Posts Tagged ‘kadın’

Laik ve Dindarların Kıskacında Kadın

March 26, 2009

ortu26Şu blogta, ‘Chp’de kadınlar siyasetin neresinde?’ başlıklı bir yazı gözüme çarptı. Yazıda, ‘Kadınların siyasette aktif olarak yer alması gerektiğini savunanlar, konu laiklik, şeriat, başörtüsü, cumhuriyet olunca sokaklara dökülen kadınlar daha sonra nereye kayboluyorlar?’ diye sorulmuş.

Böyle bir soruya verilebilecek cevap, heralde, Türkiye’de siyasette kadın hiçbir zaman bir özne olmamıştır, olurdu. Çunku kadınlar sadece iktidar mücadelesinin yapıldığı bir savaş alanı haline geldi, esasen bu hale gelmedi, hep böyleydi. Cumhuriyet ilanı ile başlayan süreçte bunu görmek mümkün. Halen üniversiteye daha sert görüşlere sahip erkek öğrencilerin girmesine izin veriliren, başörtülü öğrencilerin üniversiteye girişinin ateşli ‘laikler’ tarafından yasak olması bunun bir göstergesi; çunku kadın bir bayrak, simge olarak görülüyor. Aynı şekilde İran devrimden sonra çarşaflı iranlı kadınlar bir simge haline getirilmişti.

Yani, sadece ‘laik’ kesimi eleştirmek yetmez.

Bu sadece ‘laik’ kesim için değil, ‘dindar’ kesim için de geçerli. Dindar kesimin ‘başörtülü’ kadın profiline karşı, ‘laik’ kesimin gerektiğinde bayrak temalı dekoltesiyle ‘modernizm, ve ilericilik’ mesajı vermek ile yükümlü kadın profili yani. Ama dediğim gibi, iki kesim de masum değil. Akp lilerin sözde başörtüsü özgürlüğü savunurken, kadının çalışması konusunda gösterdikleri ‘garip’ bakış açıları, ve/hatta daha birkaç gün önce bir bakanın, kendisinden iş isteyen bir kadına ‘evinin işleri yetmiyor mu’ şeklinde ‘komik’ cevabı da bu kesimin bilinç altında yatan bakış açısını gösteriyor.

Kısaca hem chp, hem de akp iktidar savaşlarını kadınlar üzerinden veriyorlar. Kadın ise bu savaşta kendine yüklenen misyonu temsil etmekten öteye gidermiyor, yani hiç bir zaman siyaset içerisinde kadın olarak var olamıyor.

Kısaca diyebiliriz ki, bu bir kesimin sorunu değil, genel olarak erkek egemen toplumun bir sorunu. Kadını bir araç olarak gören bakış açısı değişmedikçe, chp liler kadını ‘gericilere’ ayar çekmek için zaman zaman meydanlarda çağdaşlık mesajı veren bir obje olmaktan, akp liler ise başörtülü kadınları bir numaralı seçim vaadi olarak kullanmaktan vazgeçmeyecekler.

CHP Tarzı Çağdaşlık

November 28, 2008

Canan Arıtman şöyle demiş;

Açılımı, “CHP’nin kadınlara olan misyonu” olarak nitelendiren Arıtman, Atatürk’ün yanında bulunan eşi Latif Hanım ve Halide Edip Adıvar’ın isimlerini sıralayarak “hepsi tesettürlüydü.

Bi kere şu ‘açılım’ kelimesini çok duyar oldum, ne açılımı yahu? Yoldan geçen birkaç çarşaflıya bilmem kaç oklu parti rozeti takınca ‘açılım’ mı yapmış oluyorsun? Bir de ‘Atatürk’ün eşi tesetturlüydü’ demiş, yok ben bi fotoğrafını görmüştüm, son derece ‘modern’ idi, ha pardon, o merkez medyanın fotoşop ile düzelttiği fotoğraflardı, karşıştırdım. Ey fotoşop sen nelere kadirsin, insanı tek bir tık ile çağdaş yapabiliyorsun. Neyse..

O kadınlar yaşadıkları zaman ve şartlar nedeniyle tesettürde olan, aslında eşitlik, demokrasi ve özgürlük isteyen çağdaş kadınlardı.

