Posts Tagged ‘eğitim’
September 9, 2008
Bu hafta bir çok öğrenci ders başı yaptı. Ya da hayır, şöyle demeliydim, zorla ders başı yaptırıldı. Hemen aklıma ilkokula başladığım o ilk gün geldi. Tarifi imkansız bir acı yaşamıştım; çünkü artık dünya ile bağım bir şekilde kesilecek ve dört duvar arasında bize verilen şeyi almak zorunda bırakılacaktık. Bu ‘şeye’ ‘eğitim’ adı veriliyordu. Son derece militarist bir eğitimden geçiyorduk. Saçlarımız ‘asker traşı’ tarzında kısaltılmalıydı, kıyafetlerimiz birbirinin bire bir aynısı olmalıydı, her sabah aynı marşları söylemeliydik, asker gibi sıraya girmeliydik ve bize dayatılan ‘şeylere’ itaat etmeliydik.
Bütün bunların ötesinde bir de, buralarda adı ‘öğretmen’ olan, ama bu vasıf ile uzaktan yakından ilişkileri olmayan ve benim öğretmen diyemeyeceğim ‘devlet memurları’ vardı. Esasen bize verilen ‘eğitim’in çıkmazıda tam olarak bu devlet memurları. Bu yazının konusuda, benim ilköğretim hayatım değil, bu memur zihniyeti. (yazının devamı için..)
(more…)
Tags:Balik, eğitim, liberalizm
Posted in Balik, BİLİM TEKNİK, Siyaset-Politika | 18 Comments »
March 3, 2008
‘Türban’ konusu gündemden düşmüyor. Bir kısım üniversitelerde artık ‘türban’ ile derse girilebilirken, yasağı sürdüren üniversitelerin sayısıda bir hayli fazla. Bugun kampuste derse girerken şöyle bir baktım, eğitimimi devam ettirdiğim üniversitede de yasak devam ediyor. CHP düzenlemenin iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş. Daha önce ‘367 hurafesi’ ile tam bir hukuk skandalı yaşadığımızmız ülkemde, mahkemenin ne karar vereceğini kestirmek zor; kanaatim büyük ihtimalle iptal olacaktır. Bu işten tabiki en karlı yine akp çıkacaktır. Eminim başbakan köşesine çekilmiş, yaratıcının kendisine böyle bir muhalefet ve Deniz Baykal gibi bir muhalefet lideri verdiği için şükrediyordur.
Asıl bahsetmek istediğim konu ise ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın yaptığı açıklama. Gerçekten çok hoşuma gitti. Yarımağan şöyle söylemiş;
“Türban konusunda benim görüşüm şu: Üniversiteye nasıl gidiyorlarsa bize de öyle gelirler. Üniversiteye türbanla giderlerse sınava da türbanla girebilecekler. Hukukçuların da görüşü bu. Üniversitede türban serbest olursa sınavda da türban serbest olacak ama güvenlikle ilgili endişelerim var. Buna da çözümler bulmamız lazım, önlemler almamız lazım. Türbanla girilmesi halinde birtakım ciddi teknik problemler ortaya çıkar. Bir kere kopya olayları var. Güvenliği sağlamamız lazım.”
Yarımağan’ı gerçekten taktir ettim. Zira laikçi cephe yasağı savunurken sürekli, ‘mahalle baskısı, rejim meselesi’ gibi argümanlar ortaya atıyordu. Yarımağan ise ortaya yasağı savunmamız için öyle bir gerekçe koymuş ki, dinledikten sonra, ‘hah, budur! şimdi gericiler, liboşlar ne cevap verecekler’ diye içimden geçirdim..
Yalnız anlamadığım bir nokta var; şimdi bir üniversite öğrencisi olarak bu sınava girmişliğim vardır, öss tarzı bu sınavda başörtülü öğrenci nasıl kopya çekecek. Geçen bir haber programında, ‘bluetooth kulaklık ile kopya çekmek çok kolay’ gibilerinden bir şey diyordu. Hadi soruları karşıdaki bilse cevapları oradan söylerde, sorularda bilinmiyor. Şimdi bu öğrenci tek tek soruları okuyacak, bunun üzerine karşıdaki cevap mı verecek? Ama heralde ‘değerli’ Yarımağan’ın bir bildiği vardır; bize onun lafı üzerine söz söylemek düşmez. Zira ortaya gerçekten yasağı savunmamız için ’sağlam’ bir argüman koymuş..
Bunun yanında kazak altından, kot altından, etek altından, ne bileyim işte, bilimum giysilerin altından da bu cihazla kopya çekilebilir. Bu yüzden bence çıplak gelinmesi en doğrusu olur. Yarımağan’ın dediği gibi, ‘güvenlik endişelerimiz var, kopya çekilebilir.’ (NETEKİM aklıma ‘değerli’ büyüğümüzün, ‘göstermek günah olsaydı Allah saçsız yaratırdı.’ sözü geldi.)
Laikçi kesim artık ‘rejim gidiyor’ teranelerini aşıp ortaya ’sağlam’ argümanlar koymaya başladı. Şimdi bunun üzerine dinlenmez mi bir onun yıl marşı..
Tags:Adalet, anayasa, eğitim, Guncel, liberalizm, mahalle baskısı, muhalefet, türban, Yargı, yasak
Posted in Siyaset-Politika | 4 Comments »
March 1, 2008
Bir önceki ‘başörtülüler bu toplumun zencileri mi?’ yazımda, düşünceler‘de gördüğüm bir fotoğraftan bahsetiştim. Aslında bakılırsa iki fotoğraf arasında ki benzerlik öyle aşina ki, bir yorum yapmaya pek de gerek yok gibi. Bir önceki yazımın tek bir fotoğrafla ifadesi gibi. Fotoğraf geçenlerde taraf gazetesinde çok çarpıcı bir karşılaştırma yapılarak gözler önüne serilmiş. Fotoğrafı gazete gördükten sonra ekonomiturk’te ‘yorumsuz’ başlığı adı altında buldum. TKP’li bir kaç faşistin, faşizan saldırından başka bir şey değil. Türban üzerinden medyanında desteğiyle çıkarılan gerilimin artık faşizan saldırılara kadar vardığının bir göstergesi.
Üniversiler, ‘özgürlük alanlarıdır’ ve dünyanın hiçbir yerinde üniversitelerde bu tür faşist saldırılara izin verilmez. Her inancın, her fikrin kendini düşünce boyutunda kendini iafe ettiği yerlerdir üniversiteler. Bu bağlamda TKP’li bu birkaç gerici faşistin yaptığı açıkca faşizm’dir.
Üniversitelerin bu yasakçılardan temizlenip, çağdaşlaşması bu ülkede biraz daha zaman alacağa benziyor. Ama değişim ve gelişim önünde hiçbir şey duramaz. Bu Türkiye’de sancılı oluyor, ama olacaktır.
Tags:Adalet, üniversite, eğitim, faşizm, Guncel, kadın, liberalizm, sosyoloji, türban, yasak, YÖK
Posted in Medya, Siyaset-Politika | 2 Comments »
February 23, 2008
Bu kadar basit bir sorunun ülkede böyle büyük bir gerilim yaratması oldukça saçma görünüyor. Elbette arkasında yatan ‘derin iktidar’ mücadelesini görmezden gelirsek. Daha önce bahsettiğim gibi ne yazık ki bu ülkede cumhuriyetçi seçkinlerle, halk tarafından atanmışlar arasındaki güç mücadelesinin bir örtüsü aynı zamanda ‘türban’. Hal böyle olunca bu kadar basit bir sorun, bazı cumhuriyetçi seçkinler tarafından bir özgürlük meselesi değilde, bir ‘rejim sorunu’ olarak sunuluyor. ‘bırakınız açsınlar, bırakınız örtsünler’ anlayışıyla çözülebilecek basit bir sorun, bir rejim sorunu gibi gösterildiğini içindir de bir türlü çözülemeyen bir sorun olarak önümüzde bekliyor..
Aslına bakılırsa bu seçkinlerin temel hak ve özgürlük sorununu bir ‘rejim sorunu ‘olarak göstermesi anlaşılır. Çunku bu seçkinler seçimlerle yönetime gelemeyceklerini farkındalar. Hal böyle olunca halk atarafından atanmışların özgürlükler noktasında attıkları adımları rejim sorunu gibi göstererek sürekli ‘yandan destek’ alma arayışına girdiler. Demokrasiye yapılmış bir çok müdahale bu şekilde değerlendirilebilir.
Bunun yanında bu seçkinlerin etkisiyle ciddi manada kaygılanan bir kesimin olduğunu görmemekte heralde büyük bir hata olur. Çunku gerçekten bu seçkinlerin tekelleşmiş medya aracılığı ile empoze ettiği ‘tehlikenin farkında mısınız’ türünden haberler bazı ksimleri samimi bir şekilde kaygılandırıyor..
