Posts Tagged ‘aşk’

Ve Aşk Yenildi

November 16, 2008

Pazar günleri siyaset-politika gibi ciddi konuların dışında bir şeyler karalama karar verdim. Bugune bu kısmetmiş.

Aşk yenildi.. Çünkü söylenen sözler, bağlılık yeminleri, hepsinin bir başlangıcı olduğu gibi bir sonu vardı. Aşk denilen şeyi sonsuz sanıyordu; ölümlü insanın sonsuz aşk sahibi olamayacağını unutarak belki. Aşk denilen o şey belki bu idi, hani geçici olarak unutma hali sonsuzluğun imkansızlığını. Sonsuz sanarak yaşama isteği, oysa sonsuz aşk yoktu. Sonlu bir ömre sahip insan sonsuz aşk yaşayamazdı.

Fark etti, ve anladı, aşk yenildi.. Geriye kalan sadece bir yıkıntı. Ve o yıkıntıların arasında nefes alıp vermeye çalışan insan.

Hayatı anlamaya yönelik bir adım daha attı bugun, ve bir bedel daha ödedi. Çunku hayatı anlayabilmek için bedel ödemek gerekiyordu. Doğanın kanunu böyleydi..

Bir bedel, hayata dair bir öğreti, yıkıntılar ve insan. Bugun yine sonu gördü, o kuyunun en sonunu. Zaten hep buna inanırdı o, ‘gördün/mü dibi göreceksin’ derdi, ‘çunku dibi görmek her zaman iyidir’, daha kötü olamaz insan, ve artık iyileşmeye başlayacağının bir göstergesidir bu.

Artık daha iyi olacaktır her şey, çunku kaybedecek pek fazla şey kalmamıştır. Ve o an, insanı yaşama bağlayan tek şey hayalleridir. Kuyunun sonunda bir güneş gibi doğar sana, yalnızsındır, tıpkı en başta olduğu gibi, yanında sadece sen ve hayallarin. Afilli bir yalnızlık hali yani..

Afilli bir yalnızlık, seni her an güçlü hissettiren bir yalnızlık..

Ve aşk yenilir, insan kazanır.. Kaybeden yoktur; çunku yenilen aşktır..

Daha Güzel Günlere

December 14, 2007

Kafandaki binlerce soruya rağmen razı olursun bazen kaderine, bilirsin ki her insan kendi kaderini yaşar.. Gemilerini daha önce binlerce limanda demirlemişsindir; hepsinde bir daha bu limandan ayrılamam, yaktım gemilerimi bu limana geldikten sonra demişsindir..

Ama gemilerini yaktıktan sonra bir bakarsın ki uğruna yaktığın liman seni yarı yolda bırakıvermiştir.. Kalıverirsin kendi kendine..

Hatırlarsın sonra o günü.. Hani küçücükken güneşli bir Ankara sabahı arkadaşlarınla oynadığın futbol maçı sonrası hepsi gittikten sonra kalmıştın ya bir başına.. Yeşil saha ve sen..

O gün bir söz vermiştin kendine, ne olursa olsun asla arkana bakmayacaktın.

Çunku sen asla yıkılmış bir sevdanın külleri arasında kalamazdın..

Ve bir sevdanın yıkıntıları arasından daha güçlü çıkarsın. Aklından çıkaramadığın ‘ama neden, bir sebebi olmalı’ sorularına siliverirsin, bir yağmurun şehrin bütün kirini alıp götürdüğü gibi..

Ve kalbin gerçekten gemilerini yakmayı gerektirecek bir sevdaya açar kapılarını, ta ki onu bulana kadar..

Hoş yaksanda artık gemilerini farketmez, çunku sen yüzmeyi öğrenmişsindir artık..

Bir gün onu bulacaksın, kim bilir, belkide buldun..

Daha güzel günlere..

Kahve Kokusu Tadında Düşünceler

December 5, 2007

‘Vazgeç gönül, vazgeç.. Sesini duyan yok, bir yağmurun içinde… Vazgeç gönül, vazgeç.. Seni anlayan yok…’

Zeynep Dizdar’ın bu şarkısıyla açtı gözlerini..
Sıcak yatağından kalkması dakikalar alırdı zaten, ama bu sözler onu daha bir sapladı yatağa.. Parçanın ritmi, sözleri, hepsi zihninde dolanırken onu müthiş bir düşünce fırtınasının içi
ne attı..

Vize dönemiydi, dün gece sabahlamıştı yaklaşık bin sayfalık akışkanlar mekaniği kitabının içerisinde. Arkadaşlarının içtiği kahve kokuları geldi burnuna..

Kahve..


Bir kahve kokusu ve beraberinde gelen aşk hissi, bütün bedenini bir an da saran.. Hepte kahve kokusuyla birlikte gelirdi.. Nedenini bilmezdi, ama hep öyle olurdu.. Belkide yazdığı bütün aşk şiirlerinde ona ortak olanın bir fincan kahve olduğu içindi..

Zeynep Dizdar’ın ‘vazgeç gönül’ derken hayata yaptığı nahif isyanın sesleri, kahve, vucudu saran hasretle karışık bir duygu.. Tarifi zor.. Mevlana’nın ‘ben ol ki bilesin’ derken ne demek istediğini daha bir anlamak.. Karmakarışık duygular, görmeden sevmek.. Ama gerçekten sevmek, tarifsiz sevmek.. ‘ben ol ki bilesin’ demek, Mevlana misali.. Görüpte sev(emey)enlere inat.. Sevmek, çok sevmek.

Olabilir miydi bu? Görmeden sevebilir miydin birini? Bütün bunların cevabı hayırsa, içinde tarifi zor olan o duygu neydi? Bütün bu düşünce fırtınasının içinden iki ses onu çıkarabilirdi:

‘Ben ol ki bilesin…’

‘Vezgeç gönül, vazgeç.. Seni anlayan yok’*

Bir Çocukluk Anılarım Bir SEN

November 3, 2007


Küçüktüm, yaşım 9 veya 10.. Ankara’da kaldığımız lojmanların arkasında büyük bir alan vardı, yem yeşil çimler.. Sımsıcaktı o çimler, halen taze zihnimde. Çunku o çimlerin arasında çocukluğum gizliydi, ne de güzeldi çocuk olmak. Sabah erkenden uyanırdım, öğlene doğru yapacağımız futbol maçının heyacanıyla.. Ev içinde hangi bölgede oynacağımın planlarını yapardım..

Sonra beklediğim an gelirdi. Yaklaşık 20 arkadaş toplanırdık. Adam paylaşımı yapıldıktan sonra maça başlardık. Öyle güzel, öyle sıcaktı ki herşey. Güneşin ışıltısı çimlerin arasına vururdu, maça başlamadan önce heyecanla çimlere güneşin buluşmasını izlerdim. Sımsıcaktı..

Hele bir gol sevincimiz vardı. Attığım artizlik golden sonra kendimi çimlere atardım, yanda lojmanın kızları bizi izlerdi. Gol attıktan sonra hep oraya koşardık, peşimde takım arkadaşlarım.. Güneş ve çim, üzerinde ben, benim üzerimde yaklaşık 10 kişi.. Öyle mutluyduk ki, sımsıcaktı..

Genelde her maçı kazanırdık, mutluyduk. Zaman öyle geçerdi ki anlayamazdık, zaman kavramımızda yoktu gerçi, su gibi akıp geçen zamanlar.. Ve o zamanları dolu dolu ve mutlu yaşayan bizler.. Güneş yavaş yavaş kızıllaşmaya başlardı, yenilen taraf dondurma almak zorundaydı. Dondurma dediğime bakmayın, mey-buz (bu meyveli buz gibi birşey, halen satılır, yedikçe anılarımı hatırlarım).. Güneş kızıl ve ışıltısı yine çimlerin arasına girmiş, maçı kazanmanın keyfi ve hararetimizi alan mey-buz.. Ve arkadaşlarım.. Öyle güzeldi ki, sımsıcaktı..

Güneş artık etkisini iyice yitirmeye başlamıştır.. Sonra aklıma hemen yeni aldığım ayakkabıların içler acısı hali gelirdi. Daha sonra annemin ‘fazla terleme mustafa, sonra hasta oluyorsun..’ sözü.. Biraz tedirgin, fazlaca yorgun evin yolunu tutarım. Kendime güvenen adımlarla, maçı kazandık çunku.. Sonra içime bir güven gelirdi, hayatta her zorluğu aşabileceğime olan inanç (evet spor kişinin kendisine olan güvenini arttırıyor) -Çocukluğumda bu hadise öyle yerleşmişti ki hayatıma, girdiğim her sınavdan önce bunu kesinlikle düşünürüm.-

Ama ben biraz farklı bir çocuktum.. Çim sahaya ilk ben gelirdim, en sonda ben çıkardım. Garip.. Arkadaşlarım sahadan ayrılılardı, ben ise sahadaydım.. Arkama dönüp bakardım, o yemyeşil çim sahaya.. Geçirdiğim o güzel günü bir kez daha yaşardım, yalnız başıma, kendimce.. Ve o içimi ısıtan sıcaklık yine kendini gösterirdi, sımsıcaktı..

Mutlu olunca içimde o sıcaklığı hissediyorum, kalpten başlayan ve bütün vucudumu saran..

Büyüdüm..

Ve o duyguyu bana bir çocukluk anılarım, birde SEN yaşatıyorsun..

Kıskançlık Üzerine Kısaca

September 27, 2007

Mahalle baskısı, malezya olacağız paranoyalarından bıkkınlık gelmişken, çokca yaşadığım ve bazen ‘acaba abartıyor muyum?’ dediğim bir konu üzerine yazmak istedim. Kıskançlık.

‘Seven kişi kıskanır’ sözünü tabu gibi savunanlardanım.(bu da benim tabum olsun!) Hatta, kıskançlık bana göre sevgi ile doğru orantılıdır. Ama kıskançlığı sadece sevgi ile orantılı göstermekte yanlış olacaktır. Kıskançlığın başlama noktası sevgidir diyebiliriz aslında. Seversin ve sevdiğinin sevgisine başka gölgelerin girme ihtimali bile seni kaygılandırır. Çunkü seviyorsundur, belki de olmaması gerektiği kadar. Ve kıskanırsın..

Mevlana’nın bir sözü vardır, aşk için der ki ‘akıl bu yolda yürümez’. Kıskançlık duygusunun varlığı, aşkın varlığına bağlı ise kıskançlığı pek de realist bir bakış açısıyla açıklayamayız. Sevgi, aşk gibi kıskançlıkta böyle bir duygu belki-de. Kıskanırsın bu elinde değildir, çunku seviyorsundur. Sevgilinin gözlerinde başka birinin gölgesinin girme ihtimali bile korkutur seni, bu korkuda kıskançlığa neden olur. Güvenle de ilgili değildir aslında, güvenirsin ama kıskanırsında. Çünkü seversin.. Seversin ve kıskanırsın. Çunku elindeki en değerli şey o olmuştur. En değerli varlığı kaybetmenin ihtimali bile insanı korkutur.

Ve kıskanırsın işte, çunku seversin.
Not: Farklı bir bakış açısı. Çağatayca’dan şu yazıyı okumanızı öneririm.
Yazı arasına koyduğum parça ise ‘yeni türkü’ nün o harika tınılarından..