Bu kadın, pardon ’sayın’ milletvekili zamanında ‘türbanı fahişeler takıyordu’ diyen kadın değil mi? Bu CHP’de ‘Değişim’ o kadar hızlı oluyor ki, herkes bir anda değişiveriyor olmalı. Yerel seçimlerde CHP’nin sloganı ‘yes we can’ olsun en iyisi, bakarsın obama gibi iktidar olurlar, neden olmasın. Neyse, burası ayrı konu, asıl diyeceğim bu milletvekili nin ‘çağdaşlık, demokrasi, eşitlik’ v.s. gibi kavramlardan ne anladığı. Bi kere bilmesi gerekir ki, siz topluma bir şeyi ‘aha bu çağdaşıktır’ diye zorla dayatırsanız, bu çağdaşık olmaktan çıkar ve tersi bir şey olur. Çağdaşlığın özünde bu vardır; yani asıl çağdaşlık herkesin seçim hakkına saygı duymaktır. Sizin o ‘çağdaşlık’ dediğiniz şeye saygı duyarım, ama bunu topluma dayatamazsınız. CHP zihniyetinin yaptığı bu, ve işte bu yüzden chp bu ülkede gerici uygulamaların kalesi olmuştur.

Fikirleriyle Atatürk’ü desteklediler. Kadının özgürleşmesi, eşitliği ve gerçek bir demokrasi için önemli katkılar koydular” dedi.

Burada sormak lazım, peki siz ne yaptınız kadını özgürleştirmek için? Atatürk kadına seçme hakkı vererek ‘kadının özgürleşmesinde’ büyük katkılar yaptı, burası doğru, peki ama 21 yüzyıl da siz insanları tercihlerinden dolayı üniversitelerde kapı önüne koyarak bunu ne ölçüde gerçekleştirdiğinizi düşünüyorsunuz?

Kafanızdaki ‘çağdaşlık’ tanımının canı cehenneme. Yılardır ‘çağdaşlık’ diye yobazca dayatma yaptınız, halen yapıyorsunuz. Çağdaşlığın aslında ‘şu şey’ olmadığını, ‘bir çok şey’ olduğunu ve bu ‘bir çok şeye’ saygı göstermek olduğunu anlayacağınızıda sanmıyorum..

Bu ülke ne mal olduğunuzu biliyor. Hal böyleyken birkaç çarşaflıya rozet takmanın manası yok. Bir şey değil, kendi tabanınızıda kaybediyorsunuz. Akıllı olun akıllı!

Müge Anlı İle Tatlı Sert

November 22, 2008

7b679b8f271264478f049cf7rBen bu kadına bayılıyorum, her şeyden önce o ne dik duruştur arkadaş öyle, hayata karşı bir isyan, kendinden emin konuşmalar, yükseldikçe yükselen bir ego. Sanki karşımda Fatih Terim’in kadın versiyonu var, ‘ben ders almam, veririm’ diyor cümle aleme. Müge Anlı’dan bahsediyorum, bir de programı var, ‘müge anlı ile tatlı sert..’ Müthiş bir program, bi kere ‘rayting kaygısı yok’, Müge Anlı öyle diyor; yani orada toplanan herkes sırf vatana millete hizmet etmek için yapıyor bu işi, tek neden bu. Öyle faydalı konulara değiniyor ki, mesela bunların arasında cinayete kurban gitmiş kızların ‘cinayetinin izini sürmek’, tecavüz edilen kişilerin hayat hikayesini anlatmak gibi şeyler var, tabi bunlar ‘rayting’ ve para için yapılmıyor, sadece ve sadece ’sorumlu gazetecilik’ için yapılıyor, ee tabi yerseniz!

Bir bölümde yine ’sorumlu gazetecilik’ adına küçük yaşta tecavüze uğramış bir kadın konu ediliyordu. Ve kadın başından geçenleri anlatırken medya maymunumuz, ’sorumlu gazeteci’, Fatih Terim’in kadın versiyonu sunucumuz Müge Anlı araya girerek tecavüz maduru bu kadına sorular sormaya başladı, ama sorular öyle güzel seçilmiş sorulardı ki, mesela Müge Anlı, kadın başından geçenleri anlatırken araya giriyor ve, ‘ııı şey, tecavüz sonucunda olan çocuğunuzun ismi ne, ne onun ismi’ diyebiliyor. Ekran karşısından koca bi ‘o-haa’ çekip, ‘ulan sanane, ne gereksiz bir soru bu’ diye biliyorsunuz ilk başta, ama araya dramatik bir fon müziği girip medya maymunumuz ısrarla aynı soruyu sorunca anlıyorsunuz ki esasen soru gereksiz değil; çunku orada sergilenen bir duygu istismarı, ve bunu bilen medya maymunumuz programa çıkardığı kişileri ağlatabilmek, ve bir şekilde bunun üzerinden ‘rayting’ kazanabilmek için bu soruları sormalı; çunku o bunu becerebilen bir ‘rayting’ canavarı, bu yüzden orada zaten.

