Ne zaman bayram gelse içimi bir mutluluk kaplar. Bugun de öyle oldu, ama bugun diğer bayramlardan farklıydı. Ne bileyim, daha coşkuluydum, daha bir ateşliydim. Sabah uyandığımda atamızın bize emanet ettiği bu güzel vatan için tanrıya şükrettim. Zira o olmasaydı ben, şu an bu yazıyı giremeyecek, girsem bile, ya ermeni ya da yunan bir nik kullanarak girmek zorunda falan olacaktım. Neyse, bu sırada dışarıdan ”çıktık açık alınla, on yılda her savaştan” sesleri geliyordu. ”işte” dedim, ”işte, coşkulu bir ses”; çünkü bu yıl her zamankinden daha çoşkulu olmalıydı. Sonra aklıma o slogan geldi, ”güçlü ordu, güçlü türkiye”. Ben aklımdan bu sloganı geçirirken diğer odadaki tv den ”4 şehit” haberi ile ilgili detayları kulağıma geldi. ”yeter artık lan” dedim. ”yeter artık, başbuğ paşamızında salık verdiği gibi, bayram günü bunlardan bahsetmeye ne gerek var.”
Derken saatime baktım, törenlerin başlamasına az bir süre kalmıştı. Bayrak temalı tişörtümü giydim ve elime aldığım bayrağımı balkona asmak için balkona çıktım. Bu sırada balkonda, bayrak temalı dekoltesiyle ”tehlikenin farkındayım hamdolsun” mesajı veren komşu kızını gördüm. Gülümsedik. Bir süre ultra kemalist duygularla bakışıp, kemalist fetiş ojzelerimizi sergiledik. Daha sonra bayramımızı kutladık ve gülümseyerek göz temasını kestik. İçeri girdim. Bu sıradan tv den yine ”4 şehit” haberi ile alakalı sesler geliyordu. Bir kez daha ”yeter lan” dedim, tıpkı başbuğ paşam gibi. Sonra sinirlenip kanalı değiştirdim. Her zaman olduğu gibi devletin kanalı olan trt yi açtım, çünkü ”bayram trt den izlenir.”
Trt anıtkabir’den naklen yayın yapıyordu. Anıtkabir’den manzaralar eşliğinde sunucu şiirdi, türküydü, fıkraydı falan, değişik değişik şeyler anlatıyordu. Ama benim aklım işin bu kısmında değil, askerin vereceği mesajlardaydı. Acaba bir protokol krizi çıkar mı, baykal erdoğan ile el sıkışacak mı, protokolde bulunması muhtemel türbanlılara karşı ordumuz nasıl tepki verecek, dtp li belediye başkanları protokolle katılacak mı, katılırsa askerin tepkisi ne olacak falan, benim derdim bunlardı. Netekim, anıtkabir de ki törenlerin en zevkli kısmına geçtik. İmza defterinde genelde hükümete balans ayarı çekip, baş sırayı ”irticai tehditlerin” aldığı bir ”tehlike” listesi çıkaran ordumuz acaba yine böyle bir vurgu yapacak mıydı? Kafamdaki bu sorular eşliğinde paşamızın açıklamalarını dinledim. Şöyle diyordu;
Bugün bağımsız bir devlet çatısı altında yaşayan herkes bu zafere ve O’nu kazanana çok şey borçludur. Kurduğun Türkiye Cumhuriyeti’nin temel nitelikleri, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğü ve Türk milletinin büyük Atatürk sevgisi sonsuza kadar yaşayacaktır.
Listede başı çeken ”irticai faaliylerin” yerini bu sefer ”bölücülük” almıştı ve paşamız bu doğrultuda mesajlar veriyordu. ”Açılım” sesinin çok çıktığı şu günlerde başbuğ paşamızın böyle bir mesaj vermesini takdirle karşıladım. Derken konuşma bitti. Ve anıtkabir törenlerinin en heyecanlı kısmıda sona ermiş oldu.
Birkaç saat sonra baykal ve erdoğan ın yan yana geleceği diğer tören başladı. Bu törende bir hayli heyecanlıydı, zira ‘baykal erdoğan ı görünce selam verecek mi, el ele tutuşacaklar mı, göz göze gelecekler mi” falan diye epey düşündüm. Ama korkulan olmadı. Hurriyet in haberine göre, ”ikili birkaç dakika muhabbet etmişler ve ikilinin bu davranışları şaşırtmış”. Kimi şaşırtmış, neden şaşırtmış anlamadım. Tekme tokat dalacak değiller ya, kos koca adamlar neticede, büyük ihtimalle de futbol muhabbeti falan yapmışlardır. Erdoğan ın gülümsemesinden, ”bu sene şampiyon biz olacağız, ehe” gibi bir şey yakaladım. Her neyse..

Günün en duygusal sahnesi ise öyle zannediyorum ki, başbuğ ile bir hanım kızımızın diyaloguydu. Diyalogu izlerken göz yaşlarına boğuldum. O diyalog şöyle gerçekleşmiş;
Vatandaşların büyük ilgi gösterdiği Orgeneral Başbuğ ve beraberindeki kuvvet komutanlarını vatandaşlar, alkışlarla ve “Türkiye sizinle gurur duyuyor”, “Şehitler ölmez, vatan bölünmez”, “Türkiye Türk’tür, Türk kalacak” şeklinde sloganlarla karşıladı. Bir kadın vatandaş da Orgeneral Başbuğ’a, “Komutanım, kızları da alın askere” diyerek bağırdı.
“Komutanım çok yaşa” sloganı ve alkışlar arasında, bazı vatandaşlarla sohbet edip bayramlarını kutlayan Başbuğ, çocukları da sevdi.
Ağlayarak yanına gelen ve “Kürt açılımı istemiyoruz, ülkemiz parçalanmasın” diyen genç bir kızı da teselli eden Başbuğ, genç kıza sarılarak, Türkiye’yi kimsenin parçalayamayacağını söyledi.
Kadın vatandaşın, ”kadınları askere alın” serzenişini de çok yerinde buldum. Ben, paşanın yerinde olsaydım, oradan iki tane eri çağırıp, ”al oğlum şu kızı, hemen gönderin askere” derdim. Böylelikle kadın neferlerimizde askere alınırdı. Dışarıdan, ”paşam beni de askere alın” demesi kolay tabi. Paşamız aslında akıllılık edip bir kamyon falan tutacak, ”paşa beni askere alın” diyen hatunları içine atacaktı. Hem ordumuz yeni bir nefer kazanmış, hem de kadınlarımızın istekleri geri çevrilmemiş olurdu. Paşamızın aklına gelmemiş sanırım. Neyse, asıl konu bu değil zaten, asıl konu; ağlayarak kendini paşamızın sevgi dolu kucağına atan kızımız. Öncelikle kızımızın sözlerinden ülke meselelerini yakından takip ettiğini anladım. Mesela ne bileyim, ”böldürmeyiz” falan diye ağlarsın, tamam da, direk olarak, ”kürt açılımına karşıyız, açılım olmasın” diye ağlayınca haliyle şaşırıyor insan. Elbette bunun ”bir düzmece” olduğunu düşünenler olacaktır, onlara başbuğ un sözleriyle, ”yeter artık lan” demek istiyorum. Hiç öyle olur mu, kadir-i mutlak ordumuza bir sevgi gösterisidir bu, başbuğ da kendisine atılan bu pası değerlendirmiş pek tabi. Esasen başbuğ dan sağlam bir ”ulus devlet ve mozaik” tamalı bir konuşma beklerdim. Neyse, o duygusal atmosferde unutmuş olacak heralde.
İşte bir bayram böyle sona erdi. Ve ben bunları yazarken doğu dan 4 vatan evladının daha öldüğü haberi geldi. Şimdi başbuğ gibi, ”yeter lan, bayram da başka konuşacak mevzu yok mu” demeyi isterdim.
Tabi vicdan denen o şeyi taşımasaydım..
Mutlu bayramlar!!!
Haberturk’un bugunkü haber başlığı, ‘Putin Baykal’a daldı’
Rtük te bir hareketlilik başladı. rtük üyelerinden biri ‘koşun lan, aşk-ı memnunun sezon finali başlıyor, bu sever kesin babalar gibi sevişecekler’ dedi. ‘babalar gibi sevişmek ne demek lan’ diyemedi bizim zahit akman, çünkü çok heyecanlanmıştı. sonra zahit, rtük ün alt katındaki bakkal rasim abiden çekirdek almaya gitti. bakkal rasim abi de kanal d yi açmış, ‘hadi behlül bu sefer işi hallet de iki sevişme sahnesi izleyelim’ bakışı atıyordu tv ye. sonra çekirdeklerini aldılar, ve ekran karşısında çekirdek çıtlamaya başladılar.
Birlik tabusuna karşı işlenen ‘günahların’ aslında birer sevap olduğu bir ülkede yaşıyoruz bizler. Hani eğer sizinde insanlığınızı kör etmiş ideolojilerinize bağlı büyük tabularınız varsa eğer, bu filme gidin; evet, mahsun kırmızıgül’ün ikinci filmi, Güneşi Gördüm.
dergisi, penguen dergisinin bugunku haline bir bakın, halka muhalefet yapmaktan başka yaptığı tek bir şey olmayan, ve gerçekten güldüremeyen burjuva mizah dergileri. Postal yalayan, çizdikleri ‘tipsiz müslüman’ karikatürleriyle aşağılayan ve gerçekten halktan kopmuş saray soytarıları rolündeler. Cem Yılmaz’ı populer kılan tam da bu. Esasen bu ülkede halktan kopan hiçbir hareket başarıya ulaşamadı, zaten ulaşması mümkün değil. Türkiye’de ki ’solun’ başarısızlık nedeni bundan başkası değil zaten, halktan o kadar koptular ki burjuva örgütüne dönüştüler. Belkide Türkiye’de ki ’solun’ Cem yılmaz’ın başarısını iyi analiz etmeleri gerekir. Bir söyleşisinde şöyle diyor;
yapmaktan çok uzaktalar. Yaşanan son süreç zaten bunun açık bir göstergesi. Ülkede babalar gibi bir dava var, ucu ülkenin aydınlatılamayan bir ton faili mechulüne kadar uzanan, çok derin bir yapılanma ifşa edildi. Ama mizah dergilerinde bununla ilgili adam gibi bir şey çıktı mı? Hayır. Uykusuz dergisinde konuyla ilgili çıkan bir karikatür vardı, karikatürde bir karakter ‘bi bok anlamadık’ diyordu; ee anlamazsınız tabi, çunku saray soytarılığı yapıyorsunuz, halktan öylesine koptunuz ki, ‘bi bok anlamamanız’ gayet normal. Bu ülkede generalleri adam gibi eleştrien bir tane mizah dergisi var mı? Yok. Cem Yılmaz’ın dediği gibi, ‘milli güvenlik kuruluyla ilgili şaka yapan komedyen var mıydı’. Yoktu. Yapamazlar, isteselerde yapamazlar. Çunku yaptıkları saray soytarılığı.
değiller çunku. Hükümetin aslında görünür iktidar olduğunu, esas iktidarın görünmeyenler olduğunu ve onların çizdiği dar çizgiler içinde siyaset yapıldığının farkında değiller. Eleştirdikleri sadece görünür iktidar, gerçek iktidarı eleştirmezler. Cem yılmaz’ın dediği gibi işte, ‘kenan evren’i adam gibi eleştirebilen kaç komedyen var bu ülkede? Ülkenin esas iktidarına soytarılık yapan, görünen iktidarına sürekli giydirmeyide ’siyasi mizah’ sananlar mizah yapıyor. Alın okuyun, uykusuz, leman, penguen hepsi aynı. Sol Kemalist pencereden halka bakan, halkla arasında koca koca mesafeler bulunan, ve bu mesafelerden halkı eleştiren, eleştrinin ötesinde



Baştan söylemeliyim; ben bu Eurovision olayını bir ”milli mesele” olarak görmüyorum. O sebebten, tarafsız bir değerlendirme yapabildiğime inanıyorum. Zaten bu Eurovision olayını abartan tek millette biziz. Bir çok insan Eurovision’un ne olduğunu bile bilmiyordur, o derece yani.
