme, çoluğumuz çocuğumuz var, işten falan atmasın bizi bu ib.ne sonra’ bakışı attı, ve sadece ‘yoksa’ diyebildi.

Bunun üzerine sinirlenen zahit, ‘halen bitmedi sevişme, bak bir de ateşli ateşli sevişiyorlar’ dedi.

Ve bunun üzerine diziye ceza verilmesina karar verildi..

Not: Yazı aynı zamanda şu blogumda yayınlandı ve birkaç sözlükte de entry olarak girildi. Zahit akman ağabeyimize ulaşsın diye. kendisine en içten selamlarımı iletir, böyle saçma ötesi kararlar vermeyip, işine gücüne bakmasını niyaz ederim. Amin.

Güneşi Gördüm

March 12, 2009

”Kim eleştirecek olursa ‘birlik’ tabusuna karşı günah işliyor demektir”
Thedor W. Adorno

10Birlik tabusuna karşı işlenen ‘günahların’ aslında birer sevap olduğu bir ülkede yaşıyoruz bizler. Hani eğer sizinde insanlığınızı kör etmiş ideolojilerinize bağlı büyük tabularınız varsa eğer, bu filme gidin; evet, mahsun kırmızıgül’ün ikinci filmi, Güneşi Gördüm.

Doğuda bir bölge ve orada yaşıyan üç kardeş. Biri travesti, diğeri asker, bir diğeri ise ‘terörist’. Hani başta tabulardan bahsetmiştim ya, kirli bir savaşın tek tarafını gösteren o tabulardan: İşte bu film onu darmadağın etmiş, filmin hemen başında, asker olan kardeş ile ‘terörist’ olan diğer kardeşin burun buruna geldiği o sahnede, asker olan kardeşin sorusu, ‘ağabey dağda karşılaşırsak ne olacak?’. Ve bu soruya verilen, ’sen ölürsen şehit, ben ölürsem terörist olacağım’ cevabı, bu sözden sonra istemsizce yutkunmanız, yıkılan tabularınızın altında, ‘evet, aslında yaşanan acı aynı’ düşüncesiyle boğuşmanız.

Filmle ilgili binlerce sahne var, insanı çok derinden etkileyen. Ama hani hem şehit, hem de ‘terörist’ babası olan babanın ölen iki oğlunun acısıyla feryat edişi, o esnada fona giren kürtçe ağıtlar, filmin unutulmazları arasındaydı.

Doğu da yaşanan bu kirli savaşa insani açıdan değinen, ve ‘iki tarafın annelerinin yaşadığı acı ortak’ ortak mesajı veren, ve/yine ‘bu savaşı ancak anneler bitirir’ mesajıyla noktayı en insani açıdan koyan müthiş bir film, Güneşi Gördüm.

Uzatmayayım, gidin izleyin. Ama yanınıza ideolojilerinizi almayın, sadece sizi ‘insan’ kılan kalbinizi sonuna kadar açın. Bu sorunun bir çözümü olacaksa eğer, bu çözümü sağlayacak olan o çünkü. Güneşi görmeniz dileğiyle..

Cem Yılmaz Ve Türkiye’de Mizah

December 11, 2008

Orta okul ve lise yıllarımda epey duygusal biriydim; Orhan Pamuk’un İstanbul romanında anlattığı hüzne benzer bir hüzün, nesneler, olaylar ve/dahi her şey hüzün verebiliyordu; hayata duygusal bir pencereden bakıyordum yani, son derece melankolik bir pencere. Daha sonra mizah denen o şeyle karşılaştım, bir anda değişiverdi her şey, olaylar komik gelmeye başladı, mizahın gücüydü bu belkide. Hani bir söz vardır ya, ‘hayat düşünenler için komedi, hissedenler içinse trajedidir’ diye, hayatı mizah ile birlikte düşünmeye başlıyordum artık, hissetmeyi ise çoktan terk etmiştim çunku. Bunun farkına varmam leman ile başladı, ve daha ötesinde o adamla; Cem Yılmaz.