Hani demiştim ya, ben bu kadına bayılıyorum diye, gerçekten öyle. Bi kere bu kadının -müge anlı-, müthiş bir ‘zekası’ var, programa katılan insanların haklılık derecelerine kadar ölçümlendirme yapabiliyor. Mesela, programa katılan iki tartışmacı arasında, ’sen şu kadar haklısın, sen de onun kadar değil, ama haklısın yani ya’ gibi ‘müthiş’ analizler yaparak beni hayrete düşürebiliyor. Kendisi bir nevi ölçüm cihazı yani, bir de bunu o yüksek egosuyla savunması var ki, işte o anda bitiveriyorum bu kadına, on numero meyda maymunu, pardon gazeteci yani, hem de ’sorumlu gazeteci’!

Hani ’sorumlu gazeteci’ dedik ya, başındaki o ’sorumlu’ sıfatını gerçekten hak ediyor. Mesela, ‘tecavüz maduru bir kadın’ konu edilirken, veya cinayete kurban giden bir kızın ‘cinayetinin izini sürerken’ – yada kızın kanı üzerinden rayting kazanılırken mi deeliydim?- medma maymunumuz konuyu bir anda siyasete bağlayabiliyor, ve laiklik, milliyetçilik mesajları verebiliyor. Programın br bölümünde konu ‘tecavüz maduru bir kadın’ iken, müge anlı konuyu Başbuğ’un bir konuşmasına bağlayıp, yükselen sesi, artan egosu, ve/dahi ’seksi’ dudaklarıyla hiddetle ‘benim paşam doğru söyler ulaaan’ diye höykürebiliyor, ee tabi siz konunun nasıl oraya bağlandığını çözemiyorsunuz, ’sorumlu gazetecilik’ böyle bir şey olsa gerek, Müge Anlı bu işi biliyor yani.

Üstte bahsettiğim gibi, son dönemde bu ‘cinayetin izini sürme’ modası başladı tv’lerde. Bu ülkede polis yokmuş gibi sanki. Bir de medya maymunumuz o ’sorumlu gazetecilik’ anlayışıyla, ‘cinayetin izini sürüyoruz; çunku biz topluma faydalı bir programız’ tavırları içerisine girmez mi, heralde bu kadar aptallık Türk Televizyonlarından başka yerde bu kadar bir araya gelemezdi. Ee gerçi buna ‘aptallık’ demeyelim, genç yaşta hayatını kaybeden bir kızın kanları üzerinden yaşanan rayting savaşları desek daha doğru olur..

Yaşananlar gerçek, yaşayanlar gerçek, ama bunun sunulduğu ortam sahte, ve rayting/para kazanma üzerine kurulu. Ama ben bu kadından -Müge Anlı- hoşlanıyorum ya, hem bu kadar rayting hırsının içine gireceksin, rayting için yapmadığın kepazelik kalmayacak, hem de kasım kasım kasılıp ’sorumlu gazetecilikten’ bahsedeceksin. Bu haftanın medya maymunu kralı, Müge Anlı olsun.

Yes We Bye-Kal

November 19, 2008

baykalObama’nın ‘yes we can’ sloganıyla yaptığı ‘değişim’ çağrısı amerikalılar tarafından karşılık bulmuş ve neticede obama amerikan başkanı olmuştu. ‘Devlet partisi’ chp bu örnekten fazla etkilenmiş olacak ki, ‘değişim’ diyerek ‘müthiş açılımlara’ imza atmaya başladı. Bunların arasında çevreden para karşılığı toplanmış ve aslında neden orada olduğunu bile bilmeyen çarşaflı kadınlara parti rozeti takmak, chp’ye üye yapmak gibi şeyler var.

Kadınların yaşam tercihlerinden dolayı eğitim almamasına, eve hapsolmasına ve aslında bu yolla değişimlerinin önünün kapanmasına neden olan chp’nin, ‘değişim’ diyerek bu tarz yaptığı ‘müthiş açılımları’ destekliyor, chp’ye seçimlerde başarılar diliyorum..

Nasıl olsa oduna, kömüre, taşa, toprağa oylarını satan ‘göbeğini kaşıyan adamlar’, chp’nin bu ‘müthiş açılımlarına’ da oy atacaklardır..

CHP yüzde 90 oy oranı ile iktidar olmazsa şerefsizim(!)

40 Yaş Üstü Başörtülü İN, 40 Yaş Altı Başörtülü OUT!

November 9, 2008

Kadir-i mutlak ordumuz, ‘göbeğini kaşıyan ayak takımına’ yine ayar vermiş. Şöyle;

Manisa’daki 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda düzenlenen yemin törenine, 40 yaşın altındaki başörtülü asker yakınlarının alınmadığı iddia edildi.

Türkiye’nin dört bir yanından çocuklarının mutluluğunu paylaşmak için gelen aileler, yemin törenini tel örgünün arkasından seyretmek zorunda kaldı. Kendilerine çifte standart uygulandığını belirten asker yakınları, “Bizi başörtülü olarak içeriye almıyorlarsa, o zaman evlatlarımızı da askere almasınlar.” diyerek uygulamaya tepki gösterdi.

Kardeşinin yemin töreni için geldiğini söyleyen Rabia K., yaşadıklarını şöyle anlattı: “Nizamiyede görevli askerler, 40 yaşından küçük başörtülü hanımların, başını açmadan içeriye giremeyeceğini söyledi. Yanımda 57 yaşındaki halam vardı, onu aldılar. Biz de diğer mağdurlarla birlikte az ileride, tel örgü arkasından töreni seyretmek zorunda kaldık. İçim burkuldu.”

Demek ki neyMUŞ, başörtülüler kendi arasında ikiye ayrılıyorMUŞ. 40 yaşından büyük olanlar rejime dost, küçük olanlar rejim için tehlikeyMUŞ. Bundan böyle askeri nizamiyelerde başörtülü kadın resmi üzerinde +40 yazan levhalar bulunacakMUŞ. Mantığın bittiği yerde ordunun bu tarz uygulamaları başlarMUŞ.

Grup Seks’e Gelince HUKUK, Türbana Gelince GUGUK

October 22, 2008

Ortalama hukuk bilgisine sahip birisi bile, olasılık üzerine ceza verilemeyeceğini bilir. Mesela, bir kişiye gidip, ’senin cinayet işleme olasılığın var, o yüzden seni cinayetten içeri atacağız’ diyemezsiniz; en azından hukuk devleti olduğunu iddia eden ülkelerde bu böyledir. Bunun aksi hukuksuzluktur. Şimdi ‘türban düzenlenmesini’ iptal eden karara bakalım, şöyle diyor;

Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde veya laboratuvar ortamlarında, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.

Kararda ‘baskı olasılığı vardır’ diyor. Yani üstte verilen örnek gibi, filanca kişiye, ’senin cinayet işleme potansiyelin var, bu yüzden seni cinayetten içeri atıyoruz’ demek gibi saçma ötesi bir şey gerekçe bu. Yani birilerinin yaşam tarzı üzerinde baskı OLASILIĞI gerekçe gösterilerek, başka birilerine SOMUT BASKI, ya da anti demokratik müdahale -artık ne derseniz- yapılıyor. Bu nedenle karar başlı başına hukuğa aykırıdır; tıpkı verilen bir ton karar gibi.

Neyse, bir de bugun verilen başka bir karar var, o da şöyle;

AİHM’nin eşcinsellerle ilgili, “Toplumdaki bazı kişilerin şoke olması ya da rahatsızlığı, tek başına rızaya dayalı eşcinsel ilişki içinde bulunan yetişkin erkeklerin cezalandırılmasını gerektirmez” şeklindeki kararlarına vurgu yapıldı. Kararda, “Avrupa ülkelerinin çoğunda eşcinsel birliktelikler evliliğe eşdeğer sayılmış, Hollanda’da son birkaç yıldır eşcinsel evlilikler yasal olarak kabul edilmiştir. Çağdaş toplumların bulunduğu bir dünyada, hemcinsler arasında gerçekleşen cinsel ilişkinin doğal olmadığını kabul etmek mümkün değildir” denildi.

‘Grup seks var’
Alınan karar özetle şöyle:
“Özel alanlarda gerçekleştiği ve şiddet içermeyip çocukları da kapsamadığı sürece bu -grup seks- engellenemez. Doğal olmayan cinsel davranış terimi geniş yorumlanmalı. Aksi takdirde belirli kalıplar dışına çıkan her cinsel ilişkinin doğal olmadığı yorumu riski oluşacaktır. Görüntülerin alışılmadık türden olduğuna şüphe yoktur. Bu türden cinsel aktiviteye toplumlarda sık rastlanılmasa bile, her toplumda toplu olarak gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin varlığı bir gerçektir.

İkinci kararda şu noktaya dikkat edelim, şöyle deniyor, ‘Toplumdaki bazı kişilerin şoke olması ya da rahatsızlığı, tek başına rızaya dayalı eşcinsel ilişki içinde bulunan yetişkin erkeklerin cezalandırılmasını gerektirmez.’ Eee peki, bu çifte standar niye? ‘Türban düzenlemesinin iptali’ ile ilgili kararda, aynen ikinci karar gibi, ‘Toplumdaki bazı kişilerin şoke olması ya da rahatsızlığı, tek başına rızaya dayalı türban takan yetişkin kadınların cezalandırılmasını gerektirmez’ şeklinde olabilirdi.

Demek ki neyMUŞ, grup seks normal bir aktivite olup, özgürlükler kapsamına girerken, türban baskı OLASILIĞI meydana getirebileceğinden dolayı yasaklanmalıyMUŞ. Yargı yine verdiği kararlarla herkesi şaşırtmaya devam ediyorMUŞ. Böyle giderse ‘hukuk’ kelimesi Türkiye’de ‘guguk’ olarak değişecekMUŞ.

Hadi Gurur Duyun!

October 18, 2008

Küçükken hiç unutmuyorum, 3-4 yaşlarında ikiz çocukları olan -biri erkek, diğeri kız- bir aileye ziyarete gitmiştik. Ben o zamanlar, 8 yaşında filandım. Neyse, sohbet koyu, ortada afilli bir siyasi mevzu filan var, herkes birbiriyle hararetli hararetli tartışıyor. Derken içeri başka birileri de geldi, sohbete onlarda katılınca ortalık iyice toz duman. Sonra konu bir şekilde askerliğe filan bağladı, bıyıklı ve sert bakışlı adamın biri, ‘elbette askerliğini yapacak herkes, her Türk asker doğar’ filan dedi, çok net hatırlıyorum; belkide bu cümleyle ilk tanışmam ve bu cümleyi garipsediğim an bu idi; Çunkü ben asker değil, mühendis olacaktım; 8 yaşında bu basit mantıkla bile bu cümleye karşı çıkabiliyodum. Her neyse, sonra o bahsettiğim 3-4 yaşında olan erkek çocuk içeri girdi, ve babası, ‘hadi oğlum aç şeyini amcalar görsün’ dedi. Konu askerlik olunca, direk olarak erkeklik ve çocuğun ‘şeyi’ mevzu içine girmiş olacak ki, adam çocuğa böyle bir çağrıda bulundu. Sonra çocuk ortalık yerde açtı ‘şeyini’. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra içeri diğer kız çocukları girdi ve aynı adam bu sefer çocuğa, ‘eteğin ne kadar açılmış, ayıp ama, aaa’ diye hafifçe kızmaya başladı.

Sanırım kadın ve erkek arasında yapılan ayrımcılığı fark ettiğim an işte o andı, ve yaşım sadece 8 idi. Oldukça garip gelmişti, yani erkek çocuk ‘şeyini’ açarken ve bu bir ‘gurur’ kaynağı olarak sunulurken, kız çocuğun sadece eteğinin biraz açılmış olması ‘ayıp’ olabiliyordu.

Bütün bunları buraya yazma nedenim, şurda gördüğüm haber;

Kahramanmaraş’ın saygılı köyünde yaşayan Fatma Korkmaz, 15 yaşındaydı. Pazar günü kendisinden 10 yaş büyük İsa A. ile evlendirildi.

Korkmaz, düğünün sabahında, baba evine döndü. Ailesine, İsa A. ve ailesinin, kendisini bakire olmadığı iddiasıyla gönderdiğini ancak hiç kimseyle ilişkisi olmadığını söyledi.

Daha sonra başka bir odaya geçen Fatma Korkmaz, babasına ait av tüfeğiyle intihar etti.

Genç kız, otopsi için hastaneye götürüldü. Ailesinin isteği üzerine yapılan otopside, Fatma Korkmaz’ın bakire olduğu belirlendi.

Fatma Korkmaz köy mezarlığında toprağa verildi.

Bir de ailesi kızları öldükten sonra, ‘bakire mi’ diye otopsi istemiş. Bakire ölmüş işte, mutlu ve GURURLU musunuz şimdi? Köyünüzde tıpkı erkek çocuğunuzun ‘şeyini’ millete gösterirken yaşadığınız gurura benzer bir gurur yaşarsınız artık, ‘kızımız bakire öldü’ diye bol bol göbek atarsınız!

İçimden afilli bir küfür etmek geliyor, ‘ben bu zihniyetin taa…’ diye başlayan.

Orhan Pamuk’un Yeni Kitabı Masumiyet Müzesi-II: ‘Özgür ve Modern’

September 14, 2008

Orhan Pamuk’un sevdiğim ve beni etkileyen taraflarından biri uslubundaki o incelik. Klasik ‘aydınlarımız’ gibi topluma tepeden bakarak ve toplumun değerlerini aşağılayarak değil, aksine onu anlamaya çalışarak bir eleştri getirmesi. Toplumdaki inanışlara, geleneklere ve/dahi Cumhuriyet’in -diğer bütün sistemlerin olduğu gibi- kadın üzerinden getirmeye çalıştığı o dar ve sığ modernizm anlayışını ele alışı etkileyici.

Kitapta ‘bekaret’, bir ilişkide ’sonuna kadar gitmek’, toplumsal baskılara değinildiği kadar, Cumhuriyet kadınının gelenekleri ile modernizm arasında yaşadığı çelişkilerede çok özenle ve naif bir uslupla değinilmiş. Pamuk bütün bunları yaparken aşağılamıyor. Kitapla bununla ilintili bir kaç bölümü paylaşmak yerinde olur; -koyu vurgular bana ait-

Nişanlanmayı planladığımız Sibel ile genel müdür odasında sevişirdik. Bütün modernlik ve Avrupa’dan öğrenilmiş kadın haklarındaki fikri aslında anneminkinden farklı olmayan Sibel, ‘Burada sevişmeyelim, kendimi sekreter gibi hissediyorum!’ derdi bazan. Ama yazıhandeki deri divanın üzerinde sevişirken onda hissettiğim tutukluğun asıl nedeni, tabii ki o yıllarda Türk kızlarının evlenmeden önce cinsel hayata başlama korkularıydı. (yazının devamı için..)

(more…)

Hem Türbanlı Hem Mühendis Hem de Sevişmiş. Ne Kadar ‘Garip’ Değil Mi?!

August 18, 2008

Hatırlayanlar olur, eskiden, ’salak ile avanak’ adlı bir çizgi film vardı, daha sonra filmi çekildi felan. O filmin ismi aklıma her geldiğinde, ‘hurriyet ile milliyet’ çağrışım yapıyor. Neden böyle bir çağrışım olduğunu heralde bu satırları okuyanlar bilirler. Ben bu iki gazetenin bi taraflarından servis ettikleri haberleri yazmaktan bıktım, bunlar bu tarz haber yapmaktan bıkmadılar.

Bir de bu ’salak ile avanaklar’, pardon ‘hurriyet ve milliyet’ ikilisi, yaptıkları haberlerin askine, insan hakları konusunda duyarlı olduklarını felan savunurlar. Bilirsiniz, şu sıralar hurriyet gazetesi, ‘hürriyet treni’ adı altında bir uygulama yürütüyor. Tabi her uğradıkları durakta, ‘genç sivillerin’ protestosuyla karşılanıyorlar, tabir-i caizse her duraklarında madara oluyorlar. Ama dediğim gibi yüzsüzler. Her haberlerinde toplumu kutuplara ayırıp, bunun üzerinden insan haklarını ihlal ediyorlar. Yani, insan haklarına, tabir-i cazise, ‘öküzün trene baktığı’ gibi bakıyorlar. (yazının devamı için..)

(more…)

TRT’de Perukla Program

April 6, 2008

Hurriyet ve Milliyet ikilisi özellikle kritik dönemlerde ‘işte irticanın yükselişi’ tarzında haberler servis ederler. ( 1, 2, 3, 4) Bunu yaparken haberin doğru olup olmadığının bir önemi yoktur. Sorunlu bir insan kızların bacağına kezzap atar mesela, bunu ‘mini etekli kıza kezzap’ şeklinde servis edip, olayı bam başka noktaya çekerler ve buradan hükümeti eleştirme yoluna giderler. İşin aslı ortaya çıktıktan sonrada genelde sessiz kalırlar. Çamur at izi kalsın şeklinde. Bunu zaten binlerce kez tekrar ettik.

Asıl bahsetmek istediğim ise artık doğan medyasının işi iyice absurd bir şekle dönüştürdüğü. Servis ettikleri haberin içeriği tamamen boş ve anlamsız. Mesela bugun şöyle bir haber yer alıyor;


Önceki gün TR1′de yayımlanan ‘Hayat ve Din’ adlı programda farklı bir uygulama dikkat çekti. Daha önce türbanlı bir konuğun ekranlara çıkmasıyla eleştiri oklarıne hedef olan TRT’de, uzman konuk bu kez perukla yayına katıldı.

Yapımcılığını Şahin Demiral, sunuculuğunu ise Halil Yıldırım’ın yaptığı programa özel yaşamında türban takan Doç. Dr. Hülya Küçük perukla katıldı.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hülya Küçük, tasavvuf hakkında izleyenlere bilgiler aktarırken, ekrana, Mevlana Celalettin Rumi’nin “Cüppe ve Sarık’la insan âlim olmaz, âlimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir” sözlerinin yansıtılması dikkati çekti.

Burada haber yapılacak konu nedir diye derin derin düşündüm. Bir profesör var ve bu profesör inancının gereği olarak taktığı başörtüsünü, sırf laikçiler ‘tehlike’ olarak gördüğü için gizlemiş ve üzerine peruk takarak laikçilerin ‘tehlike algılarını’ uyarmamak istemiş. Laikçi paranoyanın ileri boyutlarda olduğu böyle bir ülkede insanlar inançlarını yaşamak için bu tarz fedakarlıklara girebiliyorlar. Burada bir yanlış varsa bu, laikçilerin ‘laik adı’ altında aslında laikliğin bizattihi kendisine aykırı olan bir anlayışla, insanların kişisel yaşamlarını tercih etme hakkında müdahale etmeleridir. Ama habere ve servis ediliş şekline bakıldığında sanki bu gerici yasağı koyup, insanların kişisel yaşamına müdahale etmek doğru, bu anti demokratik ve bağnaz müdahaleye karşı kendi yaşam alanından fedakarlık edip, sırf laikçi paranoyanın ‘tehdit’ algısını uyarmamak adına bu yola girmek ise yanlış gibi gösteriliyor..

Hurriyet ve Milliyet kadar okuyucularıda bu konuda bir hayli enteresan. Mesela birkaçı;


BUGÜN PERUKLA YARIN TÜRBANLA ,EĞER ÖMÜRLERİ YETERSE İKİ SENE SONRADA SARIKLA ,CÜBBEYLE PROGRAM YAPARLAR .

Cok cirkin görünüyor.Zaten TRT,yi seyrettigimiz yok,Seyredilecek birsey,de yok zaten.Allah Türkiye,yi bunlarin karanlik emellerinden korusun.

hepten tirlatmislar,okumusu boyle olursa!gerisini sen dusun,canim turkiyem coook yazik!neoldu simdi sacin gorunmedi,cennetemi gidiyorsun?yanindada perugunu goturmeyi ihmal etme sakin..

Böyle terbiyesizlik görmedim. Kendine saygın yok bari ekranda seni izleyen topluluğa saygın olsun. Perukla çıkıp saçlarını örtmeye çalışmak kadar komik bişey yok. İşte hükümetin zihniyeti bu en altından en üstüne kadar.

İnsanların yaşam alanına otoriter bir şekilde devlet eliyle saldırı oluyor, ama bu saldırı göz ardı edilip, bu saldırıya karşı çözüm arayan ve bunu yaparken kendi yaşam tarzından taviz veren insanlar eleştriliyor.

Demokrasinin ve hukukun olmadığı bir bir ülke..

Ve bu ülkenin tekelleşmiş medyası altında zihinleri ele geçirilmiş insanlar..

Hurriyet ve Milliyet okuyusuna Allah’tan akıl dilemekten başka çare yok heralde.