Posts Tagged ‘Kürt Sorunu’

Kürt Sorunu Üzerine-I

September 6, 2009

Şark İstiklal Mahkemesi Savcısı Ahmet Süreyya Özgevren hatıratlarında mahkemedeki durumu bizzat kendi ağzından itiraf etmektedir:

Bir gün mahkemeye karayağız bir Kürt genci getirdiler. Hakimler sorguya çekti. Türkçe bilmediği anlaşılınca, hakimler danıştılar ve delikanlının idamına karar verdiler. Gerekçeleri şöyleydi: ”Türkçe bilmeyen bir kimseden bu memlekete hayır gelmeyeceğinden idamına karar verildi.” Hemen o gece götürüp o çocuğu astılar. Dağ kapı meydanı’nde Yalova adlı küçük bir otel vardı. Orada kalıyordum. Uyur uyumaz o türkçe bilmeyen çocuk rüyama girerek boğazıma sarıldı ve ”niye bıraktın beni idam etsinler” diye tehdit etti. Bu hal iki üç kez tekrar etti. Deliye dönmüştüm.¹

¹ Altan Tan, Kürt Sorunu, Timaş. s. 240

Ulus Devlet Kıskacında ‘Ötekinin’ ‘Ötekine’ Yaptığı

August 13, 2009

Nerede iktidar varsa, orada iktidara karşı bir direnç vardır.

Michel Foucault

84047Türkiye’de devletin ‘bir milletinin’ olduğunu biliyoruz. Askeri bürokrasinin bu ‘tek millet’ üzerinden asimilasyoncu ve zorba bir anlayışla, ırkçı özellikler taşıyan milliyetçi bir uygulamasının varlığı da su götürmez bir gerçek. Böyle bir burokratik baskının olduğu bir ülkede hukuktan söz etmekte haliyle imkansız oluyor. Hukuktan söz edilemediği anda da karşımıza birçok sorun çıkıyor. Bunların en büyüğü kürt sorunu. Kürt sorunundan sonra sırayı ‘türban sorunu’ alabilir. Aslında sorunları bu şekilde ayırmak yerine temelde bir özgürlük sorunu olduğunu söylemek yeterli, ama aynı temele bağlı bu iki sorunu ayrı ayrı ele almamın bir sebebi var; çünkü bu yazının ana konusu muhafazakar kesimin kürt sorununa bakış açısındaki ’sakatlık’.

Başta bahsettiğim iki sorunun muhatabı olan kürtler ve dindarlar, burokratik iktidarın tehlike çanlarının çalmasına neden olan iki kesim. Kısaca, burokratik iktidarın diliyle söyleyecek olursak; kürtler ‘hain’, dindarlar ‘irticacı’. Ve ulus devlet, bu iki kesim bu şekilde kodlayarak kendi insan modelini yaratmaya çalışıyor. Buraya kadar bir gariplik yok, çünkü zaten ulus devlet denen şeyin eğitim sistemiyle kendi istediği insan tiplerini yaratmaya çalıştığı ve bu yolla çizdiği kırmızı çizgilerin dışına çıkanları da ‘rejim için tehlike’ olarak gördüğü bilinen bir gerçek. Garip olan devletin ‘irticacı’ yaftasıyla aforoz ettiği muhafazakar kesimin, söz konusu ülkenin diğer ‘zencisi’, yani kürtler olunca, devletin asimilasyonist ve baskıcı dilini kullanması. Şimdi hemen bir örnek verelim. Dini konularda hassasiyetini bildiğim bir blog yazarının ‘pırt açılımı’ adlı yazıdan bir bölüm;

Güzel kardeşim elin p.çi senin ülkeni bölmek istiyor,toprak istiyor,yıllardır senin yaptığın yatırımların içine ediyor,yok sayıyor,habire enik gibi üreyip sağlık,eğitim ot çöp bir sürü arıza çıkartıyor,yediği ekmeğe ihanet ediyor,hepsi bir kenara 25 yıldır sana silah sıkıyor.Askerine,polisine,öğretmenine,halkına sen dağda savaşıyorsun bu p.çle şimdi ne oldu da “pırt açılımı “yapıyoruz.Muhatabın kim,kim bu kürt halkı nerede hacı? Lan ver kurtulsana niye mesleğe yeni atılmış hayat kadını modundasın ver bebeğim,ver kurtul.Nereye gidiyor ki bu yol Türkiye Birleşik Devletlerine mi? Ver,ver iki ayda mal gibi ortada kalır onlar,ekmek elden su gölden,devletin yardımı ye,çalışma,tüket,üre üstüne silah sık..Kürdistan bile bir taraflarında patlar,ancak yedikleri kaba pislerler.Hala korkutuyor mu sanıyorsun Kürdistan fikri,umrumda mı sanıyorsun kaybettiğimiz canların yanında.

Yazıdaki ‘ülkeyi bölmek’, ’satılıyoruz’, ‘ihanet’ gibi kavramlar epey tanıdık geliyor. Bu jargon sık sık kemalistler tarafından dindarlar için, ‘ülkeye şeriat getirmek istiyorlar’ şekilde kullanılıyordu. Şimdi bu yaftalara sık sık maruz kalınan birinin ‘ötekisi’ için aynı jargonu kullanması garip değil mi?

Kısaca, altta yazacağım fıkradaki mecusi, hristiyan ve müslümandan farkımız yok. Hal böyle olunca başımızdan sopa eksik olmuyor. Fıkra şöyle;

Müslüman, Hristiyan ve Mecusi, üç arkadaş bir köy ağasının bahçesine girerler armut araklamaya… Ağacın başındayken ağa yakalar üçünü. Üçü ile aynı anda baş edemeyeceğini düşünür. Müslüman ve Hristiyana der ki: “Sen benim din kardeşimsin. Sen dindaşım değilsin ama aynı İsa’ya inanıyoruz. Siz istediğiniz kadar yiyin de, izin verin şu Mecusiyi döveyim.” Mecusi bir temiz dayak yer, diğerleri seyreder. Sonra ağa Müslümana der ki: “Sen benim dindaşımsın, sen istediğin kadar ye de, izin ver şu Hristiyanı döveyim.” O da bir temiz dayak yer. Hristiyan ve Mecusiden kurtulan Ağa, en son Müslüman’a dönerek “Bilmez misin hırsızlık haramdır, ne diye girdin bahçeme!” der ve onu da bir güzel döver… Müslüman bir güzel dayak yerken bağırır: “Mecusi’yi koruyun!”.

DTP’ye Rağmen

November 1, 2008

Biz sizi Türk milliyetçiliğine karşı desteklemeye geldik. Yalnız, bir milliyetçiliğin bir günden bir güne bir başka milliyetçilikten farkı yokmuş. Biz sizi aynı zamanda Kürt milliyetçiliğine karşı desteklemeye geldik. Baskın Oran

Bugun şöyle bi haberlere bakayım filan dedim, ekrandan, ‘dişe diş kana kan‘, ’sabrımızı taşırma, bizi dağa taşırma’ gibi sesler geliyordu. İçimden, ‘heralde tuncay özkan miting filan yapıyor’ diye geçirdim, ama sonra, ‘yahu o içerde değil miydi, ergenekon dan adamı içeri atmışlardı, nasıl çıkıpta miting yapsın’ dedim, ve ekrana daha dikkatli baktım, ve gördüm ki bu sesler aşırı Kürt milliyetçi parti DTP’nin mitinginden geliyor.

Yahu bu DTP’liler, Türk milliyetçisi ağabeylerine mi özendiler, nedir yani? Son birkaç ay içerisinde sanki düğmeye basılmış gibi faşist çığırtganlığa giriştiler. Bugun yine DTP’li milletvekilinin biri, ‘Başbakan’ın bile bile Van’a gelmesini provokatif bir eylem olarak görüyorum. Eğer Başbakan Van’a gelirse, geleşebilecek tüm olumsuzluklardan Başbakan sorumludur’ gibi şeyler söylemiş. Bunu söyleyen adamın zeka seviyesinden şüphe duyarım. Adam bu ülkenin başbakanı, ve elbette bir şehri ziyaret edecektir. Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte, 3-5 yaşlarındaki çocukları sokaklara çıkartmayı, gerilimi arttırmayı bir halt mı sanıyorsunuz..

Sen demokratik açılımlardan bahset, sonra da çık başbakanı tehdit et, ‘dişe diş kana kan’ diye faşist sloganlar at. Bu ne yaman çelişki!

Elbette sizin gibi birkaç faşist yüzünden demokratik açılımların önü kesilmeyecektir. Aşırı kürt milliyetçi parti DTP’ye rağmen çözüm olacaktır.

Yerel seçimlere az kaldı, Doğu insanı son günlerde sergilediğiniz bu kirli oyunu görüyor. Demokratik açılımın artık daha rahat konuşulduğu, çözüme yaklaşıldığı şu günlerde DTP’nin faşistce davranması elbette tesadüf değil. Ve cevap sandıkta verilecektir. Umarım.

Genç Siviller Son Bildirisinde Sap İle Samanı Karıştırmış

March 9, 2008

Genç Sivillerin son açıklamasını okudum, ’sap ile samanı karıştırmak’ buna denir yani. Sanki genelkurmay siyasete müdahale etmişte, chp madurları oynuyor, muhtıra yemiş ve bizim genç siviller, dünya aleme ne kadar demokrat olduklarını göstermek için, ‘bakın işte demokrasi için şimdi de chp’nin yanındayız’ diyor..

Bir kere asker konuşmayacak, tamam. Ama asker her konu da konuşmayacak değil heralde. Doğru veya yanlış, bu ayrı bir yazının kousu, ama neticede ortada bir askeri operasyon var ve bunu gerçekleştiren genelkurmay. Sen mesnetsiz ve dayanaksız bir şekilde, ‘asker ABD’nin emri ile bitirdi operasyonu’ dersen, heralde sana cevabı operasyonu gerçekleştiren Genelkurmay verecektir.

Ne diyor genç siviller, ‘evet bu bir muhtıradır..’ Hayır, muhtıra felan değildir. Tamam, TSK’nın bir iletişim problemi vardır, basını bilgilendirmekte ve bunu yaparken kullandığı dilde son derece hatalıdır, ama ortada askeri bir operasyonun bitirilmesi yönünde mesnetsiz iddaalar var. Bunu yapanlarda, askerden çok askerci olan, ’sonuna kadar gidilsin’ diyen baykal ve ruh ikizi bahçeli. Bu iki savaş tamtamının mesnetsiz iddialarına TSK elbette cevap verecektir; çunku bu iddiaların muhatabı onlar. Tabi uslubu biraz ağırdı, orası ayrı..

Ama olayı bir ‘muhtıra’ gibi gösterip, ‘bak işte chp nin de yanında oluruz gerekirse’ demenin ve gözü kapalı askere muhalefet etmenin de anlamsızlığı ortada.

Genç siviller’in son açıklaması bu bağlamda ’sap ile samanı karıştırmak’ olmuş.

Baykal Genelkurmay Başkanı olsun, Buyukanıt Uniformayı çıkarsın. Ahmet Çakar’da bikini giysin.

March 6, 2008

Gerçekten garip bir ülkeyiz. Daha geçen mayıs ayında, tsk hükümete sağlam bir e-muhtıra vermişti. Bunun ardından CHP’den pek ses çıkmamıştı, hele bugunku gibi Baykal çıkıp askere, ’sen işine bak’ felan dememişti. AKP ile ordu karşı karşıya gelmiş, akp dışındaki diğer siyasetçiler kendi varlık sebebi olan demokrasinin balansa uğraması karşısında sessiz kalmışlardı. Bu sessizliğin bedelinide sandıkta ödemişlerdi. Bir kısmının siyasi hayatı noktalanmıştı. Kısaca e- NOKTALAMA, önce kendine karşı sessiz kalanları noktalamıştı. Ve AKP büyük bir seçim zaferi kazanmışti.

Şimdi ise roller değişmiş görünüyor. CHP ve MHP tsk’yı çok sert eleştirdiler, TSK bunun üzerine, ‘hainlerden daha hainler’ mealinde bir cevap verdi. AKP ise askerden yana tavır almış bir şekilde olayları izliyor.

CHP yaptığı eleştrilerde haksızdır, evet. Çunku operasyonun ABD’nin isteği dahilinde bitirildiğine karşı elimizde sağlam bir veri yok. Ülkenin genelkurmay başkanı’da, ‘ispat edin uniformayı çıkarırım’ şeklinde bir tepki verdiyse ona inanmak zorundayız. Eğer bir iddia varsa çıkarsın ortaya sağlam argümanlar koyar ve ispat edersin. AYrıca, CHP’nin askerden çok askerci olmasıda anlamsız. CHP bir siyasi partidir ve sorunlara siyaset yoluyla çözüm araması gerekir. Siyasetin çıkmaza girdiği yerde elbette ordu devreye girer, ama bunun planlaması orduya aittir. Ne zaman girilir, ne zaman çıkılır, bu askerin bileceği iştir. Bu baklımdan Baykal’ın bir general edasıyla askeri değerlendirmeler yapması yanlış.

Anlamadığım bir diğer nokta ise özellikle merkez medyanın bu ‘ezik’ tavrı. VELEV Kİ operasyon ABD’nin isteğiyle bitmiş olsun, ne olmuş yani. ABD’nin desteği olmadan bir operasyon yapılamayacağı bilinen bir şey. Meydanlarda, ‘ne ABD ne AB’ gibi fantastik slogan atanlar, ABD’nin hava sahasını açmadan ve istihbarat desteği vermeden oradan kuş bile uçamayacağını bilmiyorlar mı?

En iyisi mi, Baykal Genelkurmay başkanı olsun, Buyukanıt’da hemen uniformayı çıkarsın. AHmet Çakar’da bikini giysin.

Hem 1 yıllık sınır ötesi iznide çıktı. Oh ne güzel. Hazır çıkmışken Yunanistan’da girip şu ‘adalar sorununu’ çözelim. Sonra ermanistan’a felanda gireriz. Olur ya, belki daha aşağılara inip israile felanda bir ayar çekebiliriz. Sonra belki bu CHP-MHP işbirliğiyle bir ‘turan devleti’ de kurulur.

Neden olmasın. Neydi o slogan. ‘Ne ABD ne AB Tam bağımsız Türkiye’. Yersen tabi.

6 Yıl Tıp Fakültesi Okuyan Başörtülü Bir Kadın/Kız Fantazi Olsun Diye Mi Eğitim Görecek Sayın Başbakan?

January 26, 2008

Erdoğan’ın, ‘VELEV Kİ siyasi simge olsun..’ şeklinde başlayan sözleriyle gündeme yeniden gelen, aslında zaten gündemden hiç düşmeyen başörtüsü konusu gittikçe derinleşiyor. AKP-MHP anlaşmasından bahsediliyor. Hatta bazı kesimler, ‘bu sefer çözdük, başörtüsü serbest’ demeye başladı bile. AKP ve MHP’nin çözüm diye sunduğu ‘şeye’ bir baktım, ama çözümden daha çok çözümsüzlük. Oturmuş akp ve mhp milletvekilleri, ‘çene altından şu kadar bağlanırsa serbest olsun’ şeklinde bir karara varmışlar. Benim bir hafta önce yaptığım teklifte böyleydi zaten. Ölçelim üniversiteli kızların başörtüsünün çenelerinin ne kadar altına indiğini, ha eğer, ‘rejim için tehlike sınırını’ geçerse, almayalım içeriye. Başbakanda aynen böyle bir çözüm bulmuş. Bilmem ne zaman önce meydanlarda, ‘başörtüsü namusumuzdur’ diyen akp nin de namusunu/namussuzluğunu ölçeriz işte.

Dün Perihan Mağden in yazısını okurken daha iyi anladım. Aslında başbakan ve baykal paralel kafa yapılarına sahip. İkisi de kendi için özgürlük isterken, bir başkasının özgürlüğüne DAYANAMIYOR. Ne diyordu başbakan, eski Türk filimlerinde ki sezercik edasıyla, ‘Kürtlere ana dilde eğitim hakkı verilirse çerkezler, abazalar, felanlar filanlarda istemez miii?’.. Ne diyor Baykal, ‘türban üniversitede serbest olursa, lisede, hatta/ve hatta daha aşağıda serbest olmaz mı’ Baykal ile Erdoğan’ın sözlerini alt alta yazın, ve iki kelimenin yerlerini değiştirin; ‘türban’, ‘kürtlere ana dilde eğitim’.. Bakın o zaman aynı şeyi söylemiş oluyorlar mı, olmuyorlar mı?

Başbakan ne diyor, ‘asla yasak liseleri ve kamu kurumlarını kapsamayacak’. Pek sayın başbakana sormak lazım, 6 yıl tıp fakültesi okuyan başörtülü bir kadın/kız fantazi olsun diye mi eğitim görecek? Hım, yok belki kırar dizlerini, evinin doktoru, pardon kadını olur, eşinin şurasına burasına bakar. Sayın başbakan, neden başörtülüler kamuda çalışamıyor? Buna verecek cevabınız, ‘bazı çevrelerden tırsıyorum, idare ediverin’ ise madem bu kadar ürkektiniz, en son e-DARBELENMENİZ de askere hiç diklenmeden çekiliverecektiniz siyasetten. Muhtırayı sebep gösterip seçimlerde topladığınız oyu bu halk size bazı çevrelerden tırsın diye vermedi, demokrasinin sonuna kadar savunucusu olun diye verdi..

Çözümmüş, ne çözümü ya. Bu çözüm felan değil, örtünen kadınların/kızların aşağılanması. AKP açıkça diyor ki, ‘şöyle bağlarsan sorun yok içeri girersin’ Başbakan ve baykal aynı kafadan, alsınlar ellerine çetveli, daha önce dediğim gibi. Kampus girişlerinde başörtülülerin çene altını ölçsünler. Aman ha, dikkat et Baykal, rejim için tehlike olmasın, 5 cm den fazlasına izin verme. Tayyip’te bu konuya dikkat etsin, bak asker darbeler sonra. Allah muhafaza!

Bu arada hiç girmedim TSK’nın siteye, muhtıra felan yoktur umarım. Eh, gündem sıcak. Ben bekliyorum şöyle en afillisinden bir tane. Sonra 301. ci Cemil Çiçek çıkıp titrek sesiyle cevap felan verir askere. Alıştık gerçi bunlara. Asker, medyadan gelen ’ses çıkar’ gazını alır, göğsünde yumuşatır ve hükümete bir vucut hareketiyle gönderir. Hükümet aldığı pası, mazluma yatarak değerlendirir. Elde var sıfır..

Asıl Mesele Bu

November 6, 2007


Şu sıralar ulusalcı replik birşeyler mırıldanmaya başladı. Forumlarda, gazetelerde bilimum iletişim araçlarında, her sorunu sivil irade-de gören, aslında kendiside sivil olmayan, sivil görünümlü POSTALLI köşe yazarları felan..

Efendim neymiş, terörler mücadele askerin işiymiş ancak ve ancak askerinde belirttiği gibi örgüte katılım engellenemiyormuş, asker bir yandan temizlerken öte yandan terör örgütüne katılımda NOKTAlanamıyormuş, devam ediyormuş.. Bunun bir numaralı sorumlusu ise sivil idarecilermiş, çunku aslında bu onların işleriymiş..

Evet, terörle mücadele çok boyutlu bir iştir. Askeri mücadele kısa vadede bir önlemdir. Uzun vadede önlem ise sivil idarenin işidir. Buraya kadar en ‘kuvva-i milliye’ ruhuna sahip yanımla katılıyorum. Doğrudur, asıl iş sivil iradeye aittir.. Ama asıl meselede tam olarak bu. Bu ülkede askeri irade, sivil iradenin manevra kabiliyetini en aza indirmiştir. Sivil iradeye çözüm üretecek alan bırakmamıştır, sınırlandırmıştır ve bir çok kez NOKTAlamıştır.. Böyle olunca sivil irade, askeri iradenin engellenemesiyle hep belli sınırlar içerisinde kalmıştır, hapsedilmiştir.. VE ortaya çözüme dair bir argüman koyAmamıştır..

Bu terör sorununa temelden çözüm sivil iradenin işidir, doğru. Bu da demokratik açılımlarla olur. Ama daha bundan aylar önce asker, hükümeti ‘demokratik açılımlar ayağına bölücülük yapanlar var’ mealinde POSTALAmıştı..

Eee şimdi, eli kolu bağlanan sivil iradeden ne bekleyeceksiniz ki?

Sen hem sivil iradenin manevra kabiliyetini kısıtla, hemde ‘terör örgütüne katılımlar engellenemiyor, biz temizliyoruz onlar biryerden ürüyor’ mealinde yorumlar yap. Üniversitede paradoks konusuna misal teşkil edebilir, haşin bir paradoks yani!

Bu ülkede herkes işini yapmalı. Sivil iradenin görevi sorunun temeline inip çözüm bulmaktır. Bir kısım askerin itiraf ettiği ve ‘yanlış yaptık’ dediği o ‘kart, kurt’ politikalarını irdelemek ve ders çıkarmaktır. Bu çıkarılan derslerle soruna tekrar bakmak ve çözüm üretebilmektir..

Askerin görevi ise sivil iradenin sınırlarına saygı duymaktır. Gece yarısı bildirileri yerine sınır güvenliğini sağlamak ve hatta sınırımızın nasıl yol geçen hanına döndüğünün hesabını vermek/verebilmektir..

Asker ve sivil arasında ki dengeler sağlandığında ümit ediyorum ki sorunların çözümüne dair engeller ortadan kalkacaktır. Hep söylediğim gibi, sorun tekelleşmiş medyanın enjekte ettiği gibi Kuzey Irak’ta değil, içimizde. Biz bu dengeleri iyi oturtursak içimizde ki bataklığı kurutmuş olacağız ve sineklerde ürüyemeyecek..

Yani, her haltı sivil iradeye atıp, askeri iradeyi kutsayan postallı yazarlarının bahsettiği ‘şey’ (‘erke’de ki ‘şey’ değil. Bu arada erke dönergeci ne oldu, halen ses yok) gerçek dışı.. Bu ülkede demokrasinin önü tamamen açıldığında ancak çözüm için birşeyler yapabileceğiz..

Bunun içinde demokrasiyi tehdit olarak görmekten vazgeçmeliyiz.

ERTUĞRUL ve TÜREVLERİNE..(modaya uyalım..)

Yanlış Yaptın DTP!

October 11, 2007


Ülke olarak sanırım dünyada eşimiz benzerimiz yok. Olamaz zaten. Var olan sorunu gör(e)miyoruz, kabullenmiyoruz, tartışıp fikir üret(e)miyoruz. Yıllardır, ‘bu ülkede Kürt sorunu yoktur’ diyip, babalar gibi bir sorunu göz ardı ettiğimizden dolayı bu soruna bağlı olarak ortaya çıkan ‘terör sorunu’ ile yıllardır mücadele ediyoruz. Sorunu kabullenip, çözüm odaklı demokratik tartışmalar getiremediğimiz gibi, sorunun yarattığı sıkıntılar karşısında, duygusallığın vermiş olduğu düşüncesizlikle yıllardır göz ardı edilen bir sorunu ‘bir anda’ çözmeye çalışıyoruz.

Malum medyanın servis ettiği gündemlerle asıl sorunlarımızı tartışmaya fırsat bulamıyoruz. Son aylarda tartıştığımız konulara bir bakın.

Asker, Gül’e ‘Cumhurbaşkanı(m)’ dedi mi? Asker, baş örtüsü ile aynı kareye girdi mi? ‘Asker, amuda kalktı mı?’ -pardon son ‘şeyi’ ben uydurdum.- Yani, gerçekten yapay gündemlerle uğraştık. Ama babalar gibi sorunlarımız halen tartışılmıyor ve halen çözüm bekliyor.Şimdi ise aynı medya savaş çığırtganlığı yapmaya başladı. Sorunun temellerini düşünmeden, sorunun kaynağına inmeden birileri bizi Irak bataklığına sürüklemek istiyor. Ama düşünmüyoruz bile, medya düşünme yeteneğimizi elimizden çoktan aldı. Tekelleşmiş medya (Doğan Medyası) sürekli olarak tekellerine bazı fikirleri dikte ederek insanları düşünme yetisinden uzaklaştırıyor. Düşünme yetisini yitiren insanlara ise bir çözüm sunuluyor, tek bir çözüm. Ve başka hiç çözüm yokmuş gibi gösteriliyor.

İşte, Kürt sorununa tekelleşen DOĞANCI medyamızın çözüm önerisi; ‘Hedef Kuzey Irak’

Bugun asıl konuşmamız gerekenler bunlar değil. Kürt sorunu başlığı adı altında; ‘halkın kültürünü ifade edememesi, ifade özgürlüğünden mahrum kalması, asimilasyon politikaları, ekonomik sorunlar..

Bu sorunlara çözüm getirdiğimiz taktirde, bu sorunlara bağlı olarakta ortaya çıkan ‘terör sorunu’ sona erecektir. Çunku, bölgenin gerçek sorunları bunlardır ve bunlar çözüldüğü taktirde, terörün insan kaynağı kesilecektir.

Son seçimlerde, DTP 40 bin oy kaybetti. AKP’nin oyları ise 67 binden 190 bine çıktı.(diyarbakır için..) Kısaca, Kürt milliyetçiliğine endeksli politika yapan DTP, reformcu AKP karşısında hüsrana uğradı. Bunu iyi analiz etmek çok önemli. Bana kalırsa bu, Kürtlerin değiştiğini gösteriyor. Bu gerçekten iyiye işaret. Kürtler hızla entegre oluyorlar. Ve artık sadece ‘kürtlük’ üzerinden oy vermiyorlar. Kürtler artık ekonomik refahlarını düşünüyorlar. Akp’nin oy sayısının 3 katına çıkma nedeni bu değil mi?

Kürtler aslında, DTP’ye önemli mesaj vermiş de oldular. O mesaj ise şu idi; ‘ekonomik sorunlara çözüm üret, kan dökülmesini engelle, meclise git ve demokratik sürece dahil ol ve mücadeleni demokratik bir alanda sürdür’ Bu gerçekten önemli bir mesaj idi. DTP’nin meclise girmesi ve grup kurması tarihi bir fırsattı.

Ne yazık ki, DTP bunu değerlendiremedi! DTP açıkca şunu ifade etmeliydi; ‘Kürt halkının mücadelesi demokratik sınırlar içinde yapılmalı ve silahlı mücadeleden uzak olmalıdır’ Kısaca DTP, terör örgütü ile arasında mesafe koymayarak, isminde ki ‘demokrat’ kelimesiyle çelişti ve kendi bindiği dalı kesmiş oldu. Çunku, demokrasinin en önemli sorunu, toplumun isteklerini ve fikirlerini silahlı olarak değil, siyasi bir çizgiye yönelterek yapmaktır. DTP bunu yapmadı!

Elbette bütün suç DTP’de değil. 30 Ağustos resepsiyonuna DTP’yi davet etmeyenlerin hiç mi kabahati yok? Elbette var. Burada akıllı davranmak gerektiğini düşünüyorum. DTP’nin aslında bulunmaz bir fırsat olduğunu görmemiz gerekli. Eğer DTP demokratik sürece entegre edilirse, Kürtler isteklerini DTP aracılığı ile gündeme getirmiş olacaklar. Bu ise terörün temeline dinamit koyup, var olma sebeblerini ortadan kaldırmaktır ki hepimizin istediği de bu değil mi? Ama ne DTP eline geçen fırsatı değerlendirebildi, ne de biz DTP’yi dışlayan ve ötekileştiren tavrımızdan vazgeçebildik.

Eminim, terör örgütünün istediği DTP’nin kapatılıp meclisten dışlanmasıdır. Çunku, böylece terör ‘işe demokratik yoluda denedik, sonuç alabildik mi?’ diyecek.

Her ne olursa olsun, DTP meclis içinde tutulmalı ve değerlendirilmelidir. DTP’de eline geçen bu fırsatı kullanmalıdır.