Posts Tagged ‘liberalizm’

Bizim İçinde Değişim Vakti Gelmedi Mi?

November 7, 2008

Bir zamanlar ABD’de…
Fotoğraf 1957 yılında ABD’nin Ankansas eyaletinde siyahî öğrencilerin beyazların lisesine kabul edildiği ilk gün çekilmiş. Zenci kız elinde kitap yürüyor, arkadan da, ‘Zenciler Afrika’ya’ şeklinde faşist sloganlar atılıyor..
beyazliseu
Sene 2008, ABD..
Bir zenci, Obama. ABD başkanı…
Değişim…
obama-wants-you-to-sign-up-for-obamarama
Bir zamanlar Türkiye..
Fotoğraf 2008 yılında TÜrkiye’nin İstanbul şehrinde bir ‘üniversitenin’ kampusunde çekilmiş.. Başörtülü bir öğrenci, üniversite kampusune girerken.. Başörtülü kız elinde kitap yürüyor, arkadan da, ‘Başörtülüler İran’a’ şeklinde faşist sloganlar atılıyor..
ikiresim2008
Ve Türkiye’de değişen hiçbir şey yok…

80 yıl öncesinde yaşayan bir düşünce hakim bu ülkede.
Ve değişime sonuna kadar kapalı.. Çünkü eleştriye açık olmayan bir yapı var. Orhan pamuk’un dediği gibi, ‘bu devlet hantal ve otoriter..’ Buna rağmen, Thedor W. Adorno’nun dediği gibi, ‘Kim eleştirecek olursa ‘birlik’ tabusuna karşı günah işliyor demektir..’ Ve birileri (biz), bu günahı işlemeye devam edeceğiz..
Çünkü değişmeye mecburuz. Bu kaçınılmaz..
Tıpkı ABD’de ki gibi..

Devlet Elini Eğitimin Üzerinden Çekmeli

September 9, 2008

Bu hafta bir çok öğrenci ders başı yaptı. Ya da hayır, şöyle demeliydim, zorla ders başı yaptırıldı. Hemen aklıma ilkokula başladığım o ilk gün geldi. Tarifi imkansız bir acı yaşamıştım; çünkü artık dünya ile bağım bir şekilde kesilecek ve dört duvar arasında bize verilen şeyi almak zorunda bırakılacaktık. Bu ‘şeye’ ‘eğitim’ adı veriliyordu. Son derece militarist bir eğitimden geçiyorduk. Saçlarımız ‘asker traşı’ tarzında kısaltılmalıydı, kıyafetlerimiz birbirinin bire bir aynısı olmalıydı, her sabah aynı marşları söylemeliydik, asker gibi sıraya girmeliydik ve bize dayatılan ‘şeylere’ itaat etmeliydik.

Bütün bunların ötesinde bir de, buralarda adı ‘öğretmen’ olan, ama bu vasıf ile uzaktan yakından ilişkileri olmayan ve benim öğretmen diyemeyeceğim ‘devlet memurları’ vardı. Esasen bize verilen ‘eğitim’in çıkmazıda tam olarak bu devlet memurları. Bu yazının konusuda, benim ilköğretim hayatım değil, bu memur zihniyeti. (yazının devamı için..)

(more…)

AKP’ye Yargı Darbesi: Anayasa Mahkemesi Türban Düzenlemesini İptal Etti!

June 5, 2008

- Ooo, mehmet abi. Gel abicim şöyle, bırak ekran karşısında ‘göbeğiini kaşıyıp’ tv izlemeyi. Gel hele, senle şu Anayasa Mahkemesi’nin ‘türban düzenlemesini’ iptalini konuşalım. AZ önce bütün dünya flaş haber geçti.

- Hiç şaşırmadım o karara ucanbalik’cim. Ben 9′e 2 alırız diyordum zaten.

- Daha belli değil kaça kaç olduğu, o önemli değil zaten. Netice olarak iptal..

- Hadi 8′e 3 olsun..

- Her neyse. Boşver orasını. Ben bir ara ciddi ciddi ümitlenmiştim.

- Hehe. O kadar kolay mı ucanbalik’cim. Biz bu iktidarı yıllar önce aldık, öyle kolay bırakırz mıyız, son tahlilde! ittihatçı atalarımız sağ olsun! Hem ne demişti büyük üstad, ‘aman dikkat, halk sizin düşmanınızdır!’ Sen de takdir edersin ki ülke yönetimi halka bırakılmayacak önemli bir iştir. Hem halkımız otursun tv karşısına, ‘göbeğini kaşısın’. Ülkeyi biz yönetiriz; zaten yönetiyoruz netekim.