Cem Yılmaz ve Türkiye’de Mizah

Diğer mizahçılardan çok farklı, güldürüyor, ama aşağılamıyor. Leman 20080925_derin_dusunce_org_carsaflivemoderndergisi, penguen dergisinin bugunku haline bir bakın, halka muhalefet yapmaktan başka yaptığı tek bir şey olmayan, ve gerçekten güldüremeyen burjuva mizah dergileri. Postal yalayan, çizdikleri ‘tipsiz müslüman’ karikatürleriyle aşağılayan ve gerçekten halktan kopmuş saray soytarıları rolündeler. Cem Yılmaz’ı populer kılan tam da bu. Esasen bu ülkede halktan kopan hiçbir hareket başarıya ulaşamadı, zaten ulaşması mümkün değil. Türkiye’de ki ’solun’ başarısızlık nedeni bundan başkası değil zaten, halktan o kadar koptular ki burjuva örgütüne dönüştüler. Belkide Türkiye’de ki ’solun’ Cem yılmaz’ın başarısını iyi analiz etmeleri gerekir. Bir söyleşisinde şöyle diyor;

Mizahın bir kesime ait olması düşünülemez. İnsanlar böyle olmasını temenni ediyor. Diyor ki şaka yap ama şununla ilgili, benimle ilgili yapma. Ben böyle yetişmedim. Varsa façan, kusurun söylerim. Bunu eleştirirken öbür tarafla çok ilgilisin zannediliyor. Halbuki öbür tarafla da ilgili değilim. Aşikarla ilgili şaka yapmaktan kaçındığım için belki de espri yapmıyor sınıfına giriyorum. Aptal bir espri yerine hiç yapmamayı tercih ederim ben. Zamanın politik figürüyle ilgili şaka yaptığını söyleyen insanlar aslında yanılıyorlar. Onlar yalnızca ortadaki liderle ilgili yaptılar. Perdenin arkasındakilerle ilgili hiç şaka yapabildiler mi? Bana bir tane televizyona çıkan komedyen gösterin Kenan Evren’le ilgili şaka yapmış olsun. Milli Güvenlik Kurulu’yla, Tahsin Şahinkaya’yla ilgili şaka yapan bir komedyen söyleyin bana. Yapamazlar.

Son derece haklı. Mizah dergileri böyle derinlemesine bir siyasi mizah 2661102000_d94f12c50cyapmaktan çok uzaktalar. Yaşanan son süreç zaten bunun açık bir göstergesi. Ülkede babalar gibi bir dava var, ucu ülkenin aydınlatılamayan bir ton faili mechulüne kadar uzanan, çok derin bir yapılanma ifşa edildi. Ama mizah dergilerinde bununla ilgili adam gibi bir şey çıktı mı? Hayır. Uykusuz dergisinde konuyla ilgili çıkan bir karikatür vardı, karikatürde bir karakter ‘bi bok anlamadık’ diyordu; ee anlamazsınız tabi, çunku saray soytarılığı yapıyorsunuz, halktan öylesine koptunuz ki, ‘bi bok anlamamanız’ gayet normal. Bu ülkede generalleri adam gibi eleştrien bir tane mizah dergisi var mı? Yok. Cem Yılmaz’ın dediği gibi, ‘milli güvenlik kuruluyla ilgili şaka yapan komedyen var mıydı’. Yoktu. Yapamazlar, isteselerde yapamazlar. Çunku yaptıkları saray soytarılığı.