Geçenlerde izlediğim 32. Gün programında karşısındaki başörtülü bir öğrenciye nefretle, ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ şeklinde slogan atan üniversiteli öğrencinin gözlerine baktığımda tüm düşündüklerim bunlardı. Bu öğrencinin gözündeki nefret samimi idi. Medya tarafından sürekli empoze edildiği gibi karşısındaki kişi ‘ötekiydi’ ve ‘öteki’ onun yaşam tarzını ‘tehdit’ ediyordu; potansiyel bir tehlike yani. Medyanında desteğiyle ‘tehlikenin farkında’ olan bu kişi için artık karşıdakinin temel hak ve özgürlüklerinin bir anlamı olamazdı. O özgürlüğü hak etmiyordu, kendi özgürlüğü adına onun özgürlüğü önündeki engellerin kalkmasının karşısında durmalıydı.
Bugun bütün bunları düşünürken Düsünceler’ de ‘ırkçılık’ başlığı adı altında gördüğüm o fotoğraf resmi tamamlıyordu. Fotoğraf 1957 yılında ABD’nin Ankansas eyaletinde siyahî öğrencilerin beyazların lisesine kabul edildiği ilk gün çekilmiş. Yine düşünceler’de bahsedildiği kadarıyla, ‘Federal hükümetin kararı uyarınca okula kabul edilen zenci kız elinde kitap yürüyor arkadan da “Zenciler Afrika’ya” “Zenciler Orman’a” şeklinde hakaretler savruluyor.’ imiş. Bizde zamanında, ‘komunistler moskovaya’ veya ‘dinciler iran’a’ sloganlarına ne kadar benziyor!
Bu iki fotoğrafı yan yana getiriyorum. 32. gün programında başörtülü kıza nefretle bakan üniversiteli öğrencinin beynimdeki fotoğrafı ve bu zenciye beyazlar tarafından duyulan öfkenin gözlere yansımasının fotoğrafı.
Bu noktada AKP hükümetine de büyük bir görev düşüyor. Bu samimi kaygılarıda anlamalılar. Ne yazık ki tekelleşmiş medyanın empoze ettiği haberlerle yetişen, okumayan, sorgulamayan bir ton insan var. Özellikle başbakan son dönemdem yaptığı sert çıkışları biraz daha yumuşatıp, bu kesimin kaygılarını dikkate almalı. En azından sorunun bir ‘rejim sorunu’ değil, bir ‘özgürlük sorunu’ olduğunu anlatmalı. Bunu değerli rektörümüz Akbulut gibi kendini toplumun tepesinde gören ve ‘ben herşeyi sizden daha iyi bilirim’ anlayışı içinde olanların anlamasını beklemiyorum elbette. Ama bunların etkisiyle samimi olarak kaygılanan bir kesimin varlığınıda görmezden gelemeyiz.
AKP’nin toplumun bu kesiminin kaygılarını gidereceğine ve yavaşlayan reform sürecinin çok geçmeden hızlanacağına inanıyorum. Çunku sırada, 301 başta olmak üzere özgürlük noktasında atılacak bir ton adım var.
Tags:Adalet, üniversite, eğitim, faşizm, Guncel, liberalizm, sosyoloji, türban, yasak, YÖK
Posted in Medya, Siyaset-Politika | 1 Comment »
February 13, 2008
Son günlerde Aydın Doğan medyasında, ‘aha bölündük, ülkeyi öcüler, pardon türbanlılar işgal etti, İran, malezya felan olacağız’ mealinde haberler var. Bu haberleri okuduktan sonra her Türk genci gibi ‘kaygılanıyorum’. Bizim gibi ‘tehlikenin farkında’ olan gençlerin kaygılarına üniversiteden ses geliyor. Hurriyet gazetesinde okudum, itu’de hükümete çarşafla bir gönderme yapılmış sanırım. Haberi okuduktan sonra Mitinglerde bilmem neresiyle konuşan Tuncay Özkan misali gaza gelmişim, hemen açtım ordan bir onuncu yıl marşı ( evet, genelde bu tür haberlerde hep aynı şeyi yapıyorum, ne yapayım, iyi geliyor) , başladım haberi okumaya. Haber şöyle;
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 2007- 2008 yılı akademik yılı doktora törenine ‘kara çarşaflı’ tiyatro gösterisi damgasını vurdu.
