Hürriyet gazetesi habercilik ‘başarılarına’ devam ediyor. ‘Mini etekli kıza kezzap, kardan adamlara bile türban taktılar’ gibi habercilik başarılarına imza atan hurriyet, bu seferde, ‘tesettur köfteye dayandı’ haberiyle, ‘kazanımlarımızın bekçisi’ olduğunu bir kez daha gösteriyor laikçiye, dinciye, gericiye.. Gerçi ‘mini etekli kıza kezzap’ haberi yalan çıkmıştı, ama olsun, ’söz konusu rejim ise yalan haber teferruattır.’
Uzatmadan haber şöyle;
Samanyolu TV’de yayınlanan “Yeşil Elma” adlı yemek programında, aşçı “kadınbudu köfte”nin tarifini verirken izleyicileri “Bu köfteye kadınbudu köfte demeyin. Bu köfte pirinçli köftedir” diyerek uyardı. Bir sonraki gün aynı aşçı dilberdudağı tatlısı tarifini verirken de benzer bir uyarıda bulundu: “Bu tatlıya dilberdudağı yerine ay tatlısı demeniz daha doğru.” Bunun üzerine tarihçiler isyan etti. Prof. Murat Belge, yapılanın küstahlık olduğunu söyledi.
Programın yapımcısı Filiz Aydoğan, “Kadını kötü anlamda çağrıştıran yemek isimlerini farklı isimlerle yorumladık. Ahlaki olarak uygun bulmadığımız için kadınbudu köfteyi pirinçli köfte, dilberdudağını da ay tatlısı yaptık” dedi. (…)
“Tarih boyunca yemek kültürü” adlı kitabın da yazarı olan Prof. Dr. Murat Belge konuya ilişkin NTV’nin sorusuna sert yanıt verdi:
“Bu isimler tarihte birtakım nedenlerle takılmış. Zaten bize o tarihi anlatıyor. ‘Kadınbudu’nun bir karakteri var, tarihi geçmişi var ve bir toplumsal gerçekliği yansıtıyor. Tarih boyunca da bu millet adını yadırgamadan, hafif tebessüm ederek kadınbudu köftesini yemiş, şimdi birileri kalkıyor kadının budunu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ne alakası var, sen kimsin, kim oluyorsun, bunları değiştirme hakkını nereden buluyorsun!” Belge, “Bu tür şeyler bütün dünyada yapılmıştır ama epey zaman önce yapılmıştır, şimdi alay konusudur. Şimdi bizim toplum bütün bunları yeniden keşfetme durumunda ve gereksiz bir çaba içerisinde. Yani küstahlık!.”
Şimdi bir kere programın ismi bile kendini ele veriyor. ‘Yeşil elmaymış.’ Burada özel bir ‘yeşil’ vurgusu yapılması bana kalırsa açıkca, ‘devrimin rengi yeşil olacak’ gibilerinden bir şey. Hurriyet gazetesi bunun peşine düşse iyi olur.
Ayrıca haberde, ‘tarihçiler isyan etti’ şeklinde bir şey söylenmiş. İsyan eden tarihçiler kimler, neden isyan etmişler? Cidden anlamadım. Hayır bu ülkede elimizi nereye atsak, ‘rejim gidiyor, ülke bölünüyor’ gibilerin şeyler söylenir. Kürt sorununa çözüm ararsın, ‘aman ha ülke bölünür’ denir, üniversitede bilimin önündeki engellerin kalkması için herkes için özgürlüğü savunursun; ‘aman ha laiklik zedelenir, rejim elden gider’ denir. Hangi konuda çözüm için düşünmeye başlasak karşımızda birileri ‘aman ha..’ diye uyarıya başlar. Bir bu konu da ‘aman ha..’ denmemişti, o da oldu. Murat Belge’nin dediği gibi yani, ’sen kim oluyorsunda bu isimleri değiştirmeye çalışıyorsun..’
Hem samanyolu bildiğim kadarıyla hükümete epey bir yakın bir tv kanalı. Bunun arkasında bir hükümet politikası yatıyor olabilir. Mesela ne bileyim, hükümet bu yolla dilimizden bu kelimeleri çıkartıp, önce ‘kelimelerimizi tesetture’ sokmaya çalışıyor olabilir. Hurriyet bunun arkasındaki ‘derin gerçeği’ araştırsın mesela.
Hem bu Cumhuriyet gazetesi ne yapıyor, uyuyor mu? En son, ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye bir reklam filmi yapmıştı, iyide tutmuştu bu replik. Sonra tuncay özkan felan. Halkı bu replikler eşliğinde meydanlara dökmüşlerdi. Şimdi de, ‘köfteler laiktir laik kalacak veya köftelerimiz bile tesetture giriyor, tehlikenin farkında mısınız?’ tarzından repliklerle ‘tehlikenin farkında olan’ kitleyi sokağa dökebilir..
Mesela dün ‘32. gün’ programını izledim. Gerçi programı ilk izlemeye başladığımda, programın yapıldığı yerin bir panayır alanı felan zannettim. NETEKİM, salondaki insanlar slogan atıyor, bağrışıyor, hakaret ediyor felandı. Ama programı biraz daha izlediğimde orasının bir ‘üniversite’ olduğunu fark ettim. Heralde bu ateşli gençlerde ‘tehlikenin farkındaydılar.’ O kadar farkındaydılar ki, o farkındalık dışında geri kalan hiçbir şeyin farkında değildiler. Mesela orasının bir panayır olmadığının, bilimin merkezi bir üniversite olduğunun.
Her neyse, konuyu dağıtmadan hurriyet gazetesinin bu ‘haberinin’ altındaki bir kaç yorum dikkatimi çekti. Mesela;
LAFLARINA DA BUNLARI SÖYLEYENLERE DE İNANMAYIN. AĞIZLARINDA BİLE ÇİRKİN DURUYOR. BUNLAR İNSANLARI KANDIRARAK,YALAN DOLANLA REJİMİ DEĞİŞTİRİYORLAR. TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA. BİREYSEL ÖZGÜRLÜK YALANIYLA BİR TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOKEDİYORLAR.
YETER ARTIK BU YOBAZLARDAN CEKTiGiMiZ, YETER BE. iSLAMDA BUTUN BASKA BiR iSMi VARSA SÖYLESiNLER, VEYA KADININ. YOKSA BU iSiMLERi ARAPCAYA MI CEViRSEK, BELKi OZAMAN KULAKLARINA DAHA HOS GELiR.
İlk yorumda ‘değerli’ hurriyet okuyucusu, ‘bireysel özgürlük yalanıyla bir toplumun özgürlüğünü yok ediyorlar’ diyerekten neyi kast etti bilemiyorum. Pek anlayamadım açıkcası.
Güzel ülkemde yemek isimlerinden bile irtica vurgusu yapılır olmaya başladı. Gerçi şimdi, ‘insanların testislerinden bile yapıldı’ denilecek. O da doğru.
Yemek isimlerinin değiştirilmesinin bile, ‘rejim için tehlike’ olduğunu düşünen insanlar arasında yaşamak ve bunlar arasında meselelere çözüm aramak ne kadar zor.