Posts Tagged ‘deniz baykal’

Putin Baykal’a DalMIŞ

August 2, 2009

ht_logoHaberturk’un bugunkü haber başlığı, ‘Putin Baykal’a daldı’ şeklindeydi.

Haberi ff’ de gördükten sonra bir an heyecanlanıp, ‘ulan acaba nasıl daldı, kesin, öyle sosyal demokrasi, solculuk mu olur mına koyayım, karl marks ın kemiklerini sızlatıyorsun’ diye tekme tokat girişti sandım. Sandım da heyecanlandım, sevindim. Oysa putin bizim baykal’a dalmamış, baykal gölüne dalmış.

Heralde başlığı atan ‘gazeteci’ de böyle düşünmüş olacak ki, ‘putin baykal gölüne daldı’ şeklinde değil de, ‘putin baykal a daldı’ şeklinde başlık attı ve hepimizi güldürmek istedi.

Aslında daha komik bir şey var; o da Türkiye’de ki gazetecilik anlayışı.

Yes We Bye-Kal

November 19, 2008

baykalObama’nın ‘yes we can’ sloganıyla yaptığı ‘değişim’ çağrısı amerikalılar tarafından karşılık bulmuş ve neticede obama amerikan başkanı olmuştu. ‘Devlet partisi’ chp bu örnekten fazla etkilenmiş olacak ki, ‘değişim’ diyerek ‘müthiş açılımlara’ imza atmaya başladı. Bunların arasında çevreden para karşılığı toplanmış ve aslında neden orada olduğunu bile bilmeyen çarşaflı kadınlara parti rozeti takmak, chp’ye üye yapmak gibi şeyler var.

Kadınların yaşam tercihlerinden dolayı eğitim almamasına, eve hapsolmasına ve aslında bu yolla değişimlerinin önünün kapanmasına neden olan chp’nin, ‘değişim’ diyerek bu tarz yaptığı ‘müthiş açılımları’ destekliyor, chp’ye seçimlerde başarılar diliyorum..

Nasıl olsa oduna, kömüre, taşa, toprağa oylarını satan ‘göbeğini kaşıyan adamlar’, chp’nin bu ‘müthiş açılımlarına’ da oy atacaklardır..

CHP yüzde 90 oy oranı ile iktidar olmazsa şerefsizim(!)

Atamız Baykal’ın Kulağını Çekti!

October 26, 2008

Bundan bilmem kaç yıl önce Cumhuriyet Bayramı’nda, gökyüzünde ay ile yıldız birleşmişti. Hurriyet ve milliyet’te bunu haber yapmıştı, ‘bakın tam da Cumhuriyet Bayramı’nda  gökyüzünde ay ve yıldız birleşti, bu tesadüf olamaz’ filan gibilerinden. Sonra bu haberin altına, ‘zeki’ ve ‘tehlikenin her zaman farkında’ olan ‘çağdaş’ ve/dahi ‘cumhuriyetçi’ hurriyet ve milliyet okurları, ‘işte bu bir işaret, atamız oradan bile akp hükümetine mesaj veriyor. Atam sen çok yaşa, oradan bile bizlere işaret çakıyorsun, hamdolsun, ya Allah!’ mealinde yorumlar yapmışlardı. (buna inanamayanlar hurriyet’in arşivine bakabilirler.) Ben de bu haberi ve altındaki yorumları okuduktan sonra, ‘yaw bizim seküler gençlere ne oldu böyle’ diye önce tedirgin olmuştum. Sonra atamızın himmeti ile akp hükümetine mesaj verdiğini ve bunun aslında bir tesadüf olmadığını anlamıştım.

Bugun yine bunun kadar olmasa bile, buna oldukça yakın bir olayı farkettim. Deniz Baykal yaptığı konuşmasından öyle bir kare yakalanmış ki, fotoğrafı gördüğümde, hurriyet ve milliyet okurları gibi, ‘atam sen ne büyüksün, oradan bile bu Baykal’a ve yaptığı SIĞ muhalefet anlayışına karşı mesaj veriyorsun, baykal’ın kulağını çekiyorsun’ gibilerinden şeyler düşündüm.

Neyse, diyeceğim o ki; Ey Baykal efendi, atamızda kulağını çekti, artık aklını başına al, adam gibi muhalefet yap. AKP hükümeti oduna, kömüre, taşa, toprağa oyları götürürken sen zırvalayıp duruyorsun. Gerekliydi sana böyle bir ilahi ceza!

