Posts Tagged ‘muhalefet’

‘Darbeye Karşı 70 Milyon Adım’ Yürüyüşü Ve Ulusalcı Bakış Açısı: Bana Dokunmayan Darbe Bin yaşasın!

June 23, 2008

‘Darbeye karşı 70 milyon adım’ yürüyüşü üzerine bir yazı yazmayı planlıyordum, ama ‘ödüllü’ ve ulusalcı yazarımız Okan Yüksel’in konuya değindiğini fark ettim. Ulusalcı yazarımız, biraz ironik bir dil kulanmak istemiş olacak ki şöyle diyor;

21 Haziran 2008 Cumartesi günü, yani yarın, bir takım sivil toplum örgütleri darbeye karşı yürüyüş organize etmişler. Davetlerinde “İşte o gün, 50 yıldır cesaret edemediğimiz, hep geç kaldığımız birşeyi yapmak için toplanacağız.” yazmışlar. Kendilerini ve söz konusu organizasyonlarını fark edince şaşırdım, önce gidip birer birer haber sitelerini baştan sona taradım; birileri darbe yaptı da benim mi haberim olmadı diye :) Baktım ortada darbe ya da darbeci yok.. Hal böyleyken, peki bunlar ne halt etmek için yürüyorlar?

Ulusalcı yazarımızın ‘darbe’ denilen şeyden anladığı, büyük ihtimalle, askerin, top, tüfek ve tanklarla sivil yönetimi devirmesi olsa gerek. Ve konuyla ilgili yazısından da anlaşılıyor ki, darbe diyince aklına sadece 12 Eylül geliyor.

Aslında ulusalcılarımızın bu yaşanan ‘incelikli darbe’ veya ‘yargı darbesini’ görmemeleri veya görmezden gelme nedenleri, ‘bana dokunmayan darbe bin yaşasın’ anlayışından başka bir şey değil; cunku darbelerin yapılma nedeni, yeni bir şey yapmak değil, mevcut statükoyu korumaktır. Bu bakımdan halen 1923′de yaşayan ve dünyayı halen 80 yıl öncesinden yorumlamaya çalışan bu ulusalcı ‘aydınlarımızın’ statükoyu koruma özlemleri, yaşanan ‘incelikli darbe’ sürecini görmezden gelmelerinde başlıca etken oluyor. (yazının devamı için..)

(more…)

AKP’ye Yargı Darbesi: Anayasa Mahkemesi Türban Düzenlemesini İptal Etti!

June 5, 2008

- Ooo, mehmet abi. Gel abicim şöyle, bırak ekran karşısında ‘göbeğiini kaşıyıp’ tv izlemeyi. Gel hele, senle şu Anayasa Mahkemesi’nin ‘türban düzenlemesini’ iptalini konuşalım. AZ önce bütün dünya flaş haber geçti.

- Hiç şaşırmadım o karara ucanbalik’cim. Ben 9′e 2 alırız diyordum zaten.

- Daha belli değil kaça kaç olduğu, o önemli değil zaten. Netice olarak iptal..

- Hadi 8′e 3 olsun..

- Her neyse. Boşver orasını. Ben bir ara ciddi ciddi ümitlenmiştim.

- Hehe. O kadar kolay mı ucanbalik’cim. Biz bu iktidarı yıllar önce aldık, öyle kolay bırakırz mıyız, son tahlilde! ittihatçı atalarımız sağ olsun! Hem ne demişti büyük üstad, ‘aman dikkat, halk sizin düşmanınızdır!’ Sen de takdir edersin ki ülke yönetimi halka bırakılmayacak önemli bir iştir. Hem halkımız otursun tv karşısına, ‘göbeğini kaşısın’. Ülkeyi biz yönetiriz; zaten yönetiyoruz netekim.

- Allah Allah, iki dönemdir ülkeyi AKP yönetiyor yahu!

- Önce şu ‘gerici’ nidaları kes ucanbalik’cim. Laik laik konuşmak varken. Gelelim soruna. Senin dediğin o iktidar sadece ‘görünür iktidardır.’ Biz ülkeyi yönetiriz. O iktidar sadece kendisine çizdiğimiz kırmızı çizgiler içinde siyaset yapar. Bunun dışına çıkamaz; hem çıksında görelim, ‘zinde kuvvetlerimiz’ ne güne duruyor.

- ‘Zinde kuvvetler’ derken?

- Anladın sen on. 28 şubat diyorum, 12 eylül diyorum.

- O dediklerin haiti’de bile olmuyor artık! Hem AB var, ABD’de var. ABD izin vermeden öyle şey yapılmaz ki. Evren, ABD’yi arkasına almasa yapabilir miydi?

- Karıştırma şimdi oraları ucanbalik’cim. Hem ne sanıyorsun sen. Oligarşi yerinde mi sayıyor. Biz de zamanla değişiyoruz, gelişiyoruz. (yazının devamı için..)

(more…)

Türban Tartışmaları-I

April 24, 2008

Çağatayca takip ettiğim bloglardan biri. Cagatayca’yı uslubu dışında diğer bloglardan ayıran önemli özelliği, ‘pazar Sohbetleri’ başlığı altında yapılan sesli sohbetler. Bir ara bunu ben de düşünmüştüm, ama göründüğü kadar basit bir iş değil; nerdeyse bir gününüzü buna vermeniz gerekiyor. Bu bağlamda Cagatayca’nın yaptığı ‘Pazar sohbetleri’ takdire şayan. Aslına bakılırsa burada bahsetmemin nedeni, bilmeyenleri bundan haberdar etmek dışında, Çağayca’da geçen hafta (pazar sohbetleri-6) ‘türban’ konusunun tartışılmasıydı.

Tartışmanın başında ‘türbanın’ tarihçesi diyebileceğimiz bilgiler verildi.(sümerlere kadar gidildi) Burada ana tema toplumun kadının bireyselliğini hiçe saydığı idi. Bu noktada genel olarak katılıyorum, ama ironik olan bunu yaparkende yine aynı kadının önemsenmediği. Bunu şöyle açıklamak daha doğru; bir türbanlı kadın düşünelim. Ve bu kadının başına taktığı ‘türbanın’ geçirmiş olduğu evrelerden bahsediyoruz ve bunun erkeklerin dayatmasına boyun eğme göstergesi gibi sunuyoruz; ama bunu yaparken bu ‘türbanlı’ kadının ne düşündüğünü önemsemiyoruz. Hani ’sen bunu işte bu ve bu sebeplerden dolayı takıyorsun, senin neden taktığının bir önemi yok, bu böyledir’ şeklinde anlatıldı. Özellikle bir konuşmacı, ’siyasal harem’ şeklinde girdiği konuşmasında ‘türban neden örtülür’ başlığı altında bir çok madde saydı. Dediğim gibi, yine kadın ikinci sınıfa atılmış oldu. Elbette konuyu tartışan arkadaşlarımızın kadın ayrımcılığı yaptığını söylemiyorum. Ama ‘türbanlı’ kadını bir birey olarak ve kendi düşünceleri doğrultusunda örtünemeyen, hep bir başka sebeplerden ve bir dış dayatma sonucu örtündüğüne yönelik şeyler söylemeleri ‘türbanlı’ kadını belkide farkında olmayarak ikinci sınıfa atmış oluyor.. (yazının devamı için..)

(more…)

Medya ve Ergenekon

March 23, 2008

Ülkede enteresan şeyler oluyor. Haber kanallarını açtığımda, ellerinde Atatürk fotoğrafı olan insanlar görmeye başladım. Elbette bunda ilk bakışta bir gariplik yok, ama birilerinin açıklarını bu yolla kapatmaya çalışması garip. Bir yazar polis tarafından gözaltına alınıp, sorgulanıyor; hemen birileri ellerinde Atatürk fotoğraflarıyla olayı protesto ediyor. Bu tabloyu gördüğümde aklıma kaçak gecekondu dikip, evinin çatısına Atatürk fotoğrafıyla çıkan ve yıkımı engellemeye çalışan vatandaş geliyor. Enteresan tabi.

Hal böyle olunca acaba blogun sağ üst tarafına şöyle en afillisinden bir Atatürk fotoğrafı koysam mı diye düşündüm. Değerli savcılarımız Atatürk fotoğrafıyla seyahat etmenin ‘huzur ve mutluluk’ getirdiğinden bahsettiklerine göre bir bildikleri vardır; belki ‘huzurlu ve mutlu’ yazılar yazarım bu vesileyle. Hem bir önceki yazının etkilerinden de bu vesileyle sıyrılmış oluruz.

Ha bi de böyle dönemlerde bazı yazarımsılarımızın, demokrasi sosu ile servis ettikleri ve bol ‘ama..’lı cümleleri tavan yapıyor. Eh demokrasi kılıçı sert iner böyle anlarda. Hal böyle olunca demokrasiden yana olmak zorlaşıyor ve bol ‘ama..’lı cümleler kurarak arada kalmaya çalışıyorsun. Mesela Altan Öymen bunu çok iyi başaranlardandır. Demokrasi sosu katılmış, bol ‘ama..’lı yazısını okurken, Altan Öymen’in ya hakkaten kör veya bazı şeyleri gizlemek için kör ayağına yattığını düşündüm. Ne diyor bugunku yazısında yazarımsımız;


Ankara’daki AKP iddianamesiyle İstanbul’daki Ergenekon soruşturmasını birbiriyle ilişkili haldeymiş gibi görüp gösteren bugünkü iktidarın sorumluları ile yandaşları, sakıncaları giderek büyüyen bir yola girdiler.

Diyorum ya, Altan Öymen ya hakkaten kör ya da kör ayağına yatıyor. Sanırım Altan Öymen, Ergenekon’da gözaltına alınan kişilerin bilgisayarında AKP’nin kapatılma iddianamesinin çıktığından habersiz. Radikal’in tabiriyle ‘islamcı’ Taraf’ın (taraf gazetesinden bahsederken ‘islamcı’ tabirini kullanmış bugun radikal. Okurken içimden koca bir ‘yuh’ çektim. ismet berkan’ın böyle durumlarda yarı militarist-yarı demokrat durumlarına bitiyorum!) haberine göre, gözaltına alınan kişilerden birinde, ‘akp’yi kapatmak için hazırlanan iddianamenin, mahkemeye gönderilmeden iki gün önce kaydedilmiş bir kopyası çıkmış.’ Ee heralde, vahiy yoluyla felan inmiştir o bilgisayara. (‘vahy’ kelimesini kullandım, savcı görmesin. Aman neyse, nasılsa yana bir Atatürk fotoğrafı koyacağız canım)

Altan Öymen yazısının devamında, ‘ne alakası var kardeşim, Alparslan Arslan ile ergenekon arasında’ mealinden şeyler söylüyor. Bunu direk olarak söylemsede, arzın merkezine indikçe ‘light’laşan cümlelerinden çıkarmak zor değil. Eh, Altan Öymen’in, bu katilin Veli Küçük ile çekilmiş fotoğrafını unuttuğunu düşünebiliriz. Cumhuriyet gazetesine atılan bombanın ne malı olduğunu da unutmuştur belki.

Alparslan Arslan ile Veli küçük’ün çekilmiş fotoğrafları var, Cumhuriyet Gazetesine atılan bombalar Ümraniye’de bir ergenekonçu’nun evinden çıkıyor, ve Akp’ye açılan kapatılma davası mahkemeye sunulmadan 2 gün önce birinin bilgisayarından çıkıyor ve bunların arasında bir bağ kurulamıyor. Veya kurulmak istenmiyor.

Her şey bu kadar bariz ortada iken, aydın doğan medyasının gerçeğin üzerini örtme girişimi takdire şayan. Yoksa bu işin ucu oralarada mı dokunuyor?

Beni de Kapat Savcim!

March 19, 2008

Başsavcı’nın iddianamesini okuduktan sonra ‘beni de kapatıver be savcım’ dedim, en laik duygularımla. Zira pek sayın savcımızın belirttiği ‘irticai’ faaliyetlere bizzat katıldım. Mesela geçtiğimiz ramazan ayında akşam yemeğini beleşe getirmek adına bir çok kez iftar çadırına katılmışlığım vardır. Bu kadarla da kalmadı. İftar cadırında maruz kaldığım ‘çadır baskısından’ olmuş olacak ki, yemeğe başlamadan önce ‘bismillah’ şeklinde irticai bir slogan atıp, sağ elimle arap tatlısı kabul edilen hurmadan bir kez yemek suretiyle irticai bir faaliyetin içinde yer aldım. Yemeği yedikten sonra herkesin ‘elhamdulillah’ zikri ile birlikte irticai faaliyeti sonlandırdık.

(Savcı’nın iddianamesinde, ‘Dinî bayram ve günlerin ulusal bayramları gölgeleyecek bir tanıtım ve gösteriş içinde kutlanması’ suçunun parti kapatmayı gerektirdiği ileri sürülüyor)

Bununla kalsa iyi. Ramazan Bayramı’nda ’sayın’ savcımızın belirttiği suçu, mahalle, pardon ‘peder baskısı’ nedeniyle işlemiş bulunuyorum. Peder beyin ellerinden bir kez öpmek suretiyle bayramlaşma faaliyetini bizzat gerçekleştirerek laikliği ihlal etme suçunu işledim. Ayrıca üzülerek belirtmem gerekir ki, bizde dini bayramlar her zaman ulusal bayramlardan daha görkemli kutlanır. Ne bileyim, mesela bir Cumhuriyet bayramında büyüklerimin ellerini öptüğümü hatırlamam.

