Posts Tagged ‘Adalet’

Ve AKP İle Yola Devam

July 30, 2008

AYM çok beklenen kararı verdi; AKP kapatılmayacak, ama hazine yardımının yarısından mahrum kalacak. Normal şartlar altında alınan kadar vahim. Türkiye’nin en saygın Anaya profesörü, Prof. Dr. Ergun Özbudun’da bu tarz bir açıklama yaparak, kararın vehametini belirtmiş. Zaten, Türkiye’nin saygın kalemlerince yapılan yorumların hepsi, sayın savcının iddianamesinin tamamen içeriksiz, mesnetsiz ve militarist laiklik anlayışı üzerine kurulu olduğu yönündeydi. Sağlam demokrasilere sahip batı ülkelerinde bırakın parti kapatmayı, bu tarz bir iddianame hazırlamanın yanından bile geçilemez.

Ama neticede bu vehameti yaşadık. Bozulan ekonomi, istikrar ve Türkiye’nin kaybolan imajı ile birlikte bu süreç sona erdi. Artık bundan sonrasına bakmanın tüm Türkiye’nin yararına olacağını düşünüyorum. Bunun yanında haşim kılıç’ın açıklamaları çok önemliydi. Açıkça parti kapatmayı imkansızlaştıran anayasa değişikliklerini artık halledin mesajı verdi. (yazının devamı için..)

(more…)

Beni de Kapat Savcim!

March 19, 2008

Başsavcı’nın iddianamesini okuduktan sonra ‘beni de kapatıver be savcım’ dedim, en laik duygularımla. Zira pek sayın savcımızın belirttiği ‘irticai’ faaliyetlere bizzat katıldım. Mesela geçtiğimiz ramazan ayında akşam yemeğini beleşe getirmek adına bir çok kez iftar çadırına katılmışlığım vardır. Bu kadarla da kalmadı. İftar cadırında maruz kaldığım ‘çadır baskısından’ olmuş olacak ki, yemeğe başlamadan önce ‘bismillah’ şeklinde irticai bir slogan atıp, sağ elimle arap tatlısı kabul edilen hurmadan bir kez yemek suretiyle irticai bir faaliyetin içinde yer aldım. Yemeği yedikten sonra herkesin ‘elhamdulillah’ zikri ile birlikte irticai faaliyeti sonlandırdık.

(Savcı’nın iddianamesinde, ‘Dinî bayram ve günlerin ulusal bayramları gölgeleyecek bir tanıtım ve gösteriş içinde kutlanması’ suçunun parti kapatmayı gerektirdiği ileri sürülüyor)

Bununla kalsa iyi. Ramazan Bayramı’nda ’sayın’ savcımızın belirttiği suçu, mahalle, pardon ‘peder baskısı’ nedeniyle işlemiş bulunuyorum. Peder beyin ellerinden bir kez öpmek suretiyle bayramlaşma faaliyetini bizzat gerçekleştirerek laikliği ihlal etme suçunu işledim. Ayrıca üzülerek belirtmem gerekir ki, bizde dini bayramlar her zaman ulusal bayramlardan daha görkemli kutlanır. Ne bileyim, mesela bir Cumhuriyet bayramında büyüklerimin ellerini öptüğümü hatırlamam.

(Savcı’nın iddianamesinde, doğan Medya Grubu’nu eleştirirken, “Bunların derdi laiklik değil, menfaat hesabı. Bunlar köşeye sıkıştırma metotları. Tehditle bizden bir şey alamazsınız. Bunların istediği düzen demokrasi değil, diktatoryal düzen” demesi suç.)

Bu suçu bir çok kez işlediğimi zaten bu blogu okuyanlar bilirler..

Bütün bunlardan sonra ’sayın’ savcının beni de kapatmasını istiyorum efendim. 10. Yıl Marşı eşliğinde arz ederim.

Başsavcı’nın Hazırladığı Metin Oldukça İronik

March 17, 2008

Başsavcının AKP’yi kapatma gerekçelerine şöyle bir göz attım. Zira tamamını okumaya ne zamanım, ne de sabrım var. Oldukça ironik. Bir hukuk devletinde böyle saçma sapan nedenlerden dolayı bir partiye nasıl kapatma davası açılır, anlaşılır şey değil.