Genç Siviller Son Bildirisinde Sap İle Samanı Karıştırmış

March 9, 2008

Genç Sivillerin son açıklamasını okudum, ’sap ile samanı karıştırmak’ buna denir yani. Sanki genelkurmay siyasete müdahale etmişte, chp madurları oynuyor, muhtıra yemiş ve bizim genç siviller, dünya aleme ne kadar demokrat olduklarını göstermek için, ‘bakın işte demokrasi için şimdi de chp’nin yanındayız’ diyor..

Bir kere asker konuşmayacak, tamam. Ama asker her konu da konuşmayacak değil heralde. Doğru veya yanlış, bu ayrı bir yazının kousu, ama neticede ortada bir askeri operasyon var ve bunu gerçekleştiren genelkurmay. Sen mesnetsiz ve dayanaksız bir şekilde, ‘asker ABD’nin emri ile bitirdi operasyonu’ dersen, heralde sana cevabı operasyonu gerçekleştiren Genelkurmay verecektir.

Ne diyor genç siviller, ‘evet bu bir muhtıradır..’ Hayır, muhtıra felan değildir. Tamam, TSK’nın bir iletişim problemi vardır, basını bilgilendirmekte ve bunu yaparken kullandığı dilde son derece hatalıdır, ama ortada askeri bir operasyonun bitirilmesi yönünde mesnetsiz iddaalar var. Bunu yapanlarda, askerden çok askerci olan, ’sonuna kadar gidilsin’ diyen baykal ve ruh ikizi bahçeli. Bu iki savaş tamtamının mesnetsiz iddialarına TSK elbette cevap verecektir; çunku bu iddiaların muhatabı onlar. Tabi uslubu biraz ağırdı, orası ayrı..

Ama olayı bir ‘muhtıra’ gibi gösterip, ‘bak işte chp nin de yanında oluruz gerekirse’ demenin ve gözü kapalı askere muhalefet etmenin de anlamsızlığı ortada.

Genç siviller’in son açıklaması bu bağlamda ’sap ile samanı karıştırmak’ olmuş.

Baykal Genelkurmay Başkanı olsun, Buyukanıt Uniformayı çıkarsın. Ahmet Çakar’da bikini giysin.

March 6, 2008

Gerçekten garip bir ülkeyiz. Daha geçen mayıs ayında, tsk hükümete sağlam bir e-muhtıra vermişti. Bunun ardından CHP’den pek ses çıkmamıştı, hele bugunku gibi Baykal çıkıp askere, ’sen işine bak’ felan dememişti. AKP ile ordu karşı karşıya gelmiş, akp dışındaki diğer siyasetçiler kendi varlık sebebi olan demokrasinin balansa uğraması karşısında sessiz kalmışlardı. Bu sessizliğin bedelinide sandıkta ödemişlerdi. Bir kısmının siyasi hayatı noktalanmıştı. Kısaca e- NOKTALAMA, önce kendine karşı sessiz kalanları noktalamıştı. Ve AKP büyük bir seçim zaferi kazanmışti.

Şimdi ise roller değişmiş görünüyor. CHP ve MHP tsk’yı çok sert eleştirdiler, TSK bunun üzerine, ‘hainlerden daha hainler’ mealinde bir cevap verdi. AKP ise askerden yana tavır almış bir şekilde olayları izliyor.

CHP yaptığı eleştrilerde haksızdır, evet. Çunku operasyonun ABD’nin isteği dahilinde bitirildiğine karşı elimizde sağlam bir veri yok. Ülkenin genelkurmay başkanı’da, ‘ispat edin uniformayı çıkarırım’ şeklinde bir tepki verdiyse ona inanmak zorundayız. Eğer bir iddia varsa çıkarsın ortaya sağlam argümanlar koyar ve ispat edersin. AYrıca, CHP’nin askerden çok askerci olmasıda anlamsız. CHP bir siyasi partidir ve sorunlara siyaset yoluyla çözüm araması gerekir. Siyasetin çıkmaza girdiği yerde elbette ordu devreye girer, ama bunun planlaması orduya aittir. Ne zaman girilir, ne zaman çıkılır, bu askerin bileceği iştir. Bu baklımdan Baykal’ın bir general edasıyla askeri değerlendirmeler yapması yanlış.

Anlamadığım bir diğer nokta ise özellikle merkez medyanın bu ‘ezik’ tavrı. VELEV Kİ operasyon ABD’nin isteğiyle bitmiş olsun, ne olmuş yani. ABD’nin desteği olmadan bir operasyon yapılamayacağı bilinen bir şey. Meydanlarda, ‘ne ABD ne AB’ gibi fantastik slogan atanlar, ABD’nin hava sahasını açmadan ve istihbarat desteği vermeden oradan kuş bile uçamayacağını bilmiyorlar mı?

En iyisi mi, Baykal Genelkurmay başkanı olsun, Buyukanıt’da hemen uniformayı çıkarsın. AHmet Çakar’da bikini giysin.

Hem 1 yıllık sınır ötesi iznide çıktı. Oh ne güzel. Hazır çıkmışken Yunanistan’da girip şu ‘adalar sorununu’ çözelim. Sonra ermanistan’a felanda gireriz. Olur ya, belki daha aşağılara inip israile felanda bir ayar çekebiliriz. Sonra belki bu CHP-MHP işbirliğiyle bir ‘turan devleti’ de kurulur.

Neden olmasın. Neydi o slogan. ‘Ne ABD ne AB Tam bağımsız Türkiye’. Yersen tabi.

Bir Baykal Vaazı

February 6, 2008

Baykal’ın konuşması bu kez diğerlerinden biraz farklıydı. Bu sefer Erdoğan’ın, ’sen ne anlarsın o işlerden (din işleri)’ sözüne epey bir alınmış sanırım. Konuşmasında sık sık din büyüklerinden bahsediyor; büyük günah, küçük günah gibi terimler kullanıyordu. Şu konuşmayı gözümü kapatıp dinleseydim, camiden vaaz verildiğini veya malezya, ne bileyim İran’da ki dini liderler konuşuyor sanırdım. Veya böyle bir konuşmayı sanırım Erdoğan yapsaydı, ‘işte laiklik elden gitti, aha bu da ispatı’ türünden yorumlar yapılır, ertesi gün sincandan tank, top, ne bileyim bir şeyler geçerli işte.

Baykal’ın anlayamadığı şey de tam olarak bu sanırım. Baykal sorunu bir ‘din meselesi’ gibi algılıyor, bunda ‘başörtüsüne özgürlük’ söylemini dile getiren muhafazakar kesiminde payı var elbette. Ama liberal çevrelerin sık sık dile getirdiği gibi sorun aslında bir ‘bireysel özgürlük’ sorunudur. Bunu kavrayamayanlar sık sık, ‘efendim Kuran’ın neresinde başörtüsü emri var’ şeklinde itirazda blunuyorlar. Aslında başörtüsü takma ihtiyacını bir dini temele oturtmanında manası yok. Böyle bile olsa herkes bir mesajı tek olarak algılamaz. Kuran’da ki bir emri bir kişi, diğer bir kişiye göre çok çok farklı algılayabilir ve bu noktada farklı iki ‘inanç’ ortya çıkacaktır. Sonuçta Kuran’dan X yorumu çıkaran biri bunu ‘inanç’ olarak kabul edecek ve bu ‘inancı’ doğrultusnda bir yaşam tarzı benimseyecektir. Sizin burada, ’sen yanlış anlıyorsun, o yorum yanlıştır’ deme hakkınız yoktur.

Yani konu ‘bireysel özgürlükler’ ekseninde tartışılırsa çözümü daha kolay olacaktır. Bunu anlayamayan muhafazakar çevreler ile laikçi CHP zihniyeti din temelli bir tartışma yürüttüğü ortada..

Her fırsatta ‘kazanımlarımızdan’ bahseden ve laikliğin ‘tehlikede’ olduğunu söyleyen Baykal’ın, cami kürsüsünden vaaz verir gibi dini içerikli konuşma yapması başka nasıl açıklanabilirdi ki?

