Orhan Pamuk ülkemizin en çok tartışılan yazarlarından birisi. Ülkemizde birileri tarafından, ‘vatan haini’, ‘AB ajanı’ (evet, evet! ‘Ünlü’ bir yazarımsımız, zamanında, ‘bu kişi ajandır, öyle olmasa nobel alır mıydı?’ diyip, saçmalamakta sınırları zorlamıştı) gibi yaftalara maruz kalmış ve ‘orhan pamuk akıllı olsun, akıllı!’ nidaları eşliğinde, geçirdiği ulusalcı baskı sonucunda ülkeyi terketmişti. ‘Hain’ sıfatıyla ülkeden sürülmek heralde bu toprağın yetiştirdiği aydınların kaderi olsa gerek. Nazım Hikmet örneği falan ortada zaten. Bahsetmek istediğim bunlar değil. Sadece kitaptan bahsetmek istiyorum. O yüzden bu can sıkıcı konuları bir kenara bırakıyorum. Asıl değineceğim konuya gelirsek, Orhan Pamuk’un son kitabı, ‘masumiyet müzesi’ çıktı. Orhan Pamuk’un tüm kitaplarını okuyan biri olarak, hiç düşünmeden söyleyebilirim, ‘ben bir Orhan Pamuk hayranıyım.’
Aylar önce, ‘Masumiyet müzesi’ isimli yeni kitabının çıkacağını duyduğumda oldukça heyecanlanmıştım. Kitapla ilgili haberler geldikçe bu heyecanım iyiden iyiye arttı; çunku ‘masumiyet müzesi’ sadece bir kitap değildi. Aynı zamanda bir müzeninde adı. Okuduklarıma göre, buu müzede, roman kahramlarından Kemal’in sevgilisi Füsun’un teninin değdiği eşyalar ve hikayede bahsi geçen bir çok nesne yer alacakmış. Orhan pamuk bu eşyaları toplamaya epey bir zaman ve emek harcamış. Ama neticede ilgi çekici ve heyecan verici bir şey çıkmış ortaya. Yazarın deyimiyle, ‘istanbul’da öpüşecek yer bulamayan çiftlere sonuna kadar açık kalacak müze’ olacak burası. (yazının devamı için..)




Ülke bir kaç gündür Önder Sav’ın ‘dinlenme’ iddiasıyla
Şu sıralar sınavlarım nedeniyle pek fazla yazamıyorum; gerçi yazacak bir şey yok. Kim kime bildiri çakmış, kim kimi dinlemiş, kimin eli kimin bilmem neresinde tarzı, ‘Türk usulu’ gündemimiz var. Gündem yaratmakta üstümüze yoktur bizim zaten.