Ayrıca binlerce laiklik anlayışı vardır. Mesela, ABD tarzı laik anlayışı diyebileceğimiz bir laiklik anlayışı ve dini gelişime engel kabul eden fransız tipi laiklik anlayışı. Ama şunu belirtmekte yarar var ki, başsavcının anladığı laiklik anlayışı yanında, katı fransız laikliği bile hafif kalır.

Metinde öyle gerekçeler var ki.

Mesela başsavcı, kuran-ı Kerim dağıtan belediye başkanı için 5 yıl hapis cezası istemiş. Bunun manası nedir? Kuran-ı Kerim yasak bir kitap mıdır? Kuran-ı Kerim kutsal bir kitap olduğunuda geçelim, neticede devletin bir kitaba yasak getirmesi orta çağ zihniyetinde kalmış bir bağnazlık değil midir? Ki bahsettiğimiz kitap müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen bir kitaptır. Haberde şöyle deniyor;


Konuya iddianamesinde, “AKP’li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun, 2006 tarihinde üzerinde kartviziti ve AKP logosu bulunan 5.000 adet Kuran-ı Kerim’i Büyükşehir amblemini taşıyan çantalar içerisinde belediye personeli aracılığıyla kentte dağıttırdığı…” diye değinen Başsavcı, ‘yeryüzünde ne çok okunan ve satılan kitap’ olan Kuran’ı Kerim’in dağıtılmasını laikliğe aykırı eylem olarak değerlendirmiş oldu…

Başsavcının otoriter laiklik anlayışının boyutlarını düşünebiliyor musunuz?

Başsavcının hazırladığı metinde buna benzer öyle saçma gerekçeler var ki. Mesela Radikal’den İsmet Berkan bugun bahsetmiş. Başbaşan’ın, ‘biz bu yola beyaz çarşafla çıktık’ sözünü, başsavcı metine koymuş. Sanırım başsavcı bu sözden, ‘çarşafı üniversiteye sokacaklar’ gibi bir mana çıkardı. Kim bilir?

Şu bir gerçek ki bu metin oldukça saçma bir metindir. Ve başsavcı açıkca görevini kötüye kullanmıştır. Metni okuyan herkes bunun siyasi bir partinin (‘devletin partisi chp’) bir siyasi eleştrisi olduğunu görecektir. Başsavcı görevi bırakıp siyasete atılsa daha iyi olur. Zira yargıyı siyasallaştırıp, akp’ye bu tarz hukuki gerekçeler içermeyen ve tamamen siyasi olan bir kapatma davası açarak görevini kötüye kullanmaktadır. Ve hemen yargılanmalıdır.

Bu olmazsa kimse demokrasinin varlığından bahsetmesin.

(ayrıca kişisel olarakta başsavcıya teessüf ediyorum. Yani şu blogta olaylara ironik yaklaşıyorduk. Ama sağolsun, sayın başsavcı öyle ironik bir metin yapmış ki, metni buraya aynen aktarsam zaten ironinin hası olur. Bu bakımdan ‘ironi yapma’ zevkimi elimden alan ve bizlere ironik bir metin sunan başsavcıya teessüf ediyorum. Bakalım daha neler göreceğiz.)

AKP’ye Sivil Darbe

March 16, 2008

Bu Bir Fırsat Olabilir

March 14, 2008

Bu sabah AKP’yi eleştiren bir yazı yazmıştım. Özellikle rafa kaldırılan sivil anayasa, bir türlü kaldırılamayan 301. madde ve yavaşlayan reform süreciyle ilgili olarak. O yazıyı, ‘eğer akp oligarşinin başını ezecek olan yeni sivil anayasa yı rafta bekletmeye devam edecek olursa, korkarım ki oligarşi akp’nin ve demokratikleşme sürecinin başını ezecek’ cümlesiyle bitirmiştim. Akşam yayınlamayı düşündüğüm yazıyı ‘akp ye açılan kapatma davası’ nedeniyle yayınlamaktan vazgeçtim. Zira bir anlamı kalmadı; çunku kaygılarım doğru çıktı.

Aslında bu bir fırsat olarakta görülebilir. AKP hayati önem taşıyan sivil anayasa konusunda gereken adımları atmalıdır. Zira artık oligarşi, ‘egemenlik milletindir’ ilkesine saldırıyor doğrudan.

Bu bağlamda yerel seçim tarihi daha erkene alınabilir. Bunun yanında anayasa ve başörtüsü konusunda referanduma gidilmeli.

Korkarım ki AKP süreci iyi yönetemezse bu ülkeyi zor günler bekliyor. Yüzde 47 oy almış bir partinin kapatılması, merkez medyanın o populer tabiriyle açıklabilir: KAOS..

Bunun için Başbakan’ın artık aksayan reform sürecine hız vermesi ve sivil anayasa konusunda sağlam adımlar atması elzemdir.

Söz Konusu AKP’den Kurtulmaksa Hukuk Teferruattır

March 14, 2008

Akp’ye kapatma davası açılmış. En sonunda ulusalcılarımız akp ‘ye son darbeyi vurmak için hazırlıklarını tamamlamış anlaşılan. Eh, ‘yollar yürümekle aşınmaz’ fakat yürü yürü nereye kadar, o kadar cumhuriyet mitingleri yapıldı bir sonuç alınamadı, halk seçimlerde yine akp ye oy verdi. Sonra ordu sanal muhtıra felan verdı, ama yine seçimde halk aynen idade etti. Ee artık ordu öyle sincan’dan tank, pardon at koşturamıyor, demokrasiye alenen balans ayarı felan yapamıyor, tuncay özkan gibi miting sevdalılarının ipiylede kuyuya inilmiyor, bu görüldü. En iyisimi yargı yoluyla yüzde 47 oy alan bir partiyi kapatmak. Böyle düşünmüş olmalı sayın ‘hukukçumuz’..

Ülkenin yarısının oyunu alan bir partinin kapatılmasını da geçtim, buna teşebbüs edip böyle absurd bir kapatma davası açmak bile oldukça saçma. Ve/dahi saçma ötesi bir şey..

Kapatma davasında neler var bilemiyorum, ama ben değerli hukukçumuza bu konuda bir takım hatırlatmalar yaparak yardımda bulunmak istiyorum. Zamanında genç siviller bir bildiriyle, AKP’yi kapatma gerekçelerini sıralamıştı. Beldi kapatma davası dosyasında eksik kalmış bir şeyler vardır, ben burdan bunu hatırlatarak görevimi yapmış olayım. Varlığım ‘kazanımlarımıza’ armağan olsun NETEKİM. Bir kaçı şöyle;


AKP’nin gizli anlamı: AKP harflerinin gerçek anlamı ortaya çıktı. AKP’nin kuruluşunda görev almış bir yetkili, elimizde bulunan ses kayıtlarında; harflerin Adalet ve Kalkınma Partisi’ni değil Allah ve Kuran Partisi kelimelerini ifade ettiği, ancak şartlar olgunlaşmadığı için gerçeğin açıklanamadığını itiraf etti..

Doğan Medya Center’da da namaz skandalı: Doğan Medya Center içinde bulunan yoga ve reiki salonunu saat:05.00’de temizlemek için gelen bir grup temizlikçi kadın başörtülülerini takarak salonda namaz kılmaya teşebbüs etmişler, bir cumhuriyet mitingi dönüşü gazeteye gelmiş bulunan Milliyet Gazetesi çalışanları, namaz kılma eylemini henüz kıyam halindeyken bastırmayı başarmışlardır. Temizlikçilerin AKP iktidarı döneminde işe alındıkları, AKP iktidarından cesaret alarak geçtiğimiz Ramazan ayında da oruç tutma eylemi yaptıkları ortaya çıkarıldı.

İnsanları inanan ve inanmayan şeklinde kamplara ayırıyorlar: AKP’li Bakan tarafından atanan Mamak Milli Eğitim Müdürü, öSS sınavına girecek öğrencilere yaptığı konuşmada “ Allah hepinize sınavda zihin açıklığı versin” diyerek sadece Allah’ın sevdiği dini bütün öğrencilerin başarılı olmasını istediği, dinle daha limoni bir ilişkisi olan gençlerin ise yerle yeksan olmasını dilediği anlaşıldı.
AKP’li seçmen davranışlarında artan irtica eğilimi: 14 Nisan 2006 günü, AKP seçmeni olduğu tespit edilen 67 yaşındaki Hatice Benli, Gaziosmanpaşa – Bakırköy hattında çalışan belediye otobüsüne sağ ayağıyla bindi ve ayağını atarken içten içe “bissmillahirrahmanirrahimm” dedi.

Ampul Gavur icadı: CHP’nin amblemi bir Türk savaş aleti olan OK, DP’nin amblemi yine bir Türk taşıma aracı olan AT iken AKP’nin sembol olarak Amerikalı Edison tarafından icat edilmiş AMPüL’ü seçmiş olması Türkiye’yi Batıya peşkeş çekeceğinin en güzel kanıtıdır.

Özellikle son madde bence dosya da en sağlam argüman olacaktır. Bu bağlamda son maddenin dosyada bulunmasını ve öldürücü darbenin bu son madde ile gerçekleştirilmesinin doğru olacağı kanaatindeyim. AKP kapatma davasına bu hatırlatma ile katkıda bulunduysam ne mutlu bana. Söz konusu akp’den kurtulmaksa hukuk teferruattır NETEKİM.

ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın Güvenlik Endişesi

March 3, 2008

‘Türban’ konusu gündemden düşmüyor. Bir kısım üniversitelerde artık ‘türban’ ile derse girilebilirken, yasağı sürdüren üniversitelerin sayısıda bir hayli fazla. Bugun kampuste derse girerken şöyle bir baktım, eğitimimi devam ettirdiğim üniversitede de yasak devam ediyor. CHP düzenlemenin iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş. Daha önce ‘367 hurafesi’ ile tam bir hukuk skandalı yaşadığımızmız ülkemde, mahkemenin ne karar vereceğini kestirmek zor; kanaatim büyük ihtimalle iptal olacaktır. Bu işten tabiki en karlı yine akp çıkacaktır. Eminim başbakan köşesine çekilmiş, yaratıcının kendisine böyle bir muhalefet ve Deniz Baykal gibi bir muhalefet lideri verdiği için şükrediyordur.

Asıl bahsetmek istediğim konu ise ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın yaptığı açıklama. Gerçekten çok hoşuma gitti. Yarımağan şöyle söylemiş;


“Türban konusunda benim görüşüm şu: Üniversiteye nasıl gidiyorlarsa bize de öyle gelirler. Üniversiteye türbanla giderlerse sınava da türbanla girebilecekler. Hukukçuların da görüşü bu. Üniversitede türban serbest olursa sınavda da türban serbest olacak ama güvenlikle ilgili endişelerim var. Buna da çözümler bulmamız lazım, önlemler almamız lazım. Türbanla girilmesi halinde birtakım ciddi teknik problemler ortaya çıkar. Bir kere kopya olayları var. Güvenliği sağlamamız lazım.”

Yarımağan’ı gerçekten taktir ettim. Zira laikçi cephe yasağı savunurken sürekli, ‘mahalle baskısı, rejim meselesi’ gibi argümanlar ortaya atıyordu. Yarımağan ise ortaya yasağı savunmamız için öyle bir gerekçe koymuş ki, dinledikten sonra, ‘hah, budur! şimdi gericiler, liboşlar ne cevap verecekler’ diye içimden geçirdim..

Yalnız anlamadığım bir nokta var; şimdi bir üniversite öğrencisi olarak bu sınava girmişliğim vardır, öss tarzı bu sınavda başörtülü öğrenci nasıl kopya çekecek. Geçen bir haber programında, ‘bluetooth kulaklık ile kopya çekmek çok kolay’ gibilerinden bir şey diyordu. Hadi soruları karşıdaki bilse cevapları oradan söylerde, sorularda bilinmiyor. Şimdi bu öğrenci tek tek soruları okuyacak, bunun üzerine karşıdaki cevap mı verecek? Ama heralde ‘değerli’ Yarımağan’ın bir bildiği vardır; bize onun lafı üzerine söz söylemek düşmez. Zira ortaya gerçekten yasağı savunmamız için ’sağlam’ bir argüman koymuş..

Bunun yanında kazak altından, kot altından, etek altından, ne bileyim işte, bilimum giysilerin altından da bu cihazla kopya çekilebilir. Bu yüzden bence çıplak gelinmesi en doğrusu olur. Yarımağan’ın dediği gibi, ‘güvenlik endişelerimiz var, kopya çekilebilir.’ (NETEKİM aklıma ‘değerli’ büyüğümüzün, ‘göstermek günah olsaydı Allah saçsız yaratırdı.’ sözü geldi.)

Laikçi kesim artık ‘rejim gidiyor’ teranelerini aşıp ortaya ’sağlam’ argümanlar koymaya başladı. Şimdi bunun üzerine dinlenmez mi bir onun yıl marşı..

Faşizm

March 1, 2008

Bir önceki ‘başörtülüler bu toplumun zencileri mi?’ yazımda, düşünceler‘de gördüğüm bir fotoğraftan bahsetiştim. Aslında bakılırsa iki fotoğraf arasında ki benzerlik öyle aşina ki, bir yorum yapmaya pek de gerek yok gibi. Bir önceki yazımın tek bir fotoğrafla ifadesi gibi. Fotoğraf geçenlerde taraf gazetesinde çok çarpıcı bir karşılaştırma yapılarak gözler önüne serilmiş. Fotoğrafı gazete gördükten sonra ekonomiturk’te ‘yorumsuz’ başlığı adı altında buldum. TKP’li bir kaç faşistin, faşizan saldırından başka bir şey değil. Türban üzerinden medyanında desteğiyle çıkarılan gerilimin artık faşizan saldırılara kadar vardığının bir göstergesi.

Üniversiler, ‘özgürlük alanlarıdır’ ve dünyanın hiçbir yerinde üniversitelerde bu tür faşist saldırılara izin verilmez. Her inancın, her fikrin kendini düşünce boyutunda kendini iafe ettiği yerlerdir üniversiteler. Bu bağlamda TKP’li bu birkaç gerici faşistin yaptığı açıkca faşizm’dir.

Üniversitelerin bu yasakçılardan temizlenip, çağdaşlaşması bu ülkede biraz daha zaman alacağa benziyor. Ama değişim ve gelişim önünde hiçbir şey duramaz. Bu Türkiye’de sancılı oluyor, ama olacaktır.

Başörtüler Bu Toplumun ‘Zencileri’ Mi?

February 23, 2008

Bu kadar basit bir sorunun ülkede böyle büyük bir gerilim yaratması oldukça saçma görünüyor. Elbette arkasında yatan ‘derin iktidar’ mücadelesini görmezden gelirsek. Daha önce bahsettiğim gibi ne yazık ki bu ülkede cumhuriyetçi seçkinlerle, halk tarafından atanmışlar arasındaki güç mücadelesinin bir örtüsü aynı zamanda ‘türban’. Hal böyle olunca bu kadar basit bir sorun, bazı cumhuriyetçi seçkinler tarafından bir özgürlük meselesi değilde, bir ‘rejim sorunu’ olarak sunuluyor. ‘bırakınız açsınlar, bırakınız örtsünler’ anlayışıyla çözülebilecek basit bir sorun, bir rejim sorunu gibi gösterildiğini içindir de bir türlü çözülemeyen bir sorun olarak önümüzde bekliyor..

Aslına bakılırsa bu seçkinlerin temel hak ve özgürlük sorununu bir ‘rejim sorunu ‘olarak göstermesi anlaşılır. Çunku bu seçkinler seçimlerle yönetime gelemeyceklerini farkındalar. Hal böyle olunca halk atarafından atanmışların özgürlükler noktasında attıkları adımları rejim sorunu gibi göstererek sürekli ‘yandan destek’ alma arayışına girdiler. Demokrasiye yapılmış bir çok müdahale bu şekilde değerlendirilebilir.