6 Yıl Tıp Fakültesi Okuyan Başörtülü Bir Kadın/Kız Fantazi Olsun Diye Mi Eğitim Görecek Sayın Başbakan?

January 26, 2008

Erdoğan’ın, ‘VELEV Kİ siyasi simge olsun..’ şeklinde başlayan sözleriyle gündeme yeniden gelen, aslında zaten gündemden hiç düşmeyen başörtüsü konusu gittikçe derinleşiyor. AKP-MHP anlaşmasından bahsediliyor. Hatta bazı kesimler, ‘bu sefer çözdük, başörtüsü serbest’ demeye başladı bile. AKP ve MHP’nin çözüm diye sunduğu ‘şeye’ bir baktım, ama çözümden daha çok çözümsüzlük. Oturmuş akp ve mhp milletvekilleri, ‘çene altından şu kadar bağlanırsa serbest olsun’ şeklinde bir karara varmışlar. Benim bir hafta önce yaptığım teklifte böyleydi zaten. Ölçelim üniversiteli kızların başörtüsünün çenelerinin ne kadar altına indiğini, ha eğer, ‘rejim için tehlike sınırını’ geçerse, almayalım içeriye. Başbakanda aynen böyle bir çözüm bulmuş. Bilmem ne zaman önce meydanlarda, ‘başörtüsü namusumuzdur’ diyen akp nin de namusunu/namussuzluğunu ölçeriz işte.

Dün Perihan Mağden in yazısını okurken daha iyi anladım. Aslında başbakan ve baykal paralel kafa yapılarına sahip. İkisi de kendi için özgürlük isterken, bir başkasının özgürlüğüne DAYANAMIYOR. Ne diyordu başbakan, eski Türk filimlerinde ki sezercik edasıyla, ‘Kürtlere ana dilde eğitim hakkı verilirse çerkezler, abazalar, felanlar filanlarda istemez miii?’.. Ne diyor Baykal, ‘türban üniversitede serbest olursa, lisede, hatta/ve hatta daha aşağıda serbest olmaz mı’ Baykal ile Erdoğan’ın sözlerini alt alta yazın, ve iki kelimenin yerlerini değiştirin; ‘türban’, ‘kürtlere ana dilde eğitim’.. Bakın o zaman aynı şeyi söylemiş oluyorlar mı, olmuyorlar mı?

Başbakan ne diyor, ‘asla yasak liseleri ve kamu kurumlarını kapsamayacak’. Pek sayın başbakana sormak lazım, 6 yıl tıp fakültesi okuyan başörtülü bir kadın/kız fantazi olsun diye mi eğitim görecek? Hım, yok belki kırar dizlerini, evinin doktoru, pardon kadını olur, eşinin şurasına burasına bakar. Sayın başbakan, neden başörtülüler kamuda çalışamıyor? Buna verecek cevabınız, ‘bazı çevrelerden tırsıyorum, idare ediverin’ ise madem bu kadar ürkektiniz, en son e-DARBELENMENİZ de askere hiç diklenmeden çekiliverecektiniz siyasetten. Muhtırayı sebep gösterip seçimlerde topladığınız oyu bu halk size bazı çevrelerden tırsın diye vermedi, demokrasinin sonuna kadar savunucusu olun diye verdi..

Çözümmüş, ne çözümü ya. Bu çözüm felan değil, örtünen kadınların/kızların aşağılanması. AKP açıkça diyor ki, ‘şöyle bağlarsan sorun yok içeri girersin’ Başbakan ve baykal aynı kafadan, alsınlar ellerine çetveli, daha önce dediğim gibi. Kampus girişlerinde başörtülülerin çene altını ölçsünler. Aman ha, dikkat et Baykal, rejim için tehlike olmasın, 5 cm den fazlasına izin verme. Tayyip’te bu konuya dikkat etsin, bak asker darbeler sonra. Allah muhafaza!

Bu arada hiç girmedim TSK’nın siteye, muhtıra felan yoktur umarım. Eh, gündem sıcak. Ben bekliyorum şöyle en afillisinden bir tane. Sonra 301. ci Cemil Çiçek çıkıp titrek sesiyle cevap felan verir askere. Alıştık gerçi bunlara. Asker, medyadan gelen ’ses çıkar’ gazını alır, göğsünde yumuşatır ve hükümete bir vucut hareketiyle gönderir. Hükümet aldığı pası, mazluma yatarak değerlendirir. Elde var sıfır..

Ya Özgürlükler, Ya Yasaklar

January 20, 2008

Başörtüsü etrafında dönen tartışmalar iyice alevleniyor. Türkiye’nin gündemi özellikle başörtüsü ekseninde döndüğü zaman tedirgin oluyorum. Böyle olunca sürekli TSK’nın sitesini açıyorum, hoş zaten en son yapılan sanal muhtıradan sonra sık kullanılanlar listeme eklemiştim. Öyle olunca fazla vaktimi almıyor, sık kullanılanlar listemin en tepesine bir kez tıkmalak suretiyle hooop sitedeyim, o güzel harbiye marşıyla çoşuyorum ve hemen duyurular bölümüne bakıyorum. Az önce öyle yaptım mesela; şükürler olsun bir bildiri, ne bileyim, muhtıra felan yok (an itibariyle belki olabilir, ben 5 dakika önce baktım)