(Savcı’nın iddianamesinde, doğan Medya Grubu’nu eleştirirken, “Bunların derdi laiklik değil, menfaat hesabı. Bunlar köşeye sıkıştırma metotları. Tehditle bizden bir şey alamazsınız. Bunların istediği düzen demokrasi değil, diktatoryal düzen” demesi suç.)

Bu suçu bir çok kez işlediğimi zaten bu blogu okuyanlar bilirler..

Bütün bunlardan sonra ’sayın’ savcının beni de kapatmasını istiyorum efendim. 10. Yıl Marşı eşliğinde arz ederim.

Baykal Genelkurmay Başkanı olsun, Buyukanıt Uniformayı çıkarsın. Ahmet Çakar’da bikini giysin.

March 6, 2008

Gerçekten garip bir ülkeyiz. Daha geçen mayıs ayında, tsk hükümete sağlam bir e-muhtıra vermişti. Bunun ardından CHP’den pek ses çıkmamıştı, hele bugunku gibi Baykal çıkıp askere, ’sen işine bak’ felan dememişti. AKP ile ordu karşı karşıya gelmiş, akp dışındaki diğer siyasetçiler kendi varlık sebebi olan demokrasinin balansa uğraması karşısında sessiz kalmışlardı. Bu sessizliğin bedelinide sandıkta ödemişlerdi. Bir kısmının siyasi hayatı noktalanmıştı. Kısaca e- NOKTALAMA, önce kendine karşı sessiz kalanları noktalamıştı. Ve AKP büyük bir seçim zaferi kazanmışti.

Şimdi ise roller değişmiş görünüyor. CHP ve MHP tsk’yı çok sert eleştirdiler, TSK bunun üzerine, ‘hainlerden daha hainler’ mealinde bir cevap verdi. AKP ise askerden yana tavır almış bir şekilde olayları izliyor.

CHP yaptığı eleştrilerde haksızdır, evet. Çunku operasyonun ABD’nin isteği dahilinde bitirildiğine karşı elimizde sağlam bir veri yok. Ülkenin genelkurmay başkanı’da, ‘ispat edin uniformayı çıkarırım’ şeklinde bir tepki verdiyse ona inanmak zorundayız. Eğer bir iddia varsa çıkarsın ortaya sağlam argümanlar koyar ve ispat edersin. AYrıca, CHP’nin askerden çok askerci olmasıda anlamsız. CHP bir siyasi partidir ve sorunlara siyaset yoluyla çözüm araması gerekir. Siyasetin çıkmaza girdiği yerde elbette ordu devreye girer, ama bunun planlaması orduya aittir. Ne zaman girilir, ne zaman çıkılır, bu askerin bileceği iştir. Bu baklımdan Baykal’ın bir general edasıyla askeri değerlendirmeler yapması yanlış.

Anlamadığım bir diğer nokta ise özellikle merkez medyanın bu ‘ezik’ tavrı. VELEV Kİ operasyon ABD’nin isteğiyle bitmiş olsun, ne olmuş yani. ABD’nin desteği olmadan bir operasyon yapılamayacağı bilinen bir şey. Meydanlarda, ‘ne ABD ne AB’ gibi fantastik slogan atanlar, ABD’nin hava sahasını açmadan ve istihbarat desteği vermeden oradan kuş bile uçamayacağını bilmiyorlar mı?

En iyisi mi, Baykal Genelkurmay başkanı olsun, Buyukanıt’da hemen uniformayı çıkarsın. AHmet Çakar’da bikini giysin.

Hem 1 yıllık sınır ötesi iznide çıktı. Oh ne güzel. Hazır çıkmışken Yunanistan’da girip şu ‘adalar sorununu’ çözelim. Sonra ermanistan’a felanda gireriz. Olur ya, belki daha aşağılara inip israile felanda bir ayar çekebiliriz. Sonra belki bu CHP-MHP işbirliğiyle bir ‘turan devleti’ de kurulur.

Neden olmasın. Neydi o slogan. ‘Ne ABD ne AB Tam bağımsız Türkiye’. Yersen tabi.

ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın Güvenlik Endişesi

March 3, 2008

‘Türban’ konusu gündemden düşmüyor. Bir kısım üniversitelerde artık ‘türban’ ile derse girilebilirken, yasağı sürdüren üniversitelerin sayısıda bir hayli fazla. Bugun kampuste derse girerken şöyle bir baktım, eğitimimi devam ettirdiğim üniversitede de yasak devam ediyor. CHP düzenlemenin iptali için anayasa mahkemesine başvurmuş. Daha önce ‘367 hurafesi’ ile tam bir hukuk skandalı yaşadığımızmız ülkemde, mahkemenin ne karar vereceğini kestirmek zor; kanaatim büyük ihtimalle iptal olacaktır. Bu işten tabiki en karlı yine akp çıkacaktır. Eminim başbakan köşesine çekilmiş, yaratıcının kendisine böyle bir muhalefet ve Deniz Baykal gibi bir muhalefet lideri verdiği için şükrediyordur.