Bunun yanında bu seçkinlerin etkisiyle ciddi manada kaygılanan bir kesimin olduğunu görmemekte heralde büyük bir hata olur. Çunku gerçekten bu seçkinlerin tekelleşmiş medya aracılığı ile empoze ettiği ‘tehlikenin farkında mısınız’ türünden haberler bazı ksimleri samimi bir şekilde kaygılandırıyor..Geçenlerde izlediğim 32. Gün programında karşısındaki başörtülü bir öğrenciye nefretle, ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ şeklinde slogan atan üniversiteli öğrencinin gözlerine baktığımda tüm düşündüklerim bunlardı. Bu öğrencinin gözündeki nefret samimi idi. Medya tarafından sürekli empoze edildiği gibi karşısındaki kişi ‘ötekiydi’ ve ‘öteki’ onun yaşam tarzını ‘tehdit’ ediyordu; potansiyel bir tehlike yani. Medyanında desteğiyle ‘tehlikenin farkında’ olan bu kişi için artık karşıdakinin temel hak ve özgürlüklerinin bir anlamı olamazdı. O özgürlüğü hak etmiyordu, kendi özgürlüğü adına onun özgürlüğü önündeki engellerin kalkmasının karşısında durmalıydı.

Bugun bütün bunları düşünürken Düsünceler’ de ‘ırkçılık’ başlığı adı altında gördüğüm o fotoğraf resmi tamamlıyordu. Fotoğraf 1957 yılında ABD’nin Ankansas eyaletinde siyahî öğrencilerin beyazların lisesine kabul edildiği ilk gün çekilmiş. Yine düşünceler’de bahsedildiği kadarıyla, ‘Federal hükümetin kararı uyarınca okula kabul edilen zenci kız elinde kitap yürüyor arkadan da “Zenciler Afrika’ya” “Zenciler Orman’a” şeklinde hakaretler savruluyor.’ imiş. Bizde zamanında, ‘komunistler moskovaya’ veya ‘dinciler iran’a’ sloganlarına ne kadar benziyor!

Bu iki fotoğrafı yan yana getiriyorum. 32. gün programında başörtülü kıza nefretle bakan üniversiteli öğrencinin beynimdeki fotoğrafı ve bu zenciye beyazlar tarafından duyulan öfkenin gözlere yansımasının fotoğrafı.

Bu noktada AKP hükümetine de büyük bir görev düşüyor. Bu samimi kaygılarıda anlamalılar. Ne yazık ki tekelleşmiş medyanın empoze ettiği haberlerle yetişen, okumayan, sorgulamayan bir ton insan var. Özellikle başbakan son dönemdem yaptığı sert çıkışları biraz daha yumuşatıp, bu kesimin kaygılarını dikkate almalı. En azından sorunun bir ‘rejim sorunu’ değil, bir ‘özgürlük sorunu’ olduğunu anlatmalı. Bunu değerli rektörümüz Akbulut gibi kendini toplumun tepesinde gören ve ‘ben herşeyi sizden daha iyi bilirim’ anlayışı içinde olanların anlamasını beklemiyorum elbette. Ama bunların etkisiyle samimi olarak kaygılanan bir kesimin varlığınıda görmezden gelemeyiz.

AKP’nin toplumun bu kesiminin kaygılarını gidereceğine ve yavaşlayan reform sürecinin çok geçmeden hızlanacağına inanıyorum. Çunku sırada, 301 başta olmak üzere özgürlük noktasında atılacak bir ton adım var.

‘Mini Etekli Kıza Kezzap’ Haberi Yalan Çıktı

February 16, 2008

Hurriyet ve Milliyet’de yer alan, ‘kısa etekli kıza kezzap’ haberinden bahsetmiştim. Haberin kurgu olduğu zaten belliydi, yanılmamışım. Haber asılsız çıktı. Şöyle ki;


Mersin’in Tarsus ilçesinde biri ilköğretim okulu, diğeri lise öğrencisi 2 kız öğrencinin üzerine mini etekli oldukları için kezzap atıldığı yönündeki haberlerin yalan olduğu ortaya çıktı.