Tören sırasında ‘aydınlığa örtü’ adıyla bir konser düzenlendi. Sözleri şair Ceyhun Atuf Kansu’ya ait olan ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şiirinden uyarlanan şarkı eşliğinde kara çarşaf giyen genç bir kadın dansçı sahnede yer aldı. Eray Altınbüke’nin müziğini yaptığı ‘Dünyanın bütün çiçekleri’ şarkısı söylenirken, kara çarşaf giymiş dansçı, sırt üstü yere uzanarak ayağa kalkmaya çalışan genç bir kızı canlandırdı.
Şarkının sonunda Şebnem Ertekin adlı dansçının canlandındığı genç kız ayağa kalkmayı başarıp üzerinedki çarşafı attı. Hemen ardından fonda Atatürk’ün gençliğe hitabesi duyuldu. Daha sonra ise Faik Canselen’in ‘ileri’ marşı seslendirildi. Gösteri salonda bulunanlar tarafından uzun süre alkışlandı.
Nasıl alkışlanmasın ki. Şahsen ben okurken göz yaşlarına boğuldum. CHP’li Kemal Anadol’un dediği gibi yüzde 1 gibi bir azınlığı oluştıran bu başörtülü kızlar üniversitelere girdikleri vakit ülke bölünebilir. Şimdi, ‘bu yüzde 1 nasıl bir yüzde bir ki ülkeyi kaosa götürüyor, bölüyor’ diyenler olabilir. Orasını karıştırmayın. Söz konusu olan imtiyazlarımız, aa pardon, rejim ise özgürlükler, insan hakları teferruattır..
Ben üniversitelerden gelen bu tepkileri gerçekten çok yerinde buluyorum. Mesela geçenlerde üniversiteler arası üst kurul muhtıra gibi bir bildiri yayımlamıştı. Yanlış hatırlamıyorsam bu kurulun asli görevi üniversitelerde yapılan bilimsel çalışmaları değerlendirmek, ama dedik ya, ’söz konusu rejim ise bilim teferruattır’. Bu sebepten bilimsel araştırmaları bir kenara bıraktı bizim kurulumuz, ona buna muhtıra vermeye başladı. Sanırım bu kurul, ‘bu adamlar harbiden durmadan yollarına devam ediyor, kalelerimiz, siperlerimiz, çukurlarımız tek tek gitti, bu digişle ülkeyi mollar saracak, İran olacağız’ şeklinde büyük bir kaygıya kaptırdı kendini..
Her neyse. Yanlız ben bir şeyi merak ettim. Bu itu’nün bilimsel araştırmalar konusunda nerede olduğunu biken var mı? Mesela dünyada kaçıncı sırada?
Bir araştırmanızı öneririm.. Üniversitelerimizin çıkardığı makale sayısını araştırdıktan sonrada şu soruyu cevaplamanızı öneririm; ‘tehlikenin farkında mısınız?’
Tags:üniversite, eğitim, Guncel, türban, yasak, YÖK
Posted in Siyaset-Politika | 2 Comments »
February 10, 2008
Önce sakin kafayla düşünelim. Sorun, kıyafetleri nedeniyle eğitim hakkı elinden alınmış bir öğrenci topluluğunun özgürlük sorunudur. Sorunun önünde engel olarak, aşırı laikçi kesimin ‘derin kaygıları’ yatıyor. Nedir bu kaygılar? Başörtülüler, laikçi repliğin ifadesiyle ‘türbanlıların’ rejim için bir ‘tehdit’ oluşturduğu ve bunun başı açıklar üzerinde bir ‘baskı’ unsuru olacağı. İşte tam da bu noktada büyük bir paradoksun içinde buluyoruz kendimizi. Aşırı laikçi kesim, yaşam tarzına özgürlük için, ‘ötekinin’ yaşam tarzına anti demokratik bir şekilde müdahale ediyor ve yine bunu özgürlük adına yapıyor. Yani diyor ki, ’senin özgürlüğün benim özgürlük alanımı tehdit edebilir, böyle bir ihtimal var. Bu bir ihtimal bile olsa engellenmeli’ Bu açık bir çelişkidir..
Ayrıca bunun hiç bir hukuki gerekçeside olamaz. Az çok hukuk kavramını bilen bir kişi, bir eylemin suç unsuru olmadan cezalandırılamayacağını bilir. Yani, siz birine, ’sen bu suçu işleyebilirsin, bu suçu işleme ihtimaline karşı ben seni bu suçu işlemeden cezalandırıyorum’ diyemez. Bu bakımdan, ‘türbanlılar’ başı açıklara baskı yapaBİLİR diyerek, bir ihtimal üzerinden ceza kesmek, hukuk dışıdır. Bu bağlamdan laikçilerin bu tavrı mantık dışı, bağnazca ve yobazca olması dışında aslında hukuk dışıdır. Anayasamızda belirtildiği Türkiye bir hukuk devletidir ve bu yasak aslında hukukun çiğnenmesidir. Ve laiklik ilkesi gereği, devlet her inanca ve felsefi görüşe eşit mesafede durmak zorundadır. Bu bağlamda aslında bu yasağın kendisi laiklik ilkesine aykırıdır. Meydanlarda laiklik adına laikliği çiğneyen aşırı laiklerin ikinci paradoksu da bu olsa gerek.
Burada değinilmesi gereken diğer bir konu, yine laikçilerin sık sık vurgularıdığı, ‘toplumsal mutabakat’ konusudur. Eğer ki konu özgürlükler ise bir toplumsal mutabakatın aranması gerekmez. Tersten düşünecek olursak, bu ülkede herkes başörtülü olsa, bir kişi başı açık olsa, başı örtülülerin, bu başı açık kişiye baskı uygulamaları ve ‘toplumsal mutabakat senin kapanmanı istiyor’ demeleri mümkün değildir. Yani konu bireysel özgürlük ise bir toplumsal mutabakat aranması gerekmez.
Bütün bunlardan sonra ve bütün bu çelişkilerden sonra, laiklik ilkesini çiğneyerek laikliği savunduğunu iddia edenler aslında ne yapmak istiyor? Amaçları nedir?
Bu sorunun cevabı, Türkiye’de ki ‘gizli iktidarın’ imtiyazlarını kaybetmemek için direnmesinden başka bir şey değildir. Türkiye tarihinde ’seçilmişler’ ve ‘atanmışlar’ arasındaki güç mücadelesi hiç bu kadar çetin geçmemişti. İşte bu mücadele türban üzerinden yapılıyor. Türban aslında Türkiye’de yaşanan bu çatışmanın bir örtüsüdür, Türban bu çatışmayı örter aslında..
Türkiye her zaman ‘atanmışların’, yada cumhuriyetçi elitlerin iktidarıyla yönetildi, seçilmişler sadece semboliktiler, ülkeyi yönetenler her zaman ‘atanmışlar’ oldu. Ne zaman ki, ’seçilmişler’, ‘atanmışların’ iktidar alanından çıkıp, halkın iktidarı için mücadele vermek istediler işte o zaman darbelerle indirildiler. Demokrat partinin başına gelenleri, 12 eylül’ü, 28 şubat sürecini bu bağlamda yaşanan gelişmeler olarak düşünebilir.
Dediğim gibi Türkiye hiç bu kadar ‘atanmışların’ çizdiği o kalın çizgilerin dışına çıkıp, halkın seçtiği ’seçilmişlerin’ etki alanına girmemişti. Akp hükümeti bugune kadar bu satranç oyununda iyi hamleler yaptı. Son ‘ergenekon operasyonu’ da bu satranç oyununun en iyi hamlesiydi.
Türkiye ‘atanmışların’ etki alanından çıkıp, yönetimi halka tamamen açacak mı?
Bu sorunun cevabını akp hükümetinin ve lideri Erdoğan’ın yaptığı hamlelerle hep birlikte göreceğiz..
Tags:Adalet, anayasa, üniversite, eğitim, Guncel, mahalle baskısı, muhalefet, türban, Yargı, yasak, YÖK
Posted in Siyaset-Politika | Leave a Comment »
February 6, 2008
Baykal’ın konuşması bu kez diğerlerinden biraz farklıydı. Bu sefer Erdoğan’ın, ’sen ne anlarsın o işlerden (din işleri)’ sözüne epey bir alınmış sanırım. Konuşmasında sık sık din büyüklerinden bahsediyor; büyük günah, küçük günah gibi terimler kullanıyordu. Şu konuşmayı gözümü kapatıp dinleseydim, camiden vaaz verildiğini veya malezya, ne bileyim İran’da ki dini liderler konuşuyor sanırdım. Veya böyle bir konuşmayı sanırım Erdoğan yapsaydı, ‘işte laiklik elden gitti, aha bu da ispatı’ türünden yorumlar yapılır, ertesi gün sincandan tank, top, ne bileyim bir şeyler geçerli işte.