- Allah Allah, iki dönemdir ülkeyi AKP yönetiyor yahu!

- Önce şu ‘gerici’ nidaları kes ucanbalik’cim. Laik laik konuşmak varken. Gelelim soruna. Senin dediğin o iktidar sadece ‘görünür iktidardır.’ Biz ülkeyi yönetiriz. O iktidar sadece kendisine çizdiğimiz kırmızı çizgiler içinde siyaset yapar. Bunun dışına çıkamaz; hem çıksında görelim, ‘zinde kuvvetlerimiz’ ne güne duruyor.

- ‘Zinde kuvvetler’ derken?

- Anladın sen on. 28 şubat diyorum, 12 eylül diyorum.

- O dediklerin haiti’de bile olmuyor artık! Hem AB var, ABD’de var. ABD izin vermeden öyle şey yapılmaz ki. Evren, ABD’yi arkasına almasa yapabilir miydi?

- Karıştırma şimdi oraları ucanbalik’cim. Hem ne sanıyorsun sen. Oligarşi yerinde mi sayıyor. Biz de zamanla değişiyoruz, gelişiyoruz. (yazının devamı için..)

(more…)

TRT’de Perukla Program

April 6, 2008

Hurriyet ve Milliyet ikilisi özellikle kritik dönemlerde ‘işte irticanın yükselişi’ tarzında haberler servis ederler. ( 1, 2, 3, 4) Bunu yaparken haberin doğru olup olmadığının bir önemi yoktur. Sorunlu bir insan kızların bacağına kezzap atar mesela, bunu ‘mini etekli kıza kezzap’ şeklinde servis edip, olayı bam başka noktaya çekerler ve buradan hükümeti eleştirme yoluna giderler. İşin aslı ortaya çıktıktan sonrada genelde sessiz kalırlar. Çamur at izi kalsın şeklinde. Bunu zaten binlerce kez tekrar ettik.

Asıl bahsetmek istediğim ise artık doğan medyasının işi iyice absurd bir şekle dönüştürdüğü. Servis ettikleri haberin içeriği tamamen boş ve anlamsız. Mesela bugun şöyle bir haber yer alıyor;


Önceki gün TR1′de yayımlanan ‘Hayat ve Din’ adlı programda farklı bir uygulama dikkat çekti. Daha önce türbanlı bir konuğun ekranlara çıkmasıyla eleştiri oklarıne hedef olan TRT’de, uzman konuk bu kez perukla yayına katıldı.

Yapımcılığını Şahin Demiral, sunuculuğunu ise Halil Yıldırım’ın yaptığı programa özel yaşamında türban takan Doç. Dr. Hülya Küçük perukla katıldı.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hülya Küçük, tasavvuf hakkında izleyenlere bilgiler aktarırken, ekrana, Mevlana Celalettin Rumi’nin “Cüppe ve Sarık’la insan âlim olmaz, âlimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir” sözlerinin yansıtılması dikkati çekti.

Burada haber yapılacak konu nedir diye derin derin düşündüm. Bir profesör var ve bu profesör inancının gereği olarak taktığı başörtüsünü, sırf laikçiler ‘tehlike’ olarak gördüğü için gizlemiş ve üzerine peruk takarak laikçilerin ‘tehlike algılarını’ uyarmamak istemiş. Laikçi paranoyanın ileri boyutlarda olduğu böyle bir ülkede insanlar inançlarını yaşamak için bu tarz fedakarlıklara girebiliyorlar. Burada bir yanlış varsa bu, laikçilerin ‘laik adı’ altında aslında laikliğin bizattihi kendisine aykırı olan bir anlayışla, insanların kişisel yaşamlarını tercih etme hakkında müdahale etmeleridir. Ama habere ve servis ediliş şekline bakıldığında sanki bu gerici yasağı koyup, insanların kişisel yaşamına müdahale etmek doğru, bu anti demokratik ve bağnaz müdahaleye karşı kendi yaşam alanından fedakarlık edip, sırf laikçi paranoyanın ‘tehdit’ algısını uyarmamak adına bu yola girmek ise yanlış gibi gösteriliyor..

Hurriyet ve Milliyet kadar okuyucularıda bu konuda bir hayli enteresan. Mesela birkaçı;


BUGÜN PERUKLA YARIN TÜRBANLA ,EĞER ÖMÜRLERİ YETERSE İKİ SENE SONRADA SARIKLA ,CÜBBEYLE PROGRAM YAPARLAR .

Cok cirkin görünüyor.Zaten TRT,yi seyrettigimiz yok,Seyredilecek birsey,de yok zaten.Allah Türkiye,yi bunlarin karanlik emellerinden korusun.

hepten tirlatmislar,okumusu boyle olursa!gerisini sen dusun,canim turkiyem coook yazik!neoldu simdi sacin gorunmedi,cennetemi gidiyorsun?yanindada perugunu goturmeyi ihmal etme sakin..

Böyle terbiyesizlik görmedim. Kendine saygın yok bari ekranda seni izleyen topluluğa saygın olsun. Perukla çıkıp saçlarını örtmeye çalışmak kadar komik bişey yok. İşte hükümetin zihniyeti bu en altından en üstüne kadar.

İnsanların yaşam alanına otoriter bir şekilde devlet eliyle saldırı oluyor, ama bu saldırı göz ardı edilip, bu saldırıya karşı çözüm arayan ve bunu yaparken kendi yaşam tarzından taviz veren insanlar eleştriliyor.

Demokrasinin ve hukukun olmadığı bir bir ülke..

Ve bu ülkenin tekelleşmiş medyası altında zihinleri ele geçirilmiş insanlar..

Hurriyet ve Milliyet okuyusuna Allah’tan akıl dilemekten başka çare yok heralde.

Zorunlu Din Dersi Din İçin İyi Değildir..

March 8, 2008

Danıştay ‘zorunlu din dersi’ ile ilgili önemli bir karar vermiş. Bence yerinde bir karar. Eğer inanç ve fikir özgürlüğünden yana tavır aldıysak cunta yönetimi tarafından getirilen dayatmaya karşı olmamamız gerekli.

Zorunlu din dersi gerçekten saçma. Bu ülkede gayri müslim bir çok yurttaşımız var ve bunlar doğal olarak kendi çocuklarını fikirleri doğrultusunda yetiştirmek istiyorlar. Mesela bir dindar anne ve baba kızlarınında kapanmasını istemeleri ve bu yönde telkinde bulunmaları gayet doğal. Tabi bir baskı olmadığı sürece. Yani bazı ateistlerin çıkıp dindarların bu telkinlerini ‘baskı’ olarak değerlendirmeleri ne kadar saçmaysa, gayri müslim bir vatandaşın, ‘zorunlu din dersine’ karşı çıkmasına karşı olmak ve din dersinin zorunluluğunu savunmak da bir o kadar saçmadır. Elbette aile çocuğunun kendi fikirleri doğrultusunda yetiştirilmesini isteyecektir. Burada söz sahibi ailedir ve onun dışında bir dayatama kabul edilemez. Bu bağlamda devletin kendi dinini yurtlaşlarına dayatması anlamsız.

Ayrıca bunun sadece gayri müslimlerin sarunu olduğuna inanmıyorum. İslamın içinde de bir çok farklı yorum var. Alevilik bunlardan sadece biri. Devletin resmi dinini bu şekilde dayatmasına alevi toplumunun karşı çıkması anlaşılır.

Lise yıllarımdan hatırlarımda, din dersi olarak dayatılan şey gerçekten saçmaydı. Sınav için budizm inancına ve yahudilerin bilmem kaç emrine saatlerce çalışmıştım. İslam dinine sıra geldiğinde ise yıl sonu gelmişti. Müfredatı bir acayipti yani. Bu bağlamda bir dindarında bu dersten hoşnut olacağını düşünmüyorum.

Aslında ‘zorunlu din dersi’ bu sorunun sadece küçük olanı. Asıl mesele diyanet işleri gibi bir kurumun varlığı. Lail devletin kendi din anlayışını empoze ettiği enteresan bir kurum. Burada bir kısım muhafazakarların diyanet işlerini kutsallaştırıp savunmalarını da anlamsız buluyorum. Bu noktada Mustafa Akyol’un yazısından bir bölüm aktarmak yerinde olur;


Hep söylendiği gibi, Fransız laikliği, sırf “devleti dinden korumak” niyetiyle kurulmuşken, ABD’de asıl amaç “dini devletten korumak”tır. Amerikan Anayasası’nın laikliği düzenleyen maddesi, “Kongre (Parlamento), ne dini empoze eden, ne de onun özgürce yaşanmasını engelleyen bir kanun çıkaracaktır” der. Bunun ikinci kısmının dini koruduğu açıktır. Ama aslında birinci kısmı bile dine yarar.

Neden mi? Bir devlet tarafından desteklenmek din için iyi değildir de, ondan!

Amerikalı din sosyoloğu Rodney Stark, bu konuya ilginç bir karşılaştırmayla ışık tutar: Amerikan toplumu, Avrupa toplumlarının çoğunluğuna kıyasla çok daha dindardır. Örneğin ABD’de “Allah’a inanıyorum” diyenlerin oranı yüzde 90’ın üzerindeyken bu oran Danimarka, İsveç, Finlandiya gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde yüzde 50’nin çok altındadır. Kiliseye devam, düzenli dua gibi verilere bakıldığında da, Amerikan ve Avrupa toplumları arasında adeta uçurum vardır.

İşin enteresan tarafı ise şudur: Amerikan devleti laik iken, söz konusu Avrupa devletleri laik değildir. Çoğunda devlet tarafından finanse edilen “resmi kilise”ler vardır.

İşte Rodney Stark’a göre, Avrupa toplumlarının ileri derecede sekülerize olmasının (yani dinden kopmasının) bir nedeni, tam da bu “resmi kilise”lerdir. Devlet tarafından finanse edilen bu kurumlar, “memur zihniyeti” ile yönetildikleri için, cansız, ruhsuz ve durağan hale gelmişlerdir. ABD’de ise kiliseler ve diğer dini kuruluşlar devletten hiç bir destek görmedikleri için kendi ayakları üzerinde durmak zorundadır. Bu da onları daha cazip ve yaratıcı olmaya zorlamaktadır.

Prof. Stark, bu durumu “sivil din, resmi dinden çok daha başarılıdır” diye özetliyor. Hatta bunu ekonomideki “serbest piyasa” mantığıyla ilişkilendiriyor, hantal “devlet işletmeleri” ile kıvrak “özel girişim” arasındaki farka benzetiyor.

Benzer bir durumu kanımca Türkiye’de de görebiliriz. Ülkemizde kitlelere dini heyecan ve motivasyon kazandırma açısından Nurculuk, Fethullah Gülen hareketi gibi sivil cemaatlerin resmi bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’na kıyasla çok daha etkili olduğunu söylemek mümkün. (Türkiye’deki yerleşik gelenekler nedeniyetle “Diyanet’in kaldırılması”nı kısa vadede mümkün ve doğru bulmadığımı belirteyim. Ama uzun vadede doğrusu odur. “Sivil din”in önünü açarak o noktaya doğru ilerlemek gerek.)

“Resmi din”in en kötü versiyonu ise, elbette, “devlet tarafından dayatılan din”dir. Suudi Arabistan veya İran’da olduğu gibi. İlginçtir ki bu baskıcı rejimler, din adına hareket etseler de, aslında dine büyük zarar verirler. Çünkü baskı yoluyla yaratılan şey samimi bir dindarlık değil, ikiyüzlülüktür. Riyad’da zorla çarşafa sokulan kadınların Londra’ya kapağı atınca en dekolte kıyafetleri giyip en aykırı barlara koşması boşuna değil.
“İslam’da din ve devlet ayrılmaz” diye kestirip atan siyasal İslamcılar, bütün bunları göz ardı ediyor. Sadece “Asr-ı Saadet pratiğine” bakarak modern dünyaya model üretmeye çalışıyorlar. Oysa bu çağda devlet de toplum da çok farklı bir şeye dönüşmüş durumda.

Bu devirde artık devletten din değil özgürlük istemek lazım. Devlet, “sivil din”e gölge etmesin, yeter.

Mustafa Akyol’un belirttiği gibi, ‘devlet sivil din e gölge etmesin yeter..’ Zİra devletin dine karışması ve onu kendi anlayışıyla topluma empoze etmesi aslında din için hiç iyi bir şey değil..

Bu bakımdan Ali Bardakoğlu’nun geçen gun yaptığı açıklama olduçsa saçmaydı. ‘Laik devletin Diyanet İşleri Başkanı’ ndan da bunun dışında bir şey beklenemezdi heralde..

Bak Sen Şu Küstahlığa!

March 7, 2008

Hürriyet gazetesi habercilik ‘başarılarına’ devam ediyor. ‘Mini etekli kıza kezzap, kardan adamlara bile türban taktılar’ gibi habercilik başarılarına imza atan hurriyet, bu seferde, ‘tesettur köfteye dayandı’ haberiyle, ‘kazanımlarımızın bekçisi’ olduğunu bir kez daha gösteriyor laikçiye, dinciye, gericiye.. Gerçi ‘mini etekli kıza kezzap’ haberi yalan çıkmıştı, ama olsun, ’söz konusu rejim ise yalan haber teferruattır.’

Uzatmadan haber şöyle;


Samanyolu TV’de yayınlanan “Yeşil Elma” adlı yemek programında, aşçı “kadınbudu köfte”nin tarifini verirken izleyicileri “Bu köfteye kadınbudu köfte demeyin. Bu köfte pirinçli köftedir” diyerek uyardı. Bir sonraki gün aynı aşçı dilberdudağı tatlısı tarifini verirken de benzer bir uyarıda bulundu: “Bu tatlıya dilberdudağı yerine ay tatlısı demeniz daha doğru.” Bunun üzerine tarihçiler isyan etti. Prof. Murat Belge, yapılanın küstahlık olduğunu söyledi.

Programın yapımcısı Filiz Aydoğan, “Kadını kötü anlamda çağrıştıran yemek isimlerini farklı isimlerle yorumladık. Ahlaki olarak uygun bulmadığımız için kadınbudu köfteyi pirinçli köfte, dilberdudağını da ay tatlısı yaptık” dedi. (…)

“Tarih boyunca yemek kültürü” adlı kitabın da yazarı olan Prof. Dr. Murat Belge konuya ilişkin NTV’nin sorusuna sert yanıt verdi:

“Bu isimler tarihte birtakım nedenlerle takılmış. Zaten bize o tarihi anlatıyor. ‘Kadınbudu’nun bir karakteri var, tarihi geçmişi var ve bir toplumsal gerçekliği yansıtıyor. Tarih boyunca da bu millet adını yadırgamadan, hafif tebessüm ederek kadınbudu köftesini yemiş, şimdi birileri kalkıyor kadının budunu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ne alakası var, sen kimsin, kim oluyorsun, bunları değiştirme hakkını nereden buluyorsun!” Belge, “Bu tür şeyler bütün dünyada yapılmıştır ama epey zaman önce yapılmıştır, şimdi alay konusudur. Şimdi bizim toplum bütün bunları yeniden keşfetme durumunda ve gereksiz bir çaba içerisinde. Yani küstahlık!.”

Şimdi bir kere programın ismi bile kendini ele veriyor. ‘Yeşil elmaymış.’ Burada özel bir ‘yeşil’ vurgusu yapılması bana kalırsa açıkca, ‘devrimin rengi yeşil olacak’ gibilerinden bir şey. Hurriyet gazetesi bunun peşine düşse iyi olur.

Ayrıca haberde, ‘tarihçiler isyan etti’ şeklinde bir şey söylenmiş. İsyan eden tarihçiler kimler, neden isyan etmişler? Cidden anlamadım. Hayır bu ülkede elimizi nereye atsak, ‘rejim gidiyor, ülke bölünüyor’ gibilerin şeyler söylenir. Kürt sorununa çözüm ararsın, ‘aman ha ülke bölünür’ denir, üniversitede bilimin önündeki engellerin kalkması için herkes için özgürlüğü savunursun; ‘aman ha laiklik zedelenir, rejim elden gider’ denir. Hangi konuda çözüm için düşünmeye başlasak karşımızda birileri ‘aman ha..’ diye uyarıya başlar. Bir bu konu da ‘aman ha..’ denmemişti, o da oldu. Murat Belge’nin dediği gibi yani, ’sen kim oluyorsunda bu isimleri değiştirmeye çalışıyorsun..’

Hem samanyolu bildiğim kadarıyla hükümete epey bir yakın bir tv kanalı. Bunun arkasında bir hükümet politikası yatıyor olabilir. Mesela ne bileyim, hükümet bu yolla dilimizden bu kelimeleri çıkartıp, önce ‘kelimelerimizi tesetture’ sokmaya çalışıyor olabilir. Hurriyet bunun arkasındaki ‘derin gerçeği’ araştırsın mesela.

Hem bu Cumhuriyet gazetesi ne yapıyor, uyuyor mu? En son, ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye bir reklam filmi yapmıştı, iyide tutmuştu bu replik. Sonra tuncay özkan felan. Halkı bu replikler eşliğinde meydanlara dökmüşlerdi. Şimdi de, ‘köfteler laiktir laik kalacak veya köftelerimiz bile tesetture giriyor, tehlikenin farkında mısınız?’ tarzından repliklerle ‘tehlikenin farkında olan’ kitleyi sokağa dökebilir..

Mesela dün ‘32. gün’ programını izledim. Gerçi programı ilk izlemeye başladığımda, programın yapıldığı yerin bir panayır alanı felan zannettim. NETEKİM, salondaki insanlar slogan atıyor, bağrışıyor, hakaret ediyor felandı. Ama programı biraz daha izlediğimde orasının bir ‘üniversite’ olduğunu fark ettim. Heralde bu ateşli gençlerde ‘tehlikenin farkındaydılar.’ O kadar farkındaydılar ki, o farkındalık dışında geri kalan hiçbir şeyin farkında değildiler. Mesela orasının bir panayır olmadığının, bilimin merkezi bir üniversite olduğunun.

Her neyse, konuyu dağıtmadan hurriyet gazetesinin bu ‘haberinin’ altındaki bir kaç yorum dikkatimi çekti. Mesela;

LAFLARINA DA BUNLARI SÖYLEYENLERE DE İNANMAYIN. AĞIZLARINDA BİLE ÇİRKİN DURUYOR. BUNLAR İNSANLARI KANDIRARAK,YALAN DOLANLA REJİMİ DEĞİŞTİRİYORLAR. TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA. BİREYSEL ÖZGÜRLÜK YALANIYLA BİR TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOKEDİYORLAR.


YETER ARTIK BU YOBAZLARDAN CEKTiGiMiZ, YETER BE. iSLAMDA BUTUN BASKA BiR iSMi VARSA SÖYLESiNLER, VEYA KADININ. YOKSA BU iSiMLERi ARAPCAYA MI CEViRSEK, BELKi OZAMAN KULAKLARINA DAHA HOS GELiR.

İlk yorumda ‘değerli’ hurriyet okuyucusu, ‘bireysel özgürlük yalanıyla bir toplumun özgürlüğünü yok ediyorlar’ diyerekten neyi kast etti bilemiyorum. Pek anlayamadım açıkcası.

Güzel ülkemde yemek isimlerinden bile irtica vurgusu yapılır olmaya başladı. Gerçi şimdi, ‘insanların testislerinden bile yapıldı’ denilecek. O da doğru.

Yemek isimlerinin değiştirilmesinin bile, ‘rejim için tehlike’ olduğunu düşünen insanlar arasında yaşamak ve bunlar arasında meselelere çözüm aramak ne kadar zor.

ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın Güvenlik Endişesi

March 3, 2008

‘Türban’ konusu gündemden düşmüyor. Bir kısım üniversitelerde artık ‘türban’ ile derse girilebilirken, yasağı sürdüren üniversitelerin sayısıda bir hayli fazla. Bugun kampuste derse girerken şöyle bir baktım, eğitimimi devam ettirdiğim üniversitede de yasak devam ediyor. CHP düzenlemenin iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş. Daha önce ‘367 hurafesi’ ile tam bir hukuk skandalı yaşadığımızmız ülkemde, mahkemenin ne karar vereceğini kestirmek zor; kanaatim büyük ihtimalle iptal olacaktır. Bu işten tabiki en karlı yine akp çıkacaktır. Eminim başbakan köşesine çekilmiş, yaratıcının kendisine böyle bir muhalefet ve Deniz Baykal gibi bir muhalefet lideri verdiği için şükrediyordur.

Asıl bahsetmek istediğim konu ise ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın yaptığı açıklama. Gerçekten çok hoşuma gitti. Yarımağan şöyle söylemiş;


“Türban konusunda benim görüşüm şu: Üniversiteye nasıl gidiyorlarsa bize de öyle gelirler. Üniversiteye türbanla giderlerse sınava da türbanla girebilecekler. Hukukçuların da görüşü bu. Üniversitede türban serbest olursa sınavda da türban serbest olacak ama güvenlikle ilgili endişelerim var. Buna da çözümler bulmamız lazım, önlemler almamız lazım. Türbanla girilmesi halinde birtakım ciddi teknik problemler ortaya çıkar. Bir kere kopya olayları var. Güvenliği sağlamamız lazım.”

Yarımağan’ı gerçekten taktir ettim. Zira laikçi cephe yasağı savunurken sürekli, ‘mahalle baskısı, rejim meselesi’ gibi argümanlar ortaya atıyordu. Yarımağan ise ortaya yasağı savunmamız için öyle bir gerekçe koymuş ki, dinledikten sonra, ‘hah, budur! şimdi gericiler, liboşlar ne cevap verecekler’ diye içimden geçirdim..

Yalnız anlamadığım bir nokta var; şimdi bir üniversite öğrencisi olarak bu sınava girmişliğim vardır, öss tarzı bu sınavda başörtülü öğrenci nasıl kopya çekecek. Geçen bir haber programında, ‘bluetooth kulaklık ile kopya çekmek çok kolay’ gibilerinden bir şey diyordu. Hadi soruları karşıdaki bilse cevapları oradan söylerde, sorularda bilinmiyor. Şimdi bu öğrenci tek tek soruları okuyacak, bunun üzerine karşıdaki cevap mı verecek? Ama heralde ‘değerli’ Yarımağan’ın bir bildiği vardır; bize onun lafı üzerine söz söylemek düşmez. Zira ortaya gerçekten yasağı savunmamız için ’sağlam’ bir argüman koymuş..

Bunun yanında kazak altından, kot altından, etek altından, ne bileyim işte, bilimum giysilerin altından da bu cihazla kopya çekilebilir. Bu yüzden bence çıplak gelinmesi en doğrusu olur. Yarımağan’ın dediği gibi, ‘güvenlik endişelerimiz var, kopya çekilebilir.’ (NETEKİM aklıma ‘değerli’ büyüğümüzün, ‘göstermek günah olsaydı Allah saçsız yaratırdı.’ sözü geldi.)

Laikçi kesim artık ‘rejim gidiyor’ teranelerini aşıp ortaya ’sağlam’ argümanlar koymaya başladı. Şimdi bunun üzerine dinlenmez mi bir onun yıl marşı..

Faşizm

March 1, 2008

Bir önceki ‘başörtülüler bu toplumun zencileri mi?’ yazımda, düşünceler‘de gördüğüm bir fotoğraftan bahsetiştim. Aslında bakılırsa iki fotoğraf arasında ki benzerlik öyle aşina ki, bir yorum yapmaya pek de gerek yok gibi. Bir önceki yazımın tek bir fotoğrafla ifadesi gibi. Fotoğraf geçenlerde taraf gazetesinde çok çarpıcı bir karşılaştırma yapılarak gözler önüne serilmiş. Fotoğrafı gazete gördükten sonra ekonomiturk’te ‘yorumsuz’ başlığı adı altında buldum. TKP’li bir kaç faşistin, faşizan saldırından başka bir şey değil. Türban üzerinden medyanında desteğiyle çıkarılan gerilimin artık faşizan saldırılara kadar vardığının bir göstergesi.

Üniversiler, ‘özgürlük alanlarıdır’ ve dünyanın hiçbir yerinde üniversitelerde bu tür faşist saldırılara izin verilmez. Her inancın, her fikrin kendini düşünce boyutunda kendini iafe ettiği yerlerdir üniversiteler. Bu bağlamda TKP’li bu birkaç gerici faşistin yaptığı açıkca faşizm’dir.

Üniversitelerin bu yasakçılardan temizlenip, çağdaşlaşması bu ülkede biraz daha zaman alacağa benziyor. Ama değişim ve gelişim önünde hiçbir şey duramaz. Bu Türkiye’de sancılı oluyor, ama olacaktır.

Başörtüler Bu Toplumun ‘Zencileri’ Mi?

February 23, 2008

Bu kadar basit bir sorunun ülkede böyle büyük bir gerilim yaratması oldukça saçma görünüyor. Elbette arkasında yatan ‘derin iktidar’ mücadelesini görmezden gelirsek. Daha önce bahsettiğim gibi ne yazık ki bu ülkede cumhuriyetçi seçkinlerle, halk tarafından atanmışlar arasındaki güç mücadelesinin bir örtüsü aynı zamanda ‘türban’. Hal böyle olunca bu kadar basit bir sorun, bazı cumhuriyetçi seçkinler tarafından bir özgürlük meselesi değilde, bir ‘rejim sorunu’ olarak sunuluyor. ‘bırakınız açsınlar, bırakınız örtsünler’ anlayışıyla çözülebilecek basit bir sorun, bir rejim sorunu gibi gösterildiğini içindir de bir türlü çözülemeyen bir sorun olarak önümüzde bekliyor..

Aslına bakılırsa bu seçkinlerin temel hak ve özgürlük sorununu bir ‘rejim sorunu ‘olarak göstermesi anlaşılır. Çunku bu seçkinler seçimlerle yönetime gelemeyceklerini farkındalar. Hal böyle olunca halk atarafından atanmışların özgürlükler noktasında attıkları adımları rejim sorunu gibi göstererek sürekli ‘yandan destek’ alma arayışına girdiler. Demokrasiye yapılmış bir çok müdahale bu şekilde değerlendirilebilir.

Bunun yanında bu seçkinlerin etkisiyle ciddi manada kaygılanan bir kesimin olduğunu görmemekte heralde büyük bir hata olur. Çunku gerçekten bu seçkinlerin tekelleşmiş medya aracılığı ile empoze ettiği ‘tehlikenin farkında mısınız’ türünden haberler bazı ksimleri samimi bir şekilde kaygılandırıyor..Geçenlerde izlediğim 32. Gün programında karşısındaki başörtülü bir öğrenciye nefretle, ‘Türkiye laiktir laik kalacak’ şeklinde slogan atan üniversiteli öğrencinin gözlerine baktığımda tüm düşündüklerim bunlardı. Bu öğrencinin gözündeki nefret samimi idi. Medya tarafından sürekli empoze edildiği gibi karşısındaki kişi ‘ötekiydi’ ve ‘öteki’ onun yaşam tarzını ‘tehdit’ ediyordu; potansiyel bir tehlike yani. Medyanında desteğiyle ‘tehlikenin farkında’ olan bu kişi için artık karşıdakinin temel hak ve özgürlüklerinin bir anlamı olamazdı. O özgürlüğü hak etmiyordu, kendi özgürlüğü adına onun özgürlüğü önündeki engellerin kalkmasının karşısında durmalıydı.

Bugun bütün bunları düşünürken Düsünceler’ de ‘ırkçılık’ başlığı adı altında gördüğüm o fotoğraf resmi tamamlıyordu. Fotoğraf 1957 yılında ABD’nin Ankansas eyaletinde siyahî öğrencilerin beyazların lisesine kabul edildiği ilk gün çekilmiş. Yine düşünceler’de bahsedildiği kadarıyla, ‘Federal hükümetin kararı uyarınca okula kabul edilen zenci kız elinde kitap yürüyor arkadan da “Zenciler Afrika’ya” “Zenciler Orman’a” şeklinde hakaretler savruluyor.’ imiş. Bizde zamanında, ‘komunistler moskovaya’ veya ‘dinciler iran’a’ sloganlarına ne kadar benziyor!

Bu iki fotoğrafı yan yana getiriyorum. 32. gün programında başörtülü kıza nefretle bakan üniversiteli öğrencinin beynimdeki fotoğrafı ve bu zenciye beyazlar tarafından duyulan öfkenin gözlere yansımasının fotoğrafı.

Bu noktada AKP hükümetine de büyük bir görev düşüyor. Bu samimi kaygılarıda anlamalılar. Ne yazık ki tekelleşmiş medyanın empoze ettiği haberlerle yetişen, okumayan, sorgulamayan bir ton insan var. Özellikle başbakan son dönemdem yaptığı sert çıkışları biraz daha yumuşatıp, bu kesimin kaygılarını dikkate almalı. En azından sorunun bir ‘rejim sorunu’ değil, bir ‘özgürlük sorunu’ olduğunu anlatmalı. Bunu değerli rektörümüz Akbulut gibi kendini toplumun tepesinde gören ve ‘ben herşeyi sizden daha iyi bilirim’ anlayışı içinde olanların anlamasını beklemiyorum elbette. Ama bunların etkisiyle samimi olarak kaygılanan bir kesimin varlığınıda görmezden gelemeyiz.

AKP’nin toplumun bu kesiminin kaygılarını gidereceğine ve yavaşlayan reform sürecinin çok geçmeden hızlanacağına inanıyorum. Çunku sırada, 301 başta olmak üzere özgürlük noktasında atılacak bir ton adım var.