Mizah Değil Saray Soytarılığı

Türkiye’de yaşanan iktidar ikiliğinden haberleri bile yok. O kadar derinde20080925_derin_dusunce_org_cirkin_dindar değiller çunku. Hükümetin aslında görünür iktidar olduğunu, esas iktidarın görünmeyenler olduğunu ve onların çizdiği dar çizgiler içinde siyaset yapıldığının farkında değiller. Eleştirdikleri sadece görünür iktidar, gerçek iktidarı eleştirmezler. Cem yılmaz’ın dediği gibi işte, ‘kenan evren’i adam gibi eleştirebilen kaç komedyen var bu ülkede? Ülkenin esas iktidarına soytarılık yapan, görünen iktidarına sürekli giydirmeyide ’siyasi mizah’ sananlar mizah yapıyor. Alın okuyun, uykusuz, leman, penguen hepsi aynı. Sol Kemalist pencereden halka bakan, halkla arasında koca koca mesafeler bulunan, ve bu mesafelerden halkı eleştiren, eleştrinin ötesinde halkı aşağılayan mizah dergileri bunlar, ya da saray soytarıları işte.

20080925_derin_dusunce_org_cirkin_turban

Bu noktada cem yılmaz’ın farkını Cantek’in sözleriyle vurgulamak gerekir belkide. Şöyle diyor;

Ayağı takılıp yere düşen adama herkes güler ama düşen adamın arkasından yürüyüp ayağı takılmış gibi kendini yere atan adama mizahçı derler. Cem Yılmaz, gülerek yere düşen adamın yanına gidiyor, kıkırdayarak adamı yerden kaldırıyor, ona sarılıyor, kalabalığa dönerek ‘gülmeyin oğlum ya’ diyor yine gülerek.

Cem Yılmaz’ın farkı buradan geliyor. Ve mizahın ne kadar etkili ve yapan için bi o kadar tehlikeli bir silah olduğunu şöyle açıklıyor, ‘Benim kafamdaki şakayı yapsam ben yarın yokum’.

Turkcell, Can Dündar’ın Mustafa Filmine Sponsor Olmaktan VazgeçMİŞ!

October 29, 2008

Şu bizim romantik solcu can dündar akıllı adam. Şöyle 29 ekim günü, milletin manevi duygularının en üst düzeye çıktığı, bizkaçkişiyiz’cilerin filan on numero Cumhuriyetçi ve/dahi ‘tehlikenin farkındacı’ duygularla dolduğu, ve/hatta dolup dolup taştığı günlerde koydu vizyona filmi: Mustafa. Gelecekte ben de şöyle bir film çekmeyi isterim esasen. Eh, bu ülkede böyle şeyler iyi kazandırıyor olmalı, gerçi bizim romantik solcumuzun ticari bir kaygısı yok, eminim öyledir yani.

Neyse, işin bu kısmıyla pek ilgilenmiyorum, arz talep meselesi, isteyen gidip izler. Benim bu yazıyı yazma nedenim, Turkcell’in bu ‘Mustafa’ filmine sponsorluktan ayrılmasına verilen enteresan tepkiler. Hürriyet’in bu haberini parça parça vereceğim, aralarına kendi yorumumu ekleyeceğim, şöyle;

Can Dündar’ın yazıp yönettiği Mustafa filmiyle ilgili bir sponsorluk skandalı iddiası gündeme bomba gibi düştü.

Allah Allah, ulan bu gündem nasıl bir şey böyle. Birisi ‘kıştt’ dese ‘gündeme bomba gibi düşüyor’ ve sizin sayenizde ‘rejim meselesi’ oluyor. Lafa bak, gündeme bomba gibi düşmüş.

Vatan Gazetesi’nden Ercan İnan’ın haberine göre Turkcell, Mustafa filmine 350 bin euro vererek sponsor olmayı önce kabul etti, sonra aniden sponsorluktan vazgeçti. İddiaya göre sponsorluktan vazgeçmesinin nedeni ise şöyle:

Yine/Lafa bak, ‘aniden sponsorluktan vazgeçti’. Vahiy falan mı geldi acaba, aniden vazgeçtiğine göre öyle bir şey olmalı. Eee, neymiş nedeni?

Turkcell yönetimi “bizim her kesimden müşterimiz var, bu filme sponsor olursak bir kesimi karşımıza alabiliriz” dedi.

Hımm..

Bu iddia üzerine ortalık karıştı. Can Dündar ve Turkcell yönetiminden bir açıklama gelmezken okurlar, bu olaya büyük tepki gösterdiler.