Baykal’ın anlayamadığı şey de tam olarak bu sanırım. Baykal sorunu bir ‘din meselesi’ gibi algılıyor, bunda ‘başörtüsüne özgürlük’ söylemini dile getiren muhafazakar kesiminde payı var elbette. Ama liberal çevrelerin sık sık dile getirdiği gibi sorun aslında bir ‘bireysel özgürlük’ sorunudur. Bunu kavrayamayanlar sık sık, ‘efendim Kuran’ın neresinde başörtüsü emri var’ şeklinde itirazda blunuyorlar. Aslında başörtüsü takma ihtiyacını bir dini temele oturtmanında manası yok. Böyle bile olsa herkes bir mesajı tek olarak algılamaz. Kuran’da ki bir emri bir kişi, diğer bir kişiye göre çok çok farklı algılayabilir ve bu noktada farklı iki ‘inanç’ ortya çıkacaktır. Sonuçta Kuran’dan X yorumu çıkaran biri bunu ‘inanç’ olarak kabul edecek ve bu ‘inancı’ doğrultusnda bir yaşam tarzı benimseyecektir. Sizin burada, ’sen yanlış anlıyorsun, o yorum yanlıştır’ deme hakkınız yoktur.
Yani konu ‘bireysel özgürlükler’ ekseninde tartışılırsa çözümü daha kolay olacaktır. Bunu anlayamayan muhafazakar çevreler ile laikçi CHP zihniyeti din temelli bir tartışma yürüttüğü ortada..
Her fırsatta ‘kazanımlarımızdan’ bahseden ve laikliğin ‘tehlikede’ olduğunu söyleyen Baykal’ın, cami kürsüsünden vaaz verir gibi dini içerikli konuşma yapması başka nasıl açıklanabilirdi ki?
Tags:Adalet, üniversite, deniz baykal, eğitim, Guncel, muhalefet, türban, Yargı, yasak, YÖK
Posted in Siyaset-Politika | 1 Comment »
January 27, 2008
Türban tartışması gittikçe büyüyor. Hükümetin ‘çözüm’ diye sunduğu şey dayatmadan başka bir şey değil. akp ve mhp açıkça, ‘benim dediğim tarzda girersen sorun yok’ şeklinde bir yaklaşım içerisinde. Ben akp ve mhp’nin önerdiği şekle baktım, hiç şık değil. Başörtülü üniversiteli kadınların/kızların bundan pek memnun olacağını sanmıyorum. Eh, laikçi kesim bakörtülülere direk olarak ‘gerici, modadan anlamaz, cahil’ gözüyle bakıp ötekileştirdikleri için onların bir estetik kaygı içerisine girmesi laikçi bağnazların anlayışlarına pek de uygun düşmüyor. Asıl üzücü olan ise işi bilim üretmek olan ve ‘özgürlük alanlarımız’ olarak tanımladığımız üniversitelerin başındaki bilim adamlarının böylesine bir yasağı savunmaları. Üniversiteler her fikrin, inancın kendini ifade ettiği ve tartışıldığı, konuşulduğu yerlerdir. Buralarda baskı, dayatma olamaz. Hele ki insanların kıyafetlerina karışılmaz. Daha vahimi yasağı savunanların bunu sözde çağdaşlık adına yapmaları.
Şimdi iki farklı insan profilini ele alalım. Birisi Cumhuriyet mitinglerinde ön saflarda yer alan, kendini ‘çağdaş ve modern’ Türk kadını olarak niteleyen bir yurtaşımız. Veya daha somut olarak 2 şubatta Anıtkabir’de başörtüsü yasağının kalkmasına tepki vermek için toplanan sözde çağdaş kadınlarımızı düşünelim. Üzerinde son moda kıyafetler, kendi yaşam tarzı için ‘endişelenen’ ama bunu yaparken başka hayat tarzlarının kendini dile getirmesini asla istemeyen ve kendi gibi olmayanın özgürlüğüne tahammül edemeyen bir sözde çağdaş kadın profili.. Şimdi bir de, İran’da çarşaflı veya başörtülü bir kadın veya insanların zorla başını örtmesini isteyen ve İran yönetiminin bu baskıcı rejimini savunan bir profili düşünelim. Yine bu kişi kendi yaşam tarzını savunurken, başı açık olan bir kadının hakkını, sözde dini gerekçelerle görmezden geliyor. Ve bu iki insan profilini yan yana koyalım. Normalde bakıldığında çok farklı kutuplarda olan insanlar. Ortak özellikleri ise kendi yaşam tarzlarından başka yaşam tarzlarına özgürlük istememeleri ve hatta buna tahammül dahi gösterememeleri.
