Posts Tagged ‘anayasa’

Ve AKP İle Yola Devam

July 30, 2008

AYM çok beklenen kararı verdi; AKP kapatılmayacak, ama hazine yardımının yarısından mahrum kalacak. Normal şartlar altında alınan kadar vahim. Türkiye’nin en saygın Anaya profesörü, Prof. Dr. Ergun Özbudun’da bu tarz bir açıklama yaparak, kararın vehametini belirtmiş. Zaten, Türkiye’nin saygın kalemlerince yapılan yorumların hepsi, sayın savcının iddianamesinin tamamen içeriksiz, mesnetsiz ve militarist laiklik anlayışı üzerine kurulu olduğu yönündeydi. Sağlam demokrasilere sahip batı ülkelerinde bırakın parti kapatmayı, bu tarz bir iddianame hazırlamanın yanından bile geçilemez.

Ama neticede bu vehameti yaşadık. Bozulan ekonomi, istikrar ve Türkiye’nin kaybolan imajı ile birlikte bu süreç sona erdi. Artık bundan sonrasına bakmanın tüm Türkiye’nin yararına olacağını düşünüyorum. Bunun yanında haşim kılıç’ın açıklamaları çok önemliydi. Açıkça parti kapatmayı imkansızlaştıran anayasa değişikliklerini artık halledin mesajı verdi. (yazının devamı için..)

(more…)

‘Darbeye Karşı 70 Milyon Adım’ Yürüyüşü Ve Ulusalcı Bakış Açısı: Bana Dokunmayan Darbe Bin yaşasın!

June 23, 2008

‘Darbeye karşı 70 milyon adım’ yürüyüşü üzerine bir yazı yazmayı planlıyordum, ama ‘ödüllü’ ve ulusalcı yazarımız Okan Yüksel’in konuya değindiğini fark ettim. Ulusalcı yazarımız, biraz ironik bir dil kulanmak istemiş olacak ki şöyle diyor;

21 Haziran 2008 Cumartesi günü, yani yarın, bir takım sivil toplum örgütleri darbeye karşı yürüyüş organize etmişler. Davetlerinde “İşte o gün, 50 yıldır cesaret edemediğimiz, hep geç kaldığımız birşeyi yapmak için toplanacağız.” yazmışlar. Kendilerini ve söz konusu organizasyonlarını fark edince şaşırdım, önce gidip birer birer haber sitelerini baştan sona taradım; birileri darbe yaptı da benim mi haberim olmadı diye :) Baktım ortada darbe ya da darbeci yok.. Hal böyleyken, peki bunlar ne halt etmek için yürüyorlar?

Ulusalcı yazarımızın ‘darbe’ denilen şeyden anladığı, büyük ihtimalle, askerin, top, tüfek ve tanklarla sivil yönetimi devirmesi olsa gerek. Ve konuyla ilgili yazısından da anlaşılıyor ki, darbe diyince aklına sadece 12 Eylül geliyor.

Aslında ulusalcılarımızın bu yaşanan ‘incelikli darbe’ veya ‘yargı darbesini’ görmemeleri veya görmezden gelme nedenleri, ‘bana dokunmayan darbe bin yaşasın’ anlayışından başka bir şey değil; cunku darbelerin yapılma nedeni, yeni bir şey yapmak değil, mevcut statükoyu korumaktır. Bu bakımdan halen 1923′de yaşayan ve dünyayı halen 80 yıl öncesinden yorumlamaya çalışan bu ulusalcı ‘aydınlarımızın’ statükoyu koruma özlemleri, yaşanan ‘incelikli darbe’ sürecini görmezden gelmelerinde başlıca etken oluyor. (yazının devamı için..)

(more…)

AKP’ye Sivil Darbe

March 16, 2008

ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın Güvenlik Endişesi

March 3, 2008

‘Türban’ konusu gündemden düşmüyor. Bir kısım üniversitelerde artık ‘türban’ ile derse girilebilirken, yasağı sürdüren üniversitelerin sayısıda bir hayli fazla. Bugun kampuste derse girerken şöyle bir baktım, eğitimimi devam ettirdiğim üniversitede de yasak devam ediyor. CHP düzenlemenin iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş. Daha önce ‘367 hurafesi’ ile tam bir hukuk skandalı yaşadığımızmız ülkemde, mahkemenin ne karar vereceğini kestirmek zor; kanaatim büyük ihtimalle iptal olacaktır. Bu işten tabiki en karlı yine akp çıkacaktır. Eminim başbakan köşesine çekilmiş, yaratıcının kendisine böyle bir muhalefet ve Deniz Baykal gibi bir muhalefet lideri verdiği için şükrediyordur.

Asıl bahsetmek istediğim konu ise ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın yaptığı açıklama. Gerçekten çok hoşuma gitti. Yarımağan şöyle söylemiş;


“Türban konusunda benim görüşüm şu: Üniversiteye nasıl gidiyorlarsa bize de öyle gelirler. Üniversiteye türbanla giderlerse sınava da türbanla girebilecekler. Hukukçuların da görüşü bu. Üniversitede türban serbest olursa sınavda da türban serbest olacak ama güvenlikle ilgili endişelerim var. Buna da çözümler bulmamız lazım, önlemler almamız lazım. Türbanla girilmesi halinde birtakım ciddi teknik problemler ortaya çıkar. Bir kere kopya olayları var. Güvenliği sağlamamız lazım.”

Yarımağan’ı gerçekten taktir ettim. Zira laikçi cephe yasağı savunurken sürekli, ‘mahalle baskısı, rejim meselesi’ gibi argümanlar ortaya atıyordu. Yarımağan ise ortaya yasağı savunmamız için öyle bir gerekçe koymuş ki, dinledikten sonra, ‘hah, budur! şimdi gericiler, liboşlar ne cevap verecekler’ diye içimden geçirdim..

Yalnız anlamadığım bir nokta var; şimdi bir üniversite öğrencisi olarak bu sınava girmişliğim vardır, öss tarzı bu sınavda başörtülü öğrenci nasıl kopya çekecek. Geçen bir haber programında, ‘bluetooth kulaklık ile kopya çekmek çok kolay’ gibilerinden bir şey diyordu. Hadi soruları karşıdaki bilse cevapları oradan söylerde, sorularda bilinmiyor. Şimdi bu öğrenci tek tek soruları okuyacak, bunun üzerine karşıdaki cevap mı verecek? Ama heralde ‘değerli’ Yarımağan’ın bir bildiği vardır; bize onun lafı üzerine söz söylemek düşmez. Zira ortaya gerçekten yasağı savunmamız için ’sağlam’ bir argüman koymuş..

Bunun yanında kazak altından, kot altından, etek altından, ne bileyim işte, bilimum giysilerin altından da bu cihazla kopya çekilebilir. Bu yüzden bence çıplak gelinmesi en doğrusu olur. Yarımağan’ın dediği gibi, ‘güvenlik endişelerimiz var, kopya çekilebilir.’ (NETEKİM aklıma ‘değerli’ büyüğümüzün, ‘göstermek günah olsaydı Allah saçsız yaratırdı.’ sözü geldi.)

Laikçi kesim artık ‘rejim gidiyor’ teranelerini aşıp ortaya ’sağlam’ argümanlar koymaya başladı. Şimdi bunun üzerine dinlenmez mi bir onun yıl marşı..

Türban Neyi Örter?

February 10, 2008

Önce sakin kafayla düşünelim. Sorun, kıyafetleri nedeniyle eğitim hakkı elinden alınmış bir öğrenci topluluğunun özgürlük sorunudur. Sorunun önünde engel olarak, aşırı laikçi kesimin ‘derin kaygıları’ yatıyor. Nedir bu kaygılar? Başörtülüler, laikçi repliğin ifadesiyle ‘türbanlıların’ rejim için bir ‘tehdit’ oluşturduğu ve bunun başı açıklar üzerinde bir ‘baskı’ unsuru olacağı. İşte tam da bu noktada büyük bir paradoksun içinde buluyoruz kendimizi. Aşırı laikçi kesim, yaşam tarzına özgürlük için, ‘ötekinin’ yaşam tarzına anti demokratik bir şekilde müdahale ediyor ve yine bunu özgürlük adına yapıyor. Yani diyor ki, ’senin özgürlüğün benim özgürlük alanımı tehdit edebilir, böyle bir ihtimal var. Bu bir ihtimal bile olsa engellenmeli’ Bu açık bir çelişkidir..