Asıl bahsetmek istediğim konu ise ÖSYM Başkanı Yarımağan’ın yaptığı açıklama. Gerçekten çok hoşuma gitti. Yarımağan şöyle söylemiş;


“Türban konusunda benim görüşüm şu: Üniversiteye nasıl gidiyorlarsa bize de öyle gelirler. Üniversiteye türbanla giderlerse sınava da türbanla girebilecekler. Hukukçuların da görüşü bu. Üniversitede türban serbest olursa sınavda da türban serbest olacak ama güvenlikle ilgili endişelerim var. Buna da çözümler bulmamız lazım, önlemler almamız lazım. Türbanla girilmesi halinde birtakım ciddi teknik problemler ortaya çıkar. Bir kere kopya olayları var. Güvenliği sağlamamız lazım.”

Yarımağan’ı gerçekten taktir ettim. Zira laikçi cephe yasağı savunurken sürekli, ‘mahalle baskısı, rejim meselesi’ gibi argümanlar ortaya atıyordu. Yarımağan ise ortaya yasağı savunmamız için öyle bir gerekçe koymuş ki, dinledikten sonra, ‘hah, budur! şimdi gericiler, liboşlar ne cevap verecekler’ diye içimden geçirdim..

Yalnız anlamadığım bir nokta var; şimdi bir üniversite öğrencisi olarak bu sınava girmişliğim vardır, öss tarzı bu sınavda başörtülü öğrenci nasıl kopya çekecek. Geçen bir haber programında, ‘bluetooth kulaklık ile kopya çekmek çok kolay’ gibilerinden bir şey diyordu. Hadi soruları karşıdaki bilse cevapları oradan söylerde, sorularda bilinmiyor. Şimdi bu öğrenci tek tek soruları okuyacak, bunun üzerine karşıdaki cevap mı verecek? Ama heralde ‘değerli’ Yarımağan’ın bir bildiği vardır; bize onun lafı üzerine söz söylemek düşmez. Zira ortaya gerçekten yasağı savunmamız için ’sağlam’ bir argüman koymuş..

Bunun yanında kazak altından, kot altından, etek altından, ne bileyim işte, bilimum giysilerin altından da bu cihazla kopya çekilebilir. Bu yüzden bence çıplak gelinmesi en doğrusu olur. Yarımağan’ın dediği gibi, ‘güvenlik endişelerimiz var, kopya çekilebilir.’ (NETEKİM aklıma ‘değerli’ büyüğümüzün, ‘göstermek günah olsaydı Allah saçsız yaratırdı.’ sözü geldi.)

Laikçi kesim artık ‘rejim gidiyor’ teranelerini aşıp ortaya ’sağlam’ argümanlar koymaya başladı. Şimdi bunun üzerine dinlenmez mi bir onun yıl marşı..

‘Mini Etekli Kıza Kezzap’ Haberi Yalan Çıktı

February 16, 2008

Hurriyet ve Milliyet’de yer alan, ‘kısa etekli kıza kezzap’ haberinden bahsetmiştim. Haberin kurgu olduğu zaten belliydi, yanılmamışım. Haber asılsız çıktı. Şöyle ki;


Mersin’in Tarsus ilçesinde biri ilköğretim okulu, diğeri lise öğrencisi 2 kız öğrencinin üzerine mini etekli oldukları için kezzap atıldığı yönündeki haberlerin yalan olduğu ortaya çıktı.

Tarsus’ta pazartesi günü gerçekleştiği öğrenilen olaylar, dün bir haber ajansı tarafından mini etekle ilişkilendirilerek servise verildi. Ajansın haberine dayanarak kimi internet siteleri de olayı ‘mini eteğe mahalle baskısı’ şeklinde yansıttı. Ancak habere konu olan kız öğrenciler, mini etek iddialarını yalanlarken, görgü şahidi denilen bayanın da söz konusu olayı hiç görmediği anlaşıldı.

Edinilen bilgiye göre, Atatürk Caddesi üzerinde yürürken yolda bir anda bacağında yanma hisseden Atatürk İlköğretim Okulu öğrencisi 13 yaşındaki B.S.Y. isimli kız öğrenciyi, yakınları hastaneye götürdü. Yapılan kontrolde öğrencinin bacağına yanıcı madde döküldüğü belirlendi. Olayın pazartesi günü meydana geldiğini söyleyen B.S.Y., kendisine laf atma ya da ‘Neden mini etekle dolaşıyorsun?’ şeklinde bir tepki almadığını anlattı. B.S.Y., “Yapılan haberler yalan. Benim eteğim de zaten uzundu. Nereden uydurmuşlar bu haberi bilmiyorum.” dedi.