Ben böyle sevinirken Yargıtay’dan bir açıklama gelmiş. Hal böyle olunca yargıtayında sitesini sık kullanılanlar listeme eklesem mi diye düşündüm, ama böyle bir siteye rastlamadım. Zaten yargıtay açıklamasını daha değişik yollarla yapmış. Umut ederim şöyle afilli bir sitede yaparlar bir daha ki açıklamalarını, en azından benim gibi darbelerden, muhtıralardan tedirgin olanlar arasıra şöyle bir yoklayıp rahatlarlar siteyi.

Yargıtay açıklamasını okurken bir an bu açıklamayı Baykal mı kaleme almış, diye düşündüm. Baykal’da sık sık ‘rejim gidiyor, bak benim dediğim olmazsa ülke karışır’ şeklinde açıklamalar yapıyor, hoş Baykal’ın başka bir açıklama yaptığını ben duymadım. Yani ne bileyim, insan arada ekonomi, kürt sorunu, işsizlik, eğitim ile ilgili açıklamalar yapar, hükümete alternatif öneriler sunar. Ama Baykal rejim muhafızlığı yapmaktan başka bir halt, pardon yol bilmiyor. Ne zaman görsem, ‘rejim gidiyor, aha malezya olduk’ şeklinde açıklamalar. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından öncede, ‘gül olursa rejim gider’ felan gibilerinden şeyler söylemişti, eh benim gibi sıradan insanlarda haliyle etkilendi. Mesela ben ‘aha Gül’de cumhurbaşkan’ı oldu, kesin yakında İran gibi olacağız, mollalar ülkeyi istila edecek’ diye epey korkmuştum. Ama Baykal’ın dediği gibi olmadı, aksine Sezer dönemine göre daha iyiye bile gittik. Hoş Sezer’in Cumhurbaşkanlığı yaptığına halen inanamıyorum, zira köşkten çıktığına pek tanık olmadım, ama Gül sürekli yurt dışı gezilerinde..

Yargıtay’ın açıklaması ile Baykal’ın açıklamaları arasında ki paralellikten bahsettim, ama önemli bir fark var. Bu ülkede yargı, ülkenin her bireyinin hakkını savunmakla mükelleftir. Devletin bir ideolojisi olamaz ve vatandaşlar arasında bir ayrıma gidemez. Ayrıca bu ülkede ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi vardır. Yargıtayın açıklaması bu ilkeye aykırıdır; çunku bu açıkça ‘yargının yasama alanına müdahalesi’ anlamına gelmektedir.. Yasamanın yargıya olan müdahalesine, ne kadar karşı isek aynı şekilde yargınında yasamaya olan müdahalesine karşı olmamız gerekmektedir. Çeşitli barolar meydanlara bu türden tepki göstermelerine rağmen, yargı yasamaya müdahale ettiği zaman susmaktalar, bu pek anlaşılır bir şey değil..

Yargıtay gibi bir kurumdan böylesine bir açıklamanın gelmesi gerçekten düşündürücü. Bir ülkenin olmazsa olması hukukun üstünlüğüdür. Yargıtay açıklamasında bazı kesimlere hak ve özgürlüğün verilmesinin ‘toplumsal çatışmaya’ yol açabileceğinden bile bahsediliyor. Yani gerçekten inanılır gibi değil. Zira toplumun bir kesimine hak ve özgürlükler vermenin ‘toplumsal çatışmaya’ yol açacağından bahsetmek bir hukukcuya yakışmaz, bu açıkca anti demokratik bir tavırdır. Hele ki konu başörtüsü gibi bir meseleyse. Yapılan anketler gösteriyor ki toplumda böyle bir sorun yok ve toplumsal bir mutabakat sağlanmış. Ama Türkiye’de toplumsal uzlaşıya rağmen kurumlar toplumu hiçe sayarak gerginlik çıkarabiliyor. Bunun nedeni ‘gizli iktidarın’ kendi gibi olmayanlara tahamülsüzlüğünden başka bir şey değildir..

Türkiye’de hukuk sitemi tam oturursa bu ve bunun gibi bir çok sorunun çözüleceğine olan inancım tam. Umut ediyorum ‘herkes için adelet’ söylemleri bir gün yerini bulacak.