Ayrıca bunun hiç bir hukuki gerekçeside olamaz. Az çok hukuk kavramını bilen bir kişi, bir eylemin suç unsuru olmadan cezalandırılamayacağını bilir. Yani, siz birine, ’sen bu suçu işleyebilirsin, bu suçu işleme ihtimaline karşı ben seni bu suçu işlemeden cezalandırıyorum’ diyemez. Bu bakımdan, ‘türbanlılar’ başı açıklara baskı yapaBİLİR diyerek, bir ihtimal üzerinden ceza kesmek, hukuk dışıdır. Bu bağlamdan laikçilerin bu tavrı mantık dışı, bağnazca ve yobazca olması dışında aslında hukuk dışıdır. Anayasamızda belirtildiği Türkiye bir hukuk devletidir ve bu yasak aslında hukukun çiğnenmesidir. Ve laiklik ilkesi gereği, devlet her inanca ve felsefi görüşe eşit mesafede durmak zorundadır. Bu bağlamda aslında bu yasağın kendisi laiklik ilkesine aykırıdır. Meydanlarda laiklik adına laikliği çiğneyen aşırı laiklerin ikinci paradoksu da bu olsa gerek.

Burada değinilmesi gereken diğer bir konu, yine laikçilerin sık sık vurgularıdığı, ‘toplumsal mutabakat’ konusudur. Eğer ki konu özgürlükler ise bir toplumsal mutabakatın aranması gerekmez. Tersten düşünecek olursak, bu ülkede herkes başörtülü olsa, bir kişi başı açık olsa, başı örtülülerin, bu başı açık kişiye baskı uygulamaları ve ‘toplumsal mutabakat senin kapanmanı istiyor’ demeleri mümkün değildir. Yani konu bireysel özgürlük ise bir toplumsal mutabakat aranması gerekmez.

Bütün bunlardan sonra ve bütün bu çelişkilerden sonra, laiklik ilkesini çiğneyerek laikliği savunduğunu iddia edenler aslında ne yapmak istiyor? Amaçları nedir?

Bu sorunun cevabı, Türkiye’de ki ‘gizli iktidarın’ imtiyazlarını kaybetmemek için direnmesinden başka bir şey değildir. Türkiye tarihinde ’seçilmişler’ ve ‘atanmışlar’ arasındaki güç mücadelesi hiç bu kadar çetin geçmemişti. İşte bu mücadele türban üzerinden yapılıyor. Türban aslında Türkiye’de yaşanan bu çatışmanın bir örtüsüdür, Türban bu çatışmayı örter aslında..

Türkiye her zaman ‘atanmışların’, yada cumhuriyetçi elitlerin iktidarıyla yönetildi, seçilmişler sadece semboliktiler, ülkeyi yönetenler her zaman ‘atanmışlar’ oldu. Ne zaman ki, ’seçilmişler’, ‘atanmışların’ iktidar alanından çıkıp, halkın iktidarı için mücadele vermek istediler işte o zaman darbelerle indirildiler. Demokrat partinin başına gelenleri, 12 eylül’ü, 28 şubat sürecini bu bağlamda yaşanan gelişmeler olarak düşünebilir.

Dediğim gibi Türkiye hiç bu kadar ‘atanmışların’ çizdiği o kalın çizgilerin dışına çıkıp, halkın seçtiği ’seçilmişlerin’ etki alanına girmemişti. Akp hükümeti bugune kadar bu satranç oyununda iyi hamleler yaptı. Son ‘ergenekon operasyonu’ da bu satranç oyununun en iyi hamlesiydi.

Türkiye ‘atanmışların’ etki alanından çıkıp, yönetimi halka tamamen açacak mı?

Bu sorunun cevabını akp hükümetinin ve lideri Erdoğan’ın yaptığı hamlelerle hep birlikte göreceğiz..

6 Yıl Tıp Fakültesi Okuyan Başörtülü Bir Kadın/Kız Fantazi Olsun Diye Mi Eğitim Görecek Sayın Başbakan?

January 26, 2008

Erdoğan’ın, ‘VELEV Kİ siyasi simge olsun..’ şeklinde başlayan sözleriyle gündeme yeniden gelen, aslında zaten gündemden hiç düşmeyen başörtüsü konusu gittikçe derinleşiyor. AKP-MHP anlaşmasından bahsediliyor. Hatta bazı kesimler, ‘bu sefer çözdük, başörtüsü serbest’ demeye başladı bile. AKP ve MHP’nin çözüm diye sunduğu ‘şeye’ bir baktım, ama çözümden daha çok çözümsüzlük. Oturmuş akp ve mhp milletvekilleri, ‘çene altından şu kadar bağlanırsa serbest olsun’ şeklinde bir karara varmışlar. Benim bir hafta önce yaptığım teklifte böyleydi zaten. Ölçelim üniversiteli kızların başörtüsünün çenelerinin ne kadar altına indiğini, ha eğer, ‘rejim için tehlike sınırını’ geçerse, almayalım içeriye. Başbakanda aynen böyle bir çözüm bulmuş. Bilmem ne zaman önce meydanlarda, ‘başörtüsü namusumuzdur’ diyen akp nin de namusunu/namussuzluğunu ölçeriz işte.

Dün Perihan Mağden in yazısını okurken daha iyi anladım. Aslında başbakan ve baykal paralel kafa yapılarına sahip. İkisi de kendi için özgürlük isterken, bir başkasının özgürlüğüne DAYANAMIYOR. Ne diyordu başbakan, eski Türk filimlerinde ki sezercik edasıyla, ‘Kürtlere ana dilde eğitim hakkı verilirse çerkezler, abazalar, felanlar filanlarda istemez miii?’.. Ne diyor Baykal, ‘türban üniversitede serbest olursa, lisede, hatta/ve hatta daha aşağıda serbest olmaz mı’ Baykal ile Erdoğan’ın sözlerini alt alta yazın, ve iki kelimenin yerlerini değiştirin; ‘türban’, ‘kürtlere ana dilde eğitim’.. Bakın o zaman aynı şeyi söylemiş oluyorlar mı, olmuyorlar mı?

Başbakan ne diyor, ‘asla yasak liseleri ve kamu kurumlarını kapsamayacak’. Pek sayın başbakana sormak lazım, 6 yıl tıp fakültesi okuyan başörtülü bir kadın/kız fantazi olsun diye mi eğitim görecek? Hım, yok belki kırar dizlerini, evinin doktoru, pardon kadını olur, eşinin şurasına burasına bakar. Sayın başbakan, neden başörtülüler kamuda çalışamıyor? Buna verecek cevabınız, ‘bazı çevrelerden tırsıyorum, idare ediverin’ ise madem bu kadar ürkektiniz, en son e-DARBELENMENİZ de askere hiç diklenmeden çekiliverecektiniz siyasetten. Muhtırayı sebep gösterip seçimlerde topladığınız oyu bu halk size bazı çevrelerden tırsın diye vermedi, demokrasinin sonuna kadar savunucusu olun diye verdi..

Çözümmüş, ne çözümü ya. Bu çözüm felan değil, örtünen kadınların/kızların aşağılanması. AKP açıkça diyor ki, ‘şöyle bağlarsan sorun yok içeri girersin’ Başbakan ve baykal aynı kafadan, alsınlar ellerine çetveli, daha önce dediğim gibi. Kampus girişlerinde başörtülülerin çene altını ölçsünler. Aman ha, dikkat et Baykal, rejim için tehlike olmasın, 5 cm den fazlasına izin verme. Tayyip’te bu konuya dikkat etsin, bak asker darbeler sonra. Allah muhafaza!

Bu arada hiç girmedim TSK’nın siteye, muhtıra felan yoktur umarım. Eh, gündem sıcak. Ben bekliyorum şöyle en afillisinden bir tane. Sonra 301. ci Cemil Çiçek çıkıp titrek sesiyle cevap felan verir askere. Alıştık gerçi bunlara. Asker, medyadan gelen ’ses çıkar’ gazını alır, göğsünde yumuşatır ve hükümete bir vucut hareketiyle gönderir. Hükümet aldığı pası, mazluma yatarak değerlendirir. Elde var sıfır..

Tayyip Beni De Arasın

December 10, 2007

Hep söyledik/söylendi. Bu ülkede dindarlarla laikler arasında bir sorun yok. Sorun militarizm yanlılarıyla demokratlar arasında. Olayın iktisadi ve sosyolojik boyutları gösteriyor ki militarizm yenilmeye mahkum ve son çırpınışlarını veriyor. Anadolu sermayesi artık söz sahibi ve birer birer kaleleri halka açıyor; önce köşk, şimdi Yök. ‘Yeter artık, SÖZ MİLLETİNDİR’..

Bu aralar medyaya şöyle bir bakıyorum, artık ‘kuzey ırak’a girmek üzereyiz, eli kulağında arkadaş’ haberleri yerini, ‘malezyalışıyor muyuz’ tartışmalarına bırakmaya başladı. Eh, böyle bir ortamda ben de blogumdan şöyle en afillisinden bir ‘laiklik ve kazanımlarımız’ vurgusu yapmak isterdim. Hatta erkek olmasaydım; giyerdim derin bayrak temalı dekoltemi, çıkardım atamın huzuruna, şikayet ederdim hükümetin faliyetlerini, başörtüsünün (sizi mi kırıcam ey ulusalcı camia; türbanın) böyle bilmem kaç katına çıkışını felan. Hani anketlerden büyük tüme-varımlar yapıp, laiklik vurgusu yapmak bu aralar moda olduğu için söylüyorum. anket demişken, ankette başörtülü, çarşaflı kadınların yüzde 78 civarınında cuma namazında gittiği söylenmiş. Bunu okuyunca ‘yaw acaba ben farklı bir gezegendemi yaşıyorum, Cuma’ya gitmediğim günlerde bile az çok caminin önünden geçmişliğim vardır, Cuma da kadına pek rastlamam’ dedim, ama demek ki ben farklı bir gezegende yaşıyorum, ya da bu anketi yapan elemanlar, belkide anket Malezya’da yapılmıştır. Bir ara Uğur Dündar’da ‘başörtülü doktor hastanın testislerinin röntgenini çekmedi’ diye haber yapmıştı, olaya balıklama atlayan rejim muhafızları haberin yalan olduğu anlaşıldıktan sonra dumur olmuşlardı. Uğur Dündar ‘bu haber yalan çıksın istifa edicim arkadaş’ diye posta koymuştu, ben defalarca yazılarımda bunu hatırlattım, bir kez daha bu sözünü hatırlatalım burdan, belki okur. Ve dahi diyeceğim o ki, basınımız testislerden, genetik bölgelerden haber yapmaya alışkın, bu anketide kıçlarından yapmış olabilirler pek tabi.

İşte terörün kullanım tarihinin bittiği böyle bir dönemde bir diğer tehlike devreye sokuldu, irticaaa, öcüü.. Sağ olsun derin mi derin ağabeylerimiz boş bırakmıyorlar ülkenin gündemini. Eh, hazırda sivil ve liberal mi liberal bir anayasa hazırlığı var, böyle bir dönemde balyozu hep birilerinin tepesinde tutacaksın. Bittecek mi 12 eylül ve 28 şubat süreçleri, bitmez arkadaşşşş, ne demişti aktör, ‘bu süreçler binnn yıl sürecekk, sürdüreceğiz’