Yine mini eteği için saldırıya uğradığı söylenen lise son sınıf öğrencisi 17 yaşındaki G.K.’nin de mini etekli olmadığı, üzerinde okul forması bulunduğu belirlendi. G.K.’nin başına gelenlerle ilgili olarak gazetecilere ‘görgü şahidi’ şeklinde açıklamada bulunan Eda Özbolat isimli bayanın ise olayı hiç görmediği anlaşıldı. Emniyet Çocuk Şube’de ifadesine başvurulan Hukuk Fakültesi öğrencisi Özbolat’ın CHP’li bir milletvekilinin kızı olduğu öne sürüldü. Özbolat’ın, gittiği kuaförde G.K.’nin başına gelenleri duyması üzerine olaya müdahil olduğu öğrenildi.

Şırıngalı sapığın bir hemşire ve bir dershanede çalışan iki kişinin daha bacaklarına yanıcı madde attığı belirlendi. Tarsus Emniyet Müdürlüğü MOBESE kameralarından olayla ilgili olarak delil bulmaya çalışırken, sivil polisler sapığı yakalamaya çalışıyor. Tarsus Kaymakamı Abdulhamit Erguvan, Tarsus 70. Yıl Devlet Hastanesi’nde görevli hemşire A.İ.’nin de pantolonuna yakıcı madde atıldığını belirtti. Erguvan, bacağında yanma hisseden A.İ.’nin daha sonra pantolonunda leke gördüğünü, eve gidip üzerini değiştirdikten sonra polise şikâyetçi olduğunu bildirdi.

Hayır ‘masa başı haber’ servis ediyorsunuz, bari bunu adam gibi yapın. Kızın ifadesine göre üzerinde mini etek bile yokmuş. Olaya görgü şahidi diye adı geçen kişi ise olayı hiç görmemiş. Tam bir komedi!

İpini koparmış bir sapık ona buna şırıngayla saldırıyor, siz bunu masa başı kurgulayıp, mecliste yapılan ‘türban düzenlemesiyle’ ilişkilendiriyorsunuz. Bu da olsa olsa, ‘medya sapıklığı’ olur. Şimdi de sus pus olursunuz. Yüreğiniz varsa servis ettiğiniz haberin arkasında olun. Ama siz çoktan milletin testislerinden, orasından burasından ‘rejim gidiyor’ tarzı haberler servis etmek için kolları sıvamışsınızdır bile. Medya sapığı, milliyet ve hurriyet.. Türkiye sizi okuyup, bilmem neresiyle gülüyor!

Ertuğrul Özkok’ü öpüyorum bir kez daha!

Bak Sen Şu Tesadüfe!

February 14, 2008

28 Şubat haberciliği başlamıştır. Tekelleşmiş medyanın patronu tekellerine emri verdi; 28 şubat haberciliği başlasın’ Tekelleşmiş medyanın tekellerine verdiği bu emir ile birlikte zaten ‘28 şubat tarzı servis haberleri’ beklemekteydim Bakalım medyamız kimin testislerinden, kimin orasından burasından, ‘rejim elden gidiyor’ çığırtganlığı yapacak diye..

Bu blogun satırlarında her fırsatta hatırlattım ve hatırlatmaya devam edeceğim. Uğur Dündar, yine başörtüsü yasağının gündeme geldiği dönemlerde, ‘türbanlı doktorlar hastanın testis röntgegini çekmedi’ şeklinde bir haber servis etmişti. Daha sonra haberin aslında uğur dündar bilmem neresiyle uydurduğu bir haber olduğu anlaşılmıştı. ‘Bu haber yalan çıksın ben mesleği bırakırım arkadaş’ diyen Uğur Dündar ise haberin asılsız olduğu ortaya çıktıktan sonra ise hiç oralı olmamıştı. Halen sözde habercilik mesleğine devam ediyor. Bilmem neresiyle haber üretmekte zirveye oynayan Cumhuriyet gazetesi de, zamanında, ‘okulda namaz baskısı’ başlıklı bir haber servis edip, öğretmenlerin namaz için bir kaç öğrenciye baskı yaptığını iddia etmişti. Baskı yapan öğretmenlerin ise aslında o öğrenciler okuldan ayrıldıktan sonra okula başladığı, o öğrenciler okuldayken okulda bulunmadıkları anlaşıldı bir süre sonra. Tabiki medyamız, ‘çamur at izi kalsın’ anlayışını benimsediği için olay aydınlatıldıktan sonra sus pus oluyorlar. Ta ki bir diğer haber servis edilene kadar. Bu aralarda birileri özgürlükten bahsettiği için bu yobaz ve gerici oligarşi yanlısı oligarklar ve bunların başı olan ‘medyanin amiral gemisinin kaptanı’ Özkök’ün kıçından servis ettiği haberleri görmek ümkün olacakltır diye düşünüyordum ve yanılmadığımı anladım.

Ve açılışı milliyet yaptı. Haber şöyle;


MERSİN’in Tarsus İlçesi’nde biri lise son diğeri ilköğretim okulu 6’ncı sınıf öğrencisi 2 kızın bacaklarına, eteklerinin kısa olduğu gerekçesiyle arkalarından gelen birkaç kişi tarafından şırınga ile sıvı bir madde püskürtüldü. Yanma hissi ile çığlık atan kız öğrencilerden biri kuaföre, diğeri okuluna sığındı. Yakıcı sıvı maddenin ne olduğu araştırılırken, kızların bacaklarında yara oluştu. Doktorlar, kız öğrencilerin bacaklarına sıkılan sıvı maddenin güçlü bir asit olabileceğini söylerken, polis saldırganları arıyor.(….)

Olayın şokunu yaşayan kız öğrencilerden G.K., öğlen saati ders bitimi sonrası eve giderken önünden 2-3 kişinin geçtiğini belirtip, yaşadıklarını şöyle anlattı:“Bana ‘Bu kızın eteği kısa’ diyerek laf attılar. Daha sonra arkamdan bir sıvı sıçraması hissettim, sonra çorabımın yandığını gördüm. Çorabım erimeye başladı ve yanmayı hissedince bağırdım. Acı yüzünden etrafıma bakamıyordum. Daha önceden gittiğim bir kuaföre sığındım, onlar yardım etti. Hastaneye gidince mahalleden bir kız arkadaşımla karşılaştım. Onda da aynı şey olmuş. Onun da bir bacağı yanmıştı. Pansuman yaparken canım çok acıyordu. Doktorlar ‘Asit, kezzap olabilir. Şırınga ile sıkılmıştır’ dediler. Bunu yapanlar 20 yaşlarında 2- 3 kişiydi sanıyorum. Saldırının bizim kısa etekli olduğumuz için yapılmış olabileceğini düşünüyorum. Türban olayları gündemdeyken, bana ‘eteği kısa’ demelerinden öyle şüpheleniyorum.”

Son cümleye dikkat edelim, ‘türban olayı gündemdeyken, bana ‘eteğin kısa’ demelerinden öyle şüpeheleniyorum..’ Yani, olayı anlatan 14 yaşındaki genç kızımız, bir an için hemen olayın şokunu atlatıyor ve siyasi bir analiz yapıyor; ‘türban düzenlemeleri gündemdeyken’ diyerek. Dikaaaaat! Bu gazetenin yorumu değilMİŞ; 14 yaşındaki kızın verdiği ifade bu. Bu genç kızımız unutmuş her şeyi, saldırının nedeninden bahsediyor. Türban düzenlemesi yapıldı felan. Hayır, bari kızımız dış politika konularına girseydi bari, sonrada ifade verirken, ‘Türkiye laiktir, laik kalacak’ mealinden sloganlarda atsaydı. Hiç değilse daha inandırıcı olurdu..

Bu arada sürekli yazıyorum. Aramadığım kanal kalmadı yahu! Bizim burada trafik ışıklarında yeşil renk daha bir baskın yanıyor, birde belediye sürekli stratejik noktalara ‘yeşili koruyalım’ tarzı levhalar felan asıyor. Bir Türk genci olarak tedirgin oluyorum, AKP belediyesi bu hamlelerle, ‘az kaldı irtica geliyor, yakında İran olacaksınız’ mesajı veriyor olabilir. Oradan gönderin iki, üç muhabir ilgilenin şu levhalarla. Olmaz ki, baskı altında hissediyorum kendimi, ‘yeşili koruyun, yeşili koruyun’ ne bu kardeşim..

Hm buhabirler gelirse belki gaza gelip, onuncu yıl marşı çalar, iki tane de ‘türkiye laiktir, laik kalacak’ sloganmı atarım, al sana hazır haber. Kullan işte hükümeti köşeye sıkıştırmak için.

Türban Neyi Örter?

February 10, 2008

Önce sakin kafayla düşünelim. Sorun, kıyafetleri nedeniyle eğitim hakkı elinden alınmış bir öğrenci topluluğunun özgürlük sorunudur. Sorunun önünde engel olarak, aşırı laikçi kesimin ‘derin kaygıları’ yatıyor. Nedir bu kaygılar? Başörtülüler, laikçi repliğin ifadesiyle ‘türbanlıların’ rejim için bir ‘tehdit’ oluşturduğu ve bunun başı açıklar üzerinde bir ‘baskı’ unsuru olacağı. İşte tam da bu noktada büyük bir paradoksun içinde buluyoruz kendimizi. Aşırı laikçi kesim, yaşam tarzına özgürlük için, ‘ötekinin’ yaşam tarzına anti demokratik bir şekilde müdahale ediyor ve yine bunu özgürlük adına yapıyor. Yani diyor ki, ’senin özgürlüğün benim özgürlük alanımı tehdit edebilir, böyle bir ihtimal var. Bu bir ihtimal bile olsa engellenmeli’ Bu açık bir çelişkidir..

Ayrıca bunun hiç bir hukuki gerekçeside olamaz. Az çok hukuk kavramını bilen bir kişi, bir eylemin suç unsuru olmadan cezalandırılamayacağını bilir. Yani, siz birine, ’sen bu suçu işleyebilirsin, bu suçu işleme ihtimaline karşı ben seni bu suçu işlemeden cezalandırıyorum’ diyemez. Bu bakımdan, ‘türbanlılar’ başı açıklara baskı yapaBİLİR diyerek, bir ihtimal üzerinden ceza kesmek, hukuk dışıdır. Bu bağlamdan laikçilerin bu tavrı mantık dışı, bağnazca ve yobazca olması dışında aslında hukuk dışıdır. Anayasamızda belirtildiği Türkiye bir hukuk devletidir ve bu yasak aslında hukukun çiğnenmesidir. Ve laiklik ilkesi gereği, devlet her inanca ve felsefi görüşe eşit mesafede durmak zorundadır. Bu bağlamda aslında bu yasağın kendisi laiklik ilkesine aykırıdır. Meydanlarda laiklik adına laikliği çiğneyen aşırı laiklerin ikinci paradoksu da bu olsa gerek.

Burada değinilmesi gereken diğer bir konu, yine laikçilerin sık sık vurgularıdığı, ‘toplumsal mutabakat’ konusudur. Eğer ki konu özgürlükler ise bir toplumsal mutabakatın aranması gerekmez. Tersten düşünecek olursak, bu ülkede herkes başörtülü olsa, bir kişi başı açık olsa, başı örtülülerin, bu başı açık kişiye baskı uygulamaları ve ‘toplumsal mutabakat senin kapanmanı istiyor’ demeleri mümkün değildir. Yani konu bireysel özgürlük ise bir toplumsal mutabakat aranması gerekmez.

Bütün bunlardan sonra ve bütün bu çelişkilerden sonra, laiklik ilkesini çiğneyerek laikliği savunduğunu iddia edenler aslında ne yapmak istiyor? Amaçları nedir?

Bu sorunun cevabı, Türkiye’de ki ‘gizli iktidarın’ imtiyazlarını kaybetmemek için direnmesinden başka bir şey değildir. Türkiye tarihinde ’seçilmişler’ ve ‘atanmışlar’ arasındaki güç mücadelesi hiç bu kadar çetin geçmemişti. İşte bu mücadele türban üzerinden yapılıyor. Türban aslında Türkiye’de yaşanan bu çatışmanın bir örtüsüdür, Türban bu çatışmayı örter aslında..

Türkiye her zaman ‘atanmışların’, yada cumhuriyetçi elitlerin iktidarıyla yönetildi, seçilmişler sadece semboliktiler, ülkeyi yönetenler her zaman ‘atanmışlar’ oldu. Ne zaman ki, ’seçilmişler’, ‘atanmışların’ iktidar alanından çıkıp, halkın iktidarı için mücadele vermek istediler işte o zaman darbelerle indirildiler. Demokrat partinin başına gelenleri, 12 eylül’ü, 28 şubat sürecini bu bağlamda yaşanan gelişmeler olarak düşünebilir.

Dediğim gibi Türkiye hiç bu kadar ‘atanmışların’ çizdiği o kalın çizgilerin dışına çıkıp, halkın seçtiği ’seçilmişlerin’ etki alanına girmemişti. Akp hükümeti bugune kadar bu satranç oyununda iyi hamleler yaptı. Son ‘ergenekon operasyonu’ da bu satranç oyununun en iyi hamlesiydi.

Türkiye ‘atanmışların’ etki alanından çıkıp, yönetimi halka tamamen açacak mı?

Bu sorunun cevabını akp hükümetinin ve lideri Erdoğan’ın yaptığı hamlelerle hep birlikte göreceğiz..