Bak bak, ortalık hemen karışıvermiş. Zaten ortalık karışmaya hazır, medya da karıştırmaya hazır. Ne güzel memleket!

Ayrıca anlamıyorum bu tepkiler neden? Ya, adam özel bir kurum, istediği filme sponsor olur, istediği filme olmaz. Kime ne? Daha önce de, başörtülüler özel bir otele alınmadıkları için buna benzer bir tepki göstermişlerdi, ve ben yine, ‘ya kardeşim özel işletme, adam ister alır, ister almaz. Sertbest piyasa var, başka otel mi yok, bu feryadın niye’ filan demiştim. Aynısını şimdi burada söylüyorum, bu tepkiler, ‘bu ortalığın karışması’ filan neden?

Bir de okuyucu yorumları var ki, tam bir felaket. Yahu bir ara okurken öyle gaza gelmişim ki, ‘haydi dağa çıkalım turkcell ile gerilla savaşına girişelim’ kıvamına falan geldim. Bazı okuyucularda, ‘haydin boykot edelim, gösterelim şu küffara gününü’ tarzında yorumlar yapmış, ki bu aklıma hemen, ‘ulan bu yahudi malı, almayın lan bunu’ diyen bazı ‘dindar’ kesimin yaptıkları geldi. Ee, hep dediğimiz gibi, manevi şeyler üzerinden yapılan şeyler hep tutar bu memlekette.

Benim turkcell’e tavsiyem aklını başına alsın. Filme hemen sponsor olsun, bir de logosuna atatürk fotoğrafı filan koyarsa güzel olur. Ha, bir de diğer bi kesim var değil mi? Eh, kurban bayramı yaklaşıyor, kurban bayramında da, şöyle affilli bir dana, sığır, ne bileyim inek fotoğrafını logo yapar, bir de şöyle dini bir filme sponsor filan olur, böylece iki kesime de yaranmış olur.

Esra Erol’la Desti İzdivaç

June 25, 2008

Tam olarak nerede duydum hatırlamıyorum, ama ‘yabancıların’ kullandığı bir tabir varmış, ‘ananı Türk televizyonunda görmüşler’ şeklinde. Sanırım televizyon programlarımızın geldiği noktayı en iyi özetleyen söz bundan başkası olamazdı. Haber programlarından tutun, ‘kadın programlarına’ kadar televizyonlarda bir çok medya maymunu ile hemen her gün karşılaşıyoruz.

Bunlardan biri de, ‘Esra Erol’la Desti İzdivac’ adı program. Daha önce flash TV adlı bir kanalda idi, ama daha sonra aydın doğan’ın kanalı Star’a geçti. Bir süre sonra ise mantar gibi çoğalarak, benzer formatlarda bir çok kanalda gösterilir oldu.

Programa katılanlar arasında, 70 lik dedelerimizin yanında, 21 yaşlarında kızların çıkması da dikkat çekici aslında. 7′den 77′ye evlenmek isteyen bir çok insanın katıldığı bir program. Programın girişinde, evlenmek isteyen adaylarımız, ‘format gereği abicim, format gereği’ sözüyle birlikte oynamak zorunda bırakılıyor; yani ekran karşısında bir 5-10 dakika oynamak zorunda kalıyor. Sanırım bu şekilde daha eğlenceli oluyor veya adayımızın, kendisini izleyen potansiyel adaylara vucut hareketleriyle ‘elektrik vermesi isteniyor’ olabilir. Kim bilir. Adayımız halaydı, horondu, rap dansıydı (evet, evet! Denk geldiğim programın birinde 70 lik teyzem rap muziği eşliğinde dans ediyordu. Şaka gibi), bir çok dansı sergilemek zorunda.(yazının devamı için..)