Mantık bu olunca devreye sokuluyor aktörler. Ne bileyim; üfürükçü hocalar mı dersin, hastasının testis röntgenini çekmeyen başörtülü doktor haberciklerimi dersin. Eh canım, bu ülkede liberal bir anayasa olamaz, bunu önlemek için her yol MUBAH. Terör mü yok bu ülkede, çıkarırız terör en afillisinden, sonrada mücadele ayağına ‘demokrasi mi güvennlik mi’ der, eee şıkkı güvenlik seçeriz, al sana militarizme hazırlık. Kaldırın liberal anaysa hazırlıklarını, atın çöpe. Terör olmadı mı, aman efendim bu ülkede malzeme mi yok. İrtica. Haydi diriltelim insanların bilinç altında bulunan irtica paranoyyasını. Yükseltelim son tahlilde irticayı, irticasımcıları. Mesela bir üfürükçü hoca heberi servis edelim, ardından da üzerine bir tane ‘alevi öğrenciler baskı altında haberi’ sonrada ‘okulda namaz baskısı’ haberi. Haberi yine haberi olarak biz yaparız gerekirse, ne yani bırakacak mıyız kzanımlarımızı. Bul bir üfürükçü hoca, sonra yap haberini. al sana ‘laiklik elden gidiyor’… Yeah!

Erdoğan’ı bazen çok düşünür oluyorum, ikimizde balık burcuyuz diye mi bilmiyorum. Komutanımızın rejim hassasiyetleri yüzünden kürsüden indirilen bir başörtülü yurttaşımız vardı, hatta kendisiyle ilgili bir yazımda komutanımızı kutlamıştım. (helal olsun, kürsüden indirmeseydi rejim elden gidecekti şeklinde bir kutlamaydı) Erdoğan ise bu olaydan sonra kızı aramış ve gönlünü almıştı. ‘Alevi öğrencilerde baskı altında’ haberlerinden sonra bu seferde onları aramış, arasın pek tabi. Ama bu kadar telefon görüşmesinden başka işlere fırsat kalıyor mu, hakikatten merak ediyorum. Başbakan’a bir tane avea öğrenci hattı hediye etmek isterdim, bilirim uzun telefon görüşmelerini.

Bayram-da yaklaşmak üzre, (üzere yerine ‘üzre’ diyince eski yeşilçam filmleri aklıma gelir) bunun üzerinden çok iyi irtica haberleri çıkabilir. Vizlerim bitti, bu konuda laikçi basınımıza yardımcı olmayı çok isterdim, her ne kadar bayrak temalı dekoltem olmasaya bu konuda iyi safsata haber yaparım, doğan medya grubunun eline su dökmem yani. Nerde 10. yıl marşım benim.

Mesela, ‘Kurban bayramı ayağına keçilerimiz katlediliyor’ diyip bir irtica vurgusu yapabilirim. Şimdi diyeceksiniz, ‘yaw arkadaş keçi ile irtica ne alakassı var’. Eh orasınıda medyanın amiral gemisinin başındaki Özkök’cüme sorun. Her şeyide ben bulamam ki canııımmmm.

Başta söylediğim gibi. Yeni Yök başkanıda seçildi, eskisine veda ettik. Artık ucuz 28 şubatçılık oyunları sona erdi, 12 eylül süreçi de kısa sürede sona erecektir. Bize düşen görev, liberal anayasa isteğini, o anayasa uygulamaya geçene kadar canlı tutmaktır.

Yeni Burjuva Repliği: Mahalle Baskısı

September 26, 2007

‘Harcanan zamana ve emeğe yazık. Başka işiniz yok mu sizin? Son
derece
hızlı bir dönüşüm geçiren toplumu ‘mahalle ağzı’ tarzının dışına
çıkarak
anlamaya çalışmak çok mu zor.” Kürşat Bumin

Son dönemde Prof. Şerif Mardin’in ortaya attığı, güzide basınımızın ise balıklama atlamak suretiyle ‘dinci’ kesime bel altı vurmak için kullandıkları ‘mahalle baskısı’ adı verilen tartışma sürüp gidiyor. Aslında bu tartışmalar yıllar önce entellektüel seviyede yapılmıştı. Özellikle liberal sol kesim tarafından. Son günlerde Mardin’in de katkısıyla malum medya tarafından sıklıkla dile getirilir oldu. Tabiki büyük bir sığlıkla.

Postallı yazarımız, rejimin bir numaraları bekçisi, ‘lan ben sosyolojiden-de çakıyorum, bu kavram üzerinde durayım, durma emri vereyim’ şeklinde bir düşünceye girmiş olacak ki, iki lafından biri ‘mahalle baskısı’ oluverdi. Laikçi repliğin bir numaraları sözcüleri, İran örneğinden vazgeçip, Malezya örneğine geçmelerinden beri ‘mahalle baskısı’ kavramının yanına bir-de ‘malezyalaştırıldıklarımızdan mısınız, yoksa malezyalaştrılmadıklarımızdan mısınız’ cümlesi eklenince pek nahif, pek laik duruyor-durduruveriliyor. Bir-de bunu darbe sosuyla servis ettik mi, al sana 28 şubatçılık. Gazeteler boy boy bu teranelerle süslenirken, rejimin kutsanmış çocukları, aslında kendilerince ‘ülkenin sahipleri’ ilan edenlerde bir ‘orgazm’ hali. Seçimlerden sonra Aziz’den şiir attıranlar, halkı ‘aptal, cahil’ görüp o kadar ötekileştirtiler ki, toplumun hızlı bir dönüşüm geçirdiğinden habersizce, kollektivist toplumlara has olan ‘mahalle baskısından’ söz ediyorlar. Hem de şehirleşmenin yüzde 70 leri bulduğu bir ülkede.

Bugun Alev Alatlı şöyle yazmış;


“Mahalle baskısı” olması için, “mahalle”nin olması gerekir. Nitekim,
şehirleşme oranın 1990′da % 59,2′yi, 2000′de % 64,7′yi, 2005′te % 67,3′ü
bulurken, küresel baskı daha da güçlendi, mahalle abilerinin yerini pop
yıldızları, öğretmenlerin yerini sütun yazarları, aile büyüklerinin yerini
başarılı işadamları aldı. Televizyonu, sineması, interneti, you-tube’u, i-podu,
sporu, müziği, magazini, estetiği, yemeği ile takviyeli gelen küresel baskı,
kentlerde, dar alanlarda, dipdibe yaşayan insanlar arasında daha hızlı ve kolay
yayılırdı. Öyle, oldu. Neticeyi kelam, mahalle baskısı deveyse, çağdaş Batı’nın
yaşam biçiminin baskısı, gerek nitelik, gerekse nicelik açısından fildir.”

Aslında tartışmanın sığlığıda, ülkemizde sosyal bilimlerin (sosyoloji) içler acısı halini gösteriyor. Burada, Mardin hocaya da büyük bir haksızlık yapıldığını düşünüyorum. Konu, Mardin hocanın bahsettiğinden tamamen farklı bir tarafa kaydırılıp, laikçi replikler arasında yerini aldı. Acaba, Mardin hocanın ‘türban yasağını demokratik bulmuyorum’ sözünü neden görmezden geldi aynı çevreler?

Ne yazık ki bu ülkenin demokratikleşme süreci(halen evrimini tamamlamadı) normalin aksine sancılı oldu. Cumhuriyet döneminde yapılan ‘değişiklikler’ sadece yönetim kademesinde gerçekleşti ve bu toplumsal bir değişikliğe neden olmadı. Yani, bir modernite devrimi gerçekleşmedi. Bu sebepten sık sık, ‘cumhuriyetci elitler’ ile halkın seçtiği ’seçilmişler’ arasında bir gerilim yaşandı. Bu ise kavramlar üzerinden gerçekleştirildi. Bu son tartışmalarında, anayasa hazırlığı öncesinde alevlenmesi-alevlendirilmesi bunla ilişkili olmalı.

Türkiye’de bir baskı varsa, bu demokrat görünümlü, cunta sevdalısı ‘mahalle burjuvalarından’ geliyor. Ertuğrul Özkök buna iyi bir örnek olursu sanırım.