Tarsus’ta pazartesi günü gerçekleştiği öğrenilen olaylar, dün bir haber ajansı tarafından mini etekle ilişkilendirilerek servise verildi. Ajansın haberine dayanarak kimi internet siteleri de olayı ‘mini eteğe mahalle baskısı’ şeklinde yansıttı. Ancak habere konu olan kız öğrenciler, mini etek iddialarını yalanlarken, görgü şahidi denilen bayanın da söz konusu olayı hiç görmediği anlaşıldı.

Edinilen bilgiye göre, Atatürk Caddesi üzerinde yürürken yolda bir anda bacağında yanma hisseden Atatürk İlköğretim Okulu öğrencisi 13 yaşındaki B.S.Y. isimli kız öğrenciyi, yakınları hastaneye götürdü. Yapılan kontrolde öğrencinin bacağına yanıcı madde döküldüğü belirlendi. Olayın pazartesi günü meydana geldiğini söyleyen B.S.Y., kendisine laf atma ya da ‘Neden mini etekle dolaşıyorsun?’ şeklinde bir tepki almadığını anlattı. B.S.Y., “Yapılan haberler yalan. Benim eteğim de zaten uzundu. Nereden uydurmuşlar bu haberi bilmiyorum.” dedi.

Yine mini eteği için saldırıya uğradığı söylenen lise son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki G.K.’nin de mini etekli olmadığı, üzerinde okul forması bulunduğu belirlendi. G.K.’nin başına gelenlerle ilgili olarak gazetecilere ‘görgü şahidi’ şeklinde açıklamada bulunan Eda Özbolat isimli bayanın ise olayı hiç görmediği anlaşıldı. Emniyet Çocuk Şube’de ifadesine başvurulan Hukuk Fakültesi öğrencisi Özbolat’ın CHP’li bir milletvekilinin kızı olduğu öne sürüldü. Özbolat’ın, gittiği kuaförde G.K.’nin başına gelenleri duyması üzerine olaya müdahil olduğu öğrenildi.

Şırıngalı sapığın bir hemşire ve bir dershanede çalışan iki kişinin daha bacaklarına yanıcı madde attığı belirlendi. Tarsus Emniyet Müdürlüğü MOBESE kameralarından olayla ilgili olarak delil bulmaya çalışırken, sivil polisler sapığı yakalamaya çalışıyor. Tarsus Kaymakamı Abdulhamit Erguvan, Tarsus 70. Yıl Devlet Hastanesi’nde görevli hemşire A.İ.’nin de pantolonuna yakıcı madde atıldığını belirtti. Erguvan, bacağında yanma hisseden A.İ.’nin daha sonra pantolonunda leke gördüğünü, eve gidip üzerini değiştirdikten sonra polise şikâyetçi olduğunu bildirdi.

Hayır ‘masa başı haber’ servis ediyorsunuz, bari bunu adam gibi yapın. Kızın ifadesine göre üzerinde mini etek bile yokmuş. Olaya görgü şahidi diye adı geçen kişi ise olayı hiç görmemiş. Tam bir komedi!

İpini koparmış bir sapık ona buna şırıngayla saldırıyor, siz bunu masa başı kurgulayıp, mecliste yapılan ‘türban düzenlemesiyle’ ilişkilendiriyorsunuz. Bu da olsa olsa, ‘medya sapıklığı’ olur. Şimdi de sus pus olursunuz. Yüreğiniz varsa servis ettiğiniz haberin arkasında olun. Ama siz çoktan milletin testislerinden, orasından burasından ‘rejim gidiyor’ tarzı haberler servis etmek için kolları sıvamışsınızdır bile. Medya sapığı, milliyet ve hurriyet.. Türkiye sizi okuyup, bilmem neresiyle gülüyor!

Ertuğrul Özkok’ü öpüyorum bir kez daha!