Başörtüsü etrafında dönen tartışmalar iyice alevleniyor. Türkiye’nin gündemi özellikle başörtüsü ekseninde döndüğü zaman tedirgin oluyorum. Böyle olunca sürekli TSK’nın sitesini açıyorum, hoş zaten en son yapılan sanal muhtıradan sonra sık kullanılanlar listeme eklemiştim. Öyle olunca fazla vaktimi almıyor, sık kullanılanlar listemin en tepesine bir kez tıkmalak suretiyle hooop sitedeyim, o güzel harbiye marşıyla çoşuyorum ve hemen duyurular bölümüne bakıyorum. Az önce öyle yaptım mesela; şükürler olsun bir bildiri, ne bileyim, muhtıra felan yok (an itibariyle belki olabilir, ben 5 dakika önce baktım)
Ben böyle sevinirken Yargıtay’dan bir açıklama gelmiş. Hal böyle olunca yargıtayında sitesini sık kullanılanlar listeme eklesem mi diye düşündüm, ama böyle bir siteye rastlamadım. Zaten yargıtay açıklamasını daha değişik yollarla yapmış. Umut ederim şöyle afilli bir sitede yaparlar bir daha ki açıklamalarını, en azından benim gibi darbelerden, muhtıralardan tedirgin olanlar arasıra şöyle bir yoklayıp rahatlarlar siteyi.
Yargıtay açıklamasını okurken bir an bu açıklamayı Baykal mı kaleme almış, diye düşündüm. Baykal’da sık sık ‘rejim gidiyor, bak benim dediğim olmazsa ülke karışır’ şeklinde açıklamalar yapıyor, hoş Baykal’ın başka bir açıklama yaptığını ben duymadım. Yani ne bileyim, insan arada ekonomi, kürt sorunu, işsizlik, eğitim ile ilgili açıklamalar yapar, hükümete alternatif öneriler sunar. Ama Baykal rejim muhafızlığı yapmaktan başka bir halt, pardon yol bilmiyor. Ne zaman görsem, ‘rejim gidiyor, aha malezya olduk’ şeklinde açıklamalar. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasından öncede, ‘gül olursa rejim gider’ felan gibilerinden şeyler söylemişti, eh benim gibi sıradan insanlarda haliyle etkilendi. Mesela ben ‘aha Gül’de cumhurbaşkan’ı oldu, kesin yakında İran gibi olacağız, mollalar ülkeyi istila edecek’ diye epey korkmuştum. Ama Baykal’ın dediği gibi olmadı, aksine Sezer dönemine göre daha iyiye bile gittik. Hoş Sezer’in Cumhurbaşkanlığı yaptığına halen inanamıyorum, zira köşkten çıktığına pek tanık olmadım, ama Gül sürekli yurt dışı gezilerinde..
Yargıtay’ın açıklaması ile Baykal’ın açıklamaları arasında ki paralellikten bahsettim, ama önemli bir fark var. Bu ülkede yargı, ülkenin her bireyinin hakkını savunmakla mükelleftir. Devletin bir ideolojisi olamaz ve vatandaşlar arasında bir ayrıma gidemez. Ayrıca bu ülkede ‘kuvvetler ayrılığı’ ilkesi vardır. Yargıtayın açıklaması bu ilkeye aykırıdır; çunku bu açıkça ‘yargının yasama alanına müdahalesi’ anlamına gelmektedir.. Yasamanın yargıya olan müdahalesine, ne kadar karşı isek aynı şekilde yargınında yasamaya olan müdahalesine karşı olmamız gerekmektedir. Çeşitli barolar meydanlara bu türden tepki göstermelerine rağmen, yargı yasamaya müdahale ettiği zaman susmaktalar, bu pek anlaşılır bir şey değil..
Yargıtay gibi bir kurumdan böylesine bir açıklamanın gelmesi gerçekten düşündürücü. Bir ülkenin olmazsa olması hukukun üstünlüğüdür. Yargıtay açıklamasında bazı kesimlere hak ve özgürlüğün verilmesinin ‘toplumsal çatışmaya’ yol açabileceğinden bile bahsediliyor. Yani gerçekten inanılır gibi değil. Zira toplumun bir kesimine hak ve özgürlükler vermenin ‘toplumsal çatışmaya’ yol açacağından bahsetmek bir hukukcuya yakışmaz, bu açıkca anti demokratik bir tavırdır. Hele ki konu başörtüsü gibi bir meseleyse. Yapılan anketler gösteriyor ki toplumda böyle bir sorun yok ve toplumsal bir mutabakat sağlanmış. Ama Türkiye’de toplumsal uzlaşıya rağmen kurumlar toplumu hiçe sayarak gerginlik çıkarabiliyor. Bunun nedeni ‘gizli iktidarın’ kendi gibi olmayanlara tahamülsüzlüğünden başka bir şey değildir..
Türkiye’de hukuk sitemi tam oturursa bu ve bunun gibi bir çok sorunun çözüleceğine olan inancım tam. Umut ediyorum ‘herkes için adelet’ söylemleri bir gün yerini bulacak.
Bu vesileyle Hrank Dink’i de anlamız mümkün. Tam bir yıl geçti, ama ‘kalbi bir güvercin ürekliğiyle atan’ o güzel insanı öldüren ‘derin güçler’ halen bulunamadı.
Sanırım artık bir kez daha vurgulamak gerekiyor. ‘21. Yüzyılın insanlık savaşı düşünceyi özgürleştirmek olacaktır..’ İdeolojiniz, kimliğiniz, düşünceniz ne olursa olsun; dindar, alevi, ateist, Kürt, Türk, Ermeni.. Tek bir noktala buluşmalıyız, ‘düşüncenin özgürleştirilmesi’
Eğer bu noktada birlikte hareket etmezsek, bugun bana olan haksızlık yarın sana olacaktır..
Bugun başörtüsü maduru insanları görünce aklıma Hrank geliyor, daha sonra Nazım Hikmet, Deniz Gezmiş, din kültürü hocasından dayak yiyen ve ‘oruçluyum hocam’ dediği halde dövülen alevi öğrenci geliyor..
Ve tekrar: ‘21. Yüzyılın insanlık savaşı düşünceyi özgürleştirmek olacaktır..’ Ya düşüncenin özgürleşmesinden yanasınız, ya da yasaklardan. İdeolojiniz, düşünceniz, kimliğiniz, dininiz ne olursa olsun. Seçiminiz ya özgürlük ya yasaklar..