(more…)

Medya Maymunları

May 9, 2008

Siyaset-politika gibi konuların dışına çıkmak istiyordum ne zamandır; en azından arada daha eğlenceli konulara da burada değinmek. Gerçi Türkiye’de siyaset zaten oldukça eğlencelidir; Meclis Tv’de birbirleriyle itişip kakışan milletvekilleri; halka ‘bidon kafalı’ diyebilecek kadar cahil, aman pardon laik yazarlar; milletin testislerinden bile ‘irtica geliyor’ yaygarası çıkarabilen merkez medya; ‘bu buluş dünyayı derinden etkileyecek, savaşlar son bulacak’ diyen bazı generallerin ‘kıçından enerji üreten erke dönergeci’ tarzı buluşlara postal basmaları, yok imza atmaları; bununla muhafazakar medyanın ‘Türk ŞEYİ’ diye dalga geçmesi; Celalettin Cerrah’ın, pala bıyıklarıyla ‘türk polisi dayak atmaz’ demesi (demek ki meydanlarda biz kendi kendimizi dövüyoruz!). (yazının devamı için..)

(more…)

Kenan Doğulu Shake it up şekerim

April 13, 2007

Baştan söylemeliyim; ben bu Eurovision olayını bir ”milli mesele” olarak görmüyorum. O sebebten, tarafsız bir değerlendirme yapabildiğime inanıyorum. Zaten bu Eurovision olayını abartan tek millette biziz. Bir çok insan  Eurovision’un ne olduğunu bile bilmiyordur, o derece yani.

Kenan Doğulu’nun ”Türkçe şarkı söylemek gericiliktir” mealinde ki sözlerinden sonra, kendisinden böyle ”türkce-ingilizce karması” bir parca bekliyordum. Sanırım Kenan Doğulu, ”lan son sözlerim baya ağır oldu, en iyisi parcanın içine bir dene türkçe kelime katayım, heç değilse durumu biraz toparlamış oluruz” şeklinde bir düşünceyle, parcanın bir yerine ”şekerim” kelimesini ekleyivermiş. Kendisine bu kibar(!) düşüncesinden dolayı teşekkürlerimizi sunarız, Türk milleti kendisiyle gurur(!) duymaktadır. (yazının devamı için..)

(more…)

Sınav Dönemi Öğrenci Psikolojisi ve ”Grey’s Anatomy”

April 3, 2007

c4_mo.jpgc1_mo.jpgOrtalama bir üniversite öğrencisinin, sınav dönemi yaptığı ”nerede gereksiz iş varsa atla!” öğretisi gereği, ben de şu sıralar (stresten olduğunu düşünüyorum, ‘kanımca’) halk arasında(hep öyle denir ya, ‘halk arasında’)  ‘hastahane dizileri’ olarak geçen dizilere merak saldım.

Kültür Emperyalizm’inin bana göre tezahuru olan, Fox Tv’ de yayımlanan bir diziden bahsediyorum. Dizinin ismi ”Grey’s Anatomy”. İsminden de anlaşılacağı gibi bir ”hastahane dizisi”. Gecenin bir vakti beni ekran başına oturtan, kaliteli bir dizi. Tv ile pek aram yok ama, dediğim gibi sınav dönemi gereksiz ne iş varsa atlıyorum.

Grace adlı hastahenede, yeni ve acemi doktorlar için zorlu doktorluk ihtisas devresi programlarından biri uygulanıyor. Eğer yedi yıl boyunca Grace’de başarılı olurlarsa, cerrahlığa da hak kazanmış oluyorlar.

Senaryoyu kendime yakın bulmamdan mıdır, bilinmez (ki sınav dönemi her zaman, zor geçer/geçiyor) diziyi çok beğendim. Kısacası, ”Sınav dönemi öğrenci psikolojisine” girmiş, ortalama bir üniversite öğrencisinin, halet-i ruhiyesini okşayan bir dizi. Televizyonu, ‘çoğu zaman’ bir ‘aptal kutusu’ olarak gören benim için bile, üzerine bir kaç kelam etmemi sağlayan bir dizi. Demek ki ‘aptal kutusu’  iyi işlerde çıkarabiliyor.(yazının devamı için..)

(more…)