Atilla Yayla hocamızın dediği gibi, ‘asıl çağdaşlık özgürlüktür.’ Ve bu noktadan bakıldığında İran’da dini kaygılarla baş kapatan gerici mollalar ile Türkiye’de çağdaşlık adına kendi yaşam tarzını dayatanlar arasında tek bir fark bile yok. Aynı gercilik, aynı bağnazlık..
Asıl acı olanı ise ‘özgürlük alanlarımız’ diye tanımladığımız üniversitelerin özgürlüklerin arkasında olması gerekirken, buna karşı çıkmaları. Üniversitelerden elinizi çekin ve özgür bırakın. Zira özgürlüğün olmadığı bir yerde bilim olmaz.
Bu konu aylarca gündemi meşkul edecek. Radikal’den İsmet Berkan , Celal Şengör’ün mektubuna değinmiş. O mektubu okuyunca gerçekten bu ülkede çağdaşlık ve özgürlük adına çok yol almamız gerektiğini anlayabiliriz.
Kaygılıyım. Atilla Yayla’ya verilen cezadan, ‘o vahim mektuptan’, saçma sapan ‘çözüm’ önerilerinden, üniversitelerin özgürlüğe karşı direnmesinden ve askerin üzerine vazife olmayan konularda konuşmasından.
Tehlikenin farkında mısınız?
Tags:Adalet, üniversite, eğitim, Guncel, kadın, muhalefet, türban, yasak, YÖK
Posted in Siyaset-Politika | 1 Comment »
January 26, 2008
Erdoğan’ın, ‘VELEV Kİ siyasi simge olsun..’ şeklinde başlayan sözleriyle gündeme yeniden gelen, aslında zaten gündemden hiç düşmeyen başörtüsü konusu gittikçe derinleşiyor. AKP-MHP anlaşmasından bahsediliyor. Hatta bazı kesimler, ‘bu sefer çözdük, başörtüsü serbest’ demeye başladı bile. AKP ve MHP’nin çözüm diye sunduğu ‘şeye’ bir baktım, ama çözümden daha çok çözümsüzlük. Oturmuş akp ve mhp milletvekilleri, ‘çene altından şu kadar bağlanırsa serbest olsun’ şeklinde bir karara varmışlar. Benim bir hafta önce yaptığım teklifte böyleydi zaten. Ölçelim üniversiteli kızların başörtüsünün çenelerinin ne kadar altına indiğini, ha eğer, ‘rejim için tehlike sınırını’ geçerse, almayalım içeriye. Başbakanda aynen böyle bir çözüm bulmuş. Bilmem ne zaman önce meydanlarda, ‘başörtüsü namusumuzdur’ diyen akp nin de namusunu/namussuzluğunu ölçeriz işte.
Dün Perihan Mağden in yazısını okurken daha iyi anladım. Aslında başbakan ve baykal paralel kafa yapılarına sahip. İkisi de kendi için özgürlük isterken, bir başkasının özgürlüğüne DAYANAMIYOR. Ne diyordu başbakan, eski Türk filimlerinde ki sezercik edasıyla, ‘Kürtlere ana dilde eğitim hakkı verilirse çerkezler, abazalar, felanlar filanlarda istemez miii?’.. Ne diyor Baykal, ‘türban üniversitede serbest olursa, lisede, hatta/ve hatta daha aşağıda serbest olmaz mı’ Baykal ile Erdoğan’ın sözlerini alt alta yazın, ve iki kelimenin yerlerini değiştirin; ‘türban’, ‘kürtlere ana dilde eğitim’.. Bakın o zaman aynı şeyi söylemiş oluyorlar mı, olmuyorlar mı?
Başbakan ne diyor, ‘asla yasak liseleri ve kamu kurumlarını kapsamayacak’. Pek sayın başbakana sormak lazım, 6 yıl tıp fakültesi okuyan başörtülü bir kadın/kız fantazi olsun diye mi eğitim görecek? Hım, yok belki kırar dizlerini, evinin doktoru, pardon kadını olur, eşinin şurasına burasına bakar. Sayın başbakan, neden başörtülüler kamuda çalışamıyor? Buna verecek cevabınız, ‘bazı çevrelerden tırsıyorum, idare ediverin’ ise madem bu kadar ürkektiniz, en son e-DARBELENMENİZ de askere hiç diklenmeden çekiliverecektiniz siyasetten. Muhtırayı sebep gösterip seçimlerde topladığınız oyu bu halk size bazı çevrelerden tırsın diye vermedi, demokrasinin sonuna kadar savunucusu olun diye verdi..