Bu vesileyle Hrank Dink’i de anlamız mümkün. Tam bir yıl geçti, ama ‘kalbi bir güvercin ürekliğiyle atan’ o güzel insanı öldüren ‘derin güçler’ halen bulunamadı.

Sanırım artık bir kez daha vurgulamak gerekiyor. ‘21. Yüzyılın insanlık savaşı düşünceyi özgürleştirmek olacaktır..’ İdeolojiniz, kimliğiniz, düşünceniz ne olursa olsun; dindar, alevi, ateist, Kürt, Türk, Ermeni.. Tek bir noktala buluşmalıyız, ‘düşüncenin özgürleştirilmesi’

Eğer bu noktada birlikte hareket etmezsek, bugun bana olan haksızlık yarın sana olacaktır..

Bugun başörtüsü maduru insanları görünce aklıma Hrank geliyor, daha sonra Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş, din kültürü hocasından dayak yiyen ve ‘oruçluyum hocam’ dediği halde dövülen alevi öğrenci geliyor..

Ve tekrar: ‘21. Yüzyılın insanlık savaşı düşünceyi özgürleştirmek olacaktır..’ Ya düşüncenin özgürleşmesinden yanasınız, ya da yasaklardan. İdeolojiniz, düşünceniz, kimliğiniz, dininiz ne olursa olsun. Seçiminiz ya özgürlük ya yasaklar..

Al Eline Cetveli Ölç Bakalım Siyasi Simgemiymiş Baykal’cım

January 15, 2008

Deniz Baykal bugun bir konuşma yaptı. Konuşmasının son cümlesi, ‘Allah Türkiye’yi korusun’ şeklindeydi. Bu duaya ‘amin’ şeklinde eşlik edip, bir fatiha okuduktan sonra Baykal’ın demokrasi sosuyla servis ettiği konuşmasını şöyle bir düşündüm.

Baykal diyor ki, ‘biz yıllardır anadolu da süregelen geleneğe asla karşı değiliz, baş örtüsüne karşı olmamız mümkün değil. Biz türbana karşıyız’. Baykal’ın bu sözlerinden sonra benim daha önce yaptığım bir öneri aklıma geldi. Ee, Baykal’ın dediğinine göre türban rejim için ‘tehlike’ iken, baş örtüsü bir gelenek ve siyasi simge olmadığından bir ’sorun’ teşkil etmiyordu. O zaman bu ikisini ayırt etmek lazım.

Daha öncede söylediğim gibi, ne bileyim kamusal alan girişlerine bir TSE den görevli yerleştirilebilir. Pek bilgim yok, ama Baykal’ın baş örtüsü dediği heralde çene altı bağlanan, türban ise daha aşağıya inen örtü gibi bir ‘şey’ olsa gerek.. Şimdi Baykal ve bilimum ‘rejim muhafızları’ bu konu için bir standart getirebilirler. Mesela, ‘çene altından şu kadar inildiğinde bu rejim için tehlikelidir’ şeklinde. Bu TSE tarafından onaylanır ve her kamusal alan girişine bir TSE görevlisi yerleştirilir, elinede bir tane cetvel verilerek bu ölçüm gerçekleştirilebilir..

Bence çene altına 10 cm ye kadar izin çıkar. Tabi Baykal buna, ‘olur mu arkadaş, 10 cm çok fazla, bu rejim için büyük bir tehlike, gelin bunu 5 cm yapalım’ şeklinde bir itirazda bulunabilir. Hükümet ve baykal uzun görüşmeler düzenler, yazarlar felan ‘10 cm mi, 5 cm mi’ tartışması yapabilir yıllarca. Ama arada bir yerde, ne bileyim 8 cm felan anlayışırsa bir ‘rejim sorunu’ olmaz diye düşünüyorum.. Ulusalcılar bu süre içinde, Çağlayan’a, şuraya buraya çıkarda mitingler yaparlarsa bu daha da düşecektir zannımca..

Keşke TSE bir de, ’siyasetci zeka düzeyi’ konusunda bir standart getirse ve bu standarta uyamayanlar siyaset yapamazsa. Hiç değilse insanların kıyafetlerinin rejimi tehdit ettiğini düşünen zekalar siyaset yapamaz, biz de bu ülkenin gerçek meseleleri hakkında düşünür, çözüm üretirdik..

Hakkaten çene kısmından kaç ‘cm’ aşağıya kadar inerse rejim için tehlike arz etmez sayın Baykal. Hı?