Posts Tagged ‘sanat’

Orhan Pamuk’un Yeni Kitabı Masumiyet Müzesi-II: ‘Özgür ve Modern’

September 14, 2008

Orhan Pamuk’un sevdiğim ve beni etkileyen taraflarından biri uslubundaki o incelik. Klasik ‘aydınlarımız’ gibi topluma tepeden bakarak ve toplumun değerlerini aşağılayarak değil, aksine onu anlamaya çalışarak bir eleştri getirmesi. Toplumdaki inanışlara, geleneklere ve/dahi Cumhuriyet’in -diğer bütün sistemlerin olduğu gibi- kadın üzerinden getirmeye çalıştığı o dar ve sığ modernizm anlayışını ele alışı etkileyici.

Kitapta ‘bekaret’, bir ilişkide ’sonuna kadar gitmek’, toplumsal baskılara değinildiği kadar, Cumhuriyet kadınının gelenekleri ile modernizm arasında yaşadığı çelişkilerede çok özenle ve naif bir uslupla değinilmiş. Pamuk bütün bunları yaparken aşağılamıyor. Kitapla bununla ilintili bir kaç bölümü paylaşmak yerinde olur; -koyu vurgular bana ait-

Nişanlanmayı planladığımız Sibel ile genel müdür odasında sevişirdik. Bütün modernlik ve Avrupa’dan öğrenilmiş kadın haklarındaki fikri aslında anneminkinden farklı olmayan Sibel, ‘Burada sevişmeyelim, kendimi sekreter gibi hissediyorum!’ derdi bazan. Ama yazıhandeki deri divanın üzerinde sevişirken onda hissettiğim tutukluğun asıl nedeni, tabii ki o yıllarda Türk kızlarının evlenmeden önce cinsel hayata başlama korkularıydı. (yazının devamı için..)

(more…)

Orhan Pamuk’un Yeni Kitabı: Masumiyet Müzesi

August 31, 2008

Orhan Pamuk ülkemizin en çok tartışılan yazarlarından birisi. Ülkemizde birileri tarafından, ‘vatan haini’, ‘AB ajanı’ (evet, evet! ‘Ünlü’ bir yazarımsımız, zamanında, ‘bu kişi ajandır, öyle olmasa nobel alır mıydı?’ diyip, saçmalamakta sınırları zorlamıştı) gibi yaftalara maruz kalmış ve ‘orhan pamuk akıllı olsun, akıllı!’ nidaları eşliğinde, geçirdiği ulusalcı baskı sonucunda ülkeyi terketmişti. ‘Hain’ sıfatıyla ülkeden sürülmek heralde bu toprağın yetiştirdiği aydınların kaderi olsa gerek. Nazım Hikmet örneği falan ortada zaten. Bahsetmek istediğim bunlar değil. Sadece kitaptan bahsetmek istiyorum. O yüzden bu can sıkıcı konuları bir kenara bırakıyorum. Asıl değineceğim konuya gelirsek, Orhan Pamuk’un son kitabı, ‘masumiyet müzesi’ çıktı. Orhan Pamuk’un tüm kitaplarını okuyan biri olarak, hiç düşünmeden söyleyebilirim, ‘ben bir Orhan Pamuk hayranıyım.’

Aylar önce, ‘Masumiyet müzesi’ isimli yeni kitabının çıkacağını duyduğumda oldukça heyecanlanmıştım. Kitapla ilgili haberler geldikçe bu heyecanım iyiden iyiye arttı; çunku ‘masumiyet müzesi’ sadece bir kitap değildi. Aynı zamanda bir müzeninde adı. Okuduklarıma göre, buu müzede, roman kahramlarından Kemal’in sevgilisi Füsun’un teninin değdiği eşyalar ve hikayede bahsi geçen bir çok nesne yer alacakmış. Orhan pamuk bu eşyaları toplamaya epey bir zaman ve emek harcamış. Ama neticede ilgi çekici ve heyecan verici bir şey çıkmış ortaya. Yazarın deyimiyle, ‘istanbul’da öpüşecek yer bulamayan çiftlere sonuna kadar açık kalacak müze’ olacak burası. (yazının devamı için..)

(more…)

Piyanosunu Da Alıp Giden Adam Fazıl Say

December 20, 2007

Bundan şöyle bir, iki hafta önce bana ‘Fazıl Say hakkında ne düşünüyorsun’, diye bir soru sorulsaydı heralde, ‘şu Hande Ataizi ile birlikte olan genç değil mi?’ derdim. Az çok sanatla ilgili birisi olsamda gözümden kaçırmışım bu ‘büyük’ sanatçımızı, ama olsun, geçte olsa kendisini tanıma imkanım oldu. Gerçi kendisi ‘anamı, pardon kızımı da alır giderim arkadaş, bu islamcılar bizi madara etti’ şeklinde bir isyan ile ülkeyi terk ederim felan demiş, ama benim gibi kendisini yeni yeni tanıyan ve ‘onurlanan’ bir çok insan vardır; hiç değilse bir kaç ay daha kalsın, belki bizde piyanodan çıkan o namalerle yontuluruz ve Fazıl Say’ın dünya görüşüne paralel bir konuma gelebiliriz. Bu yüzden kalması laik kazanımlarımız adına çok mühim.

Fazıl Say böyle bir tepki verince değişik tepkiler gelmiş. Bir kısım ‘çağdaş’ ve gelen ‘tehlikenin’ farkında olan yurttaşlarımız, ‘gitme Fazıl’ım, kal ve cenk et; bu ‘gericilere’ karşı kuva-i milliye aşkıyla cenk edelim’ şeklinde tepki vermişler. Ben de bu tepkilere katılıyorum. Fazıl Say’ın bu tepkilere kulak vermesini, ve gerekirse piyanosunu silah şeklinde kullanıp ücadelesini bu yönde vermöesini diliyorum. Zaten Yalçın Küçük’te benim gibi düşünüp, ‘Fazıl gençtir, Lozan’a gitmek yerine dağa çıksın, eski solcu babası da ona yardım eder’ demiş. Kendisine katılmamak mümkün değil, zira bu bidon kafalı, göbeğini kaşıyan yüzde 70 lik guruhla başka şekilde mücadele edilemez, en iyisi bu şekilde bir gerilla hareketine önderlik etmek, bunu da en iyi Fazıl Say yapar. Hem çal çal nereye kadar arkadaş, bu ülkenin insanı ne anlar böyle modern sanatlardan. Hem bir şey olduğuda yok, o kadar çaldın ne oldu? Bak Hande Ataizi ile bir gece geçirdin, ismin yedi düvele kadar yayıldı. Bu ülkede işler böyle!

Bir de anlamadığım bir şey var; ‘büyük’ sanatçımız Fazıl Say acaba neden bu kadar celallendi. Şimdi açıklamalara baktım, ama çok bir şey anlamadım. Acaba bu yüzde 70 llik göbeğini kaşıyan adam grubuna girdiğim için mi anlamıyorum; kim bilir belkide. Her neyse. Fazıl Say demiş ki, ‘bu bakanların eşlerinin hepsi kapalı, Çankaya köşküne de çağrılmadım’. Şimdi burada anlayamadığım, Bakan eşlerinin baş örtüleri Fazıl Say’ı neden bu kadar yakından ilgilendiriyor. Benim bildiğim modern ülkