Önce sakin kafayla düşünelim. Sorun, kıyafetleri nedeniyle eğitim hakkı elinden alınmış bir öğrenci topluluğunun özgürlük sorunudur. Sorunun önünde engel olarak, aşırı laikçi kesimin ‘derin kaygıları’ yatıyor. Nedir bu kaygılar? Başörtülüler, laikçi repliğin ifadesiyle ‘türbanlıların’ rejim için bir ‘tehdit’ oluşturduğu ve bunun başı açıklar üzerinde bir ‘baskı’ unsuru olacağı. İşte tam da bu noktada büyük bir paradoksun içinde buluyoruz kendimizi. Aşırı laikçi kesim, yaşam tarzına özgürlük için, ‘ötekinin’ yaşam tarzına anti demokratik bir şekilde müdahale ediyor ve yine bunu özgürlük adına yapıyor. Yani diyor ki, ’senin özgürlüğün benim özgürlük alanımı tehdit edebilir, böyle bir ihtimal var. Bu bir ihtimal bile olsa engellenmeli’ Bu açık bir çelişkidir..
Ayrıca bunun hiç bir hukuki gerekçeside olamaz. Az çok hukuk kavramını bilen bir kişi, bir eylemin suç unsuru olmadan cezalandırılamayacağını bilir. Yani, siz birine, ’sen bu suçu işleyebilirsin, bu suçu işleme ihtimaline karşı ben seni bu suçu işlemeden cezalandırıyorum’ diyemez. Bu bakımdan, ‘türbanlılar’ başı açıklara baskı yapaBİLİR diyerek, bir ihtimal üzerinden ceza kesmek, hukuk dışıdır. Bu bağlamdan laikçilerin bu tavrı mantık dışı, bağnazca ve yobazca olması dışında aslında hukuk dışıdır. Anayasamızda belirtildiği Türkiye bir hukuk devletidir ve bu yasak aslında hukukun çiğnenmesidir. Ve laiklik ilkesi gereği, devlet her inanca ve felsefi görüşe eşit mesafede durmak zorundadır. Bu bağlamda aslında bu yasağın kendisi laiklik ilkesine aykırıdır. Meydanlarda laiklik adına laikliği çiğneyen aşırı laiklerin ikinci paradoksu da bu olsa gerek.
Burada değinilmesi gereken diğer bir konu, yine laikçilerin sık sık vurgularıdığı, ‘toplumsal mutabakat’ konusudur. Eğer ki konu özgürlükler ise bir toplumsal mutabakatın aranması gerekmez. Tersten düşünecek olursak, bu ülkede herkes başörtülü olsa, bir kişi başı açık olsa, başı örtülülerin, bu başı açık kişiye baskı uygulamaları ve ‘toplumsal mutabakat senin kapanmanı istiyor’ demeleri mümkün değildir. Yani konu bireysel özgürlük ise bir toplumsal mutabakat aranması gerekmez.
Bütün bunlardan sonra ve bütün bu çelişkilerden sonra, laiklik ilkesini çiğneyerek laikliği savunduğunu iddia edenler aslında ne yapmak istiyor? Amaçları nedir?
Bu sorunun cevabı, Türkiye’de ki ‘gizli iktidarın’ imtiyazlarını kaybetmemek için direnmesinden başka bir şey değildir. Türkiye tarihinde ’seçilmişler’ ve ‘atanmışlar’ arasındaki güç mücadelesi hiç bu kadar çetin geçmemişti. İşte bu mücadele türban üzerinden yapılıyor. Türban aslında Türkiye’de yaşanan bu çatışmanın bir örtüsüdür, Türban bu çatışmayı örter aslında..
Türkiye her zaman ‘atanmışların’, yada cumhuriyetçi elitlerin iktidarıyla yönetildi, seçilmişler sadece semboliktiler, ülkeyi yönetenler her zaman ‘atanmışlar’ oldu. Ne zaman ki, ’seçilmişler’, ‘atanmışların’ iktidar alanından çıkıp, halkın iktidarı için mücadele vermek istediler işte o zaman darbelerle indirildiler. Demokrat partinin başına gelenleri, 12 eylül’ü, 28 şubat sürecini bu bağlamda yaşanan gelişmeler olarak düşünebilir.
Dediğim gibi Türkiye hiç bu kadar ‘atanmışların’ çizdiği o kalın çizgilerin dışına çıkıp, halkın seçtiği ’seçilmişlerin’ etki alanına girmemişti. Akp hükümeti bugune kadar bu satranç oyununda iyi hamleler yaptı. Son ‘ergenekon operasyonu’ da bu satranç oyununun en iyi hamlesiydi.
Türkiye ‘atanmışların’ etki alanından çıkıp, yönetimi halka tamamen açacak mı?
Bu sorunun cevabını akp hükümetinin ve lideri Erdoğan’ın yaptığı hamlelerle hep birlikte göreceğiz..