Çözümmüş, ne çözümü ya. Bu çözüm felan değil, örtünen kadınların/kızların aşağılanması. AKP açıkça diyor ki, ‘şöyle bağlarsan sorun yok içeri girersin’ Başbakan ve baykal aynı kafadan, alsınlar ellerine çetveli, daha önce dediğim gibi. Kampus girişlerinde başörtülülerin çene altını ölçsünler. Aman ha, dikkat et Baykal, rejim için tehlike olmasın, 5 cm den fazlasına izin verme. Tayyip’te bu konuya dikkat etsin, bak asker darbeler sonra. Allah muhafaza!
Bu arada hiç girmedim TSK’nın siteye, muhtıra felan yoktur umarım. Eh, gündem sıcak. Ben bekliyorum şöyle en afillisinden bir tane. Sonra 301. ci Cemil Çiçek çıkıp titrek sesiyle cevap felan verir askere. Alıştık gerçi bunlara. Asker, medyadan gelen ’ses çıkar’ gazını alır, göğsünde yumuşatır ve hükümete bir vucut hareketiyle gönderir. Hükümet aldığı pası, mazluma yatarak değerlendirir. Elde var sıfır..
Tags:Adalet, anayasa, üniversite, deniz baykal, eğitim, Guncel, kadın, Kürt Sorunu, muhalefet, türban, yasak, YÖK
Posted in Medya, Siyaset-Politika | 2 Comments »
January 23, 2008
Hurriyet gazetesi yine büyük bir habercilik ‘başarısına’ imza atmış. Mersin Milli Eğitim Müdürlüğü’nün sitesinde bir logo yer almış. Logo ya bakıldığında bir de ne görelim; öğretmen bir öğrenciye okuma öğretiyor. Şimdi, ‘ne var bunda’ diyeceksiniz. Hurriyet gazetesi çok ‘önemli’ bir ayrıntıyı yakalamış. Logo da bulunan öğretmenin gözlerine ve ellerine bakıldığında ’sağdan sola’ hareket ettiği fark ediliyormuş. Dikkatinizi çekerim, ’sağdan sola’. Yani, bu ‘irticacı’ öğretmen düpe düz arapça öğretiyor. Allah’tan ki ‘tehlikenin farkında’ olan bir ‘cumhuriyetçi’ yurttaşımız durumu hemen fark edip yetkililere bildirmiş. Durum fark edildikten sonra siteden hemen kaldırılmış. Bir de ne görelim, yerine hemen Atatürk fotoğrafı felan konulmuş. Bak sen! Olayı nasıl da gizliyor ‘irticacı’..
Düşünebiliyor musunuz, tehlikenin farkında mısınız? Eğer o logo fark edilmeseydi, eğer ‘duyarlı’ ve ‘tehlikenin farkında’ olan yurttaşımız fark etmeseydi, ‘rejim elden gidebilir’, binlerce yıllık ‘kazanımlarımız’ bir gece de yerle bir olabilirdi. Hatta/ve hatta sabah kalktığımızda tekbir sesleriyle uyanabilirdik, bırakın başörtülü sayısının bilmem kaç katına çıkmasını, sokakta başı açık kalmaz, bütün yurttaşlarımız başörtüsüne ve dahi çarşafa bürünebilirdi..
Hürriyet gazetesini bu habercilik başarısından dolayı kutluyorum. İşte şimdi ‘rejimin kapıcısı, pardon bekcisi’ sıfatını hak ettin hurriyet. Türkiye seninle ‘gurur’ duyuyor.
Aklıma gelmişken, bunu diğer sitemde de vurgulamıştım. Bizim burada trafik ışıklarında yeşil renk, kırmızıya göre normal süreden daha uzun yanıyor. Bunu yaklaşık 6-7 ay önce yine buradan ifşa ettim, ama ilgilenen olmadı. Hayır, burada belediye akp ye ait. Ne bileyim, trafik ışıklarında yeşil renk, kırmızıya göre normalden daha uzun yanınca, eh belediye de akp ye ait olunca, aklıma gelmiyor değil. Bu rejim ve ‘kazanımlarımız’ için ciddi bir ’sorun’ teşkil edebilir. Hurriyet gazetesi iki, üç muhabir gönderir ve şu işe bir el atar umarım..
Tehlikenin farkındayık, iyi varsın hurriyet.. Türkiye seni okuyup okuyup bilmem neresiyle gülüyor, aman pardon ‘gurur’ duyuyor!
Tags:eğitim, Guncel, muhalefet
Posted in Medya, Siyaset-Politika | 5 Comments »