Bundan şöyle bir, iki hafta önce bana ‘Fazıl Say hakkında ne düşünüyorsun’, diye bir soru sorulsaydı heralde, ‘şu Hande Ataizi ile birlikte olan genç değil mi?’ derdim. Az çok sanatla ilgili birisi olsamda gözümden kaçırmışım bu ‘büyük’ sanatçımızı, ama olsun, geçte olsa kendisini tanıma imkanım oldu. Gerçi kendisi ‘anamı, pardon kızımı da alır giderim arkadaş, bu islamcılar bizi madara etti’ şeklinde bir isyan ile ülkeyi terk ederim felan demiş, ama benim gibi kendisini yeni yeni tanıyan ve ‘onurlanan’ bir çok insan vardır; hiç değilse bir kaç ay daha kalsın, belki bizde piyanodan çıkan o namalerle yontuluruz ve Fazıl Say’ın dünya görüşüne paralel bir konuma gelebiliriz. Bu yüzden kalması laik kazanımlarımız adına çok mühim.
Fazıl Say böyle bir tepki verince değişik tepkiler gelmiş. Bir kısım ‘çağdaş’ ve gelen ‘tehlikenin’ farkında olan yurttaşlarımız, ‘gitme Fazıl’ım, kal ve cenk et; bu ‘gericilere’ karşı kuva-i milliye aşkıyla cenk edelim’ şeklinde tepki vermişler. Ben de bu tepkilere katılıyorum. Fazıl Say’ın bu tepkilere kulak vermesini, ve gerekirse piyanosunu silah şeklinde kullanıp ücadelesini bu yönde vermöesini diliyorum. Zaten Yalçın Küçük’te benim gibi düşünüp, ‘Fazıl gençtir, Lozan’a gitmek yerine dağa çıksın, eski solcu babası da ona yardım eder’ demiş. Kendisine katılmamak mümkün değil, zira bu bidon kafalı, göbeğini kaşıyan yüzde 70 lik guruhla başka şekilde mücadele edilemez, en iyisi bu şekilde bir gerilla hareketine önderlik etmek, bunu da en iyi Fazıl Say yapar. Hem çal çal nereye kadar arkadaş, bu ülkenin insanı ne anlar böyle modern sanatlardan. Hem bir şey olduğuda yok, o kadar çaldın ne oldu? Bak Hande Ataizi ile bir gece geçirdin, ismin yedi düvele kadar yayıldı. Bu ülkede işler böyle!
Bir de anlamadığım bir şey var; ‘büyük’ sanatçımız Fazıl Say acaba neden bu kadar celallendi. Şimdi açıklamalara baktım, ama çok bir şey anlamadım. Acaba bu yüzde 70 llik göbeğini kaşıyan adam grubuna girdiğim için mi anlamıyorum; kim bilir belkide. Her neyse. Fazıl Say demiş ki, ‘bu bakanların eşlerinin hepsi kapalı, Çankaya köşküne de çağrılmadım’. Şimdi burada anlayamadığım, Bakan eşlerinin baş örtüleri Fazıl Say’ı neden bu kadar yakından ilgilendiriyor. Benim bildiğim modern ülkelerde kişilerin kıyafetlerine karışılamaz, yani modernitenin ölçütü özgürlüklerdir. Siz çağdaşlık diye baş açtırırsanız, İran’da din diye zorla baş kapatan gerici mollardan ne farkınız kalır? Bu iki örnekte zıt gibi görünsede, ‘özgürlüğün düşmanı’ iki uygulamadır ve ikiside modern dünyada kabul görmez. Modern sanatı icra eden bu sanatçımızın bundan rahatsızlık duyması ihtimal dışı, heralde Fazıl böyle demek istemedi. Diğer bir konu ‘çankaya daveti meselesi’. Çankaya açıklama yapıp, ‘gönderdik’ demiş; Fazıl Say’a ulaşmamış olabilir, normaldir. Burada da anlamadığım nokta bunun neden bu kadar büyütüldüğü. Tamam madem bu kadar önemli, telafi etmek adına şöyle Çağlayana ne bileyim Taksim Meydanına felan çıkalım, Köşke bu konuda baskı yapalım; şöyle bir organizasyon daha yapılabilir. Yeter ki bırakmasın bizleri Fazıl..
Bütün bunlardan sonra bir kaçta ‘değerli’ bakanımız Hüseyin Çelik konusunda bir kaç kelam edeyim. Öncelikle nedense kendisinin vizyonsuz biri olduğunu düşünmüşümdür hep, bana göre en başarısız bakandır. Göbeğimide kaşırım, ama böyle düşünüyorum işte. Bir türlü ısınamadım kendisine. Fazıl Say’ı bu ‘çeker giderim’ mevzusunda ne kadar haksız bulsamda öğretmen ataması konusunda ki eleştrilerine hak veriyorum. Hele bakan ın çıkıp, bu eleştrilerden sonra dava açmasıda oldukça saçma. Sen hükümet olarak, liberal anayasa hazırlığı yap, özgürlüklerden bahset, sonrada ota b.ka dava aç. Olacak şey değil.
Kabinenin en başarısız bakanının bu hatadan bir an önce dönmesini diliyorum, zira bu ülkede bir şeylerin yolunda gitmesi için eleştrilere açık olmamız şart. Yeter artık, ağzımızı açsak dava kardeşim! Hepten susun diyin olsun bitsin bari! Fazıl Say’ı eleştirsemde bu dava konusunda yanındayım. Bakanlık bu saçma-sapan davayı hemen geri alsın, yoksa ben de terk ederim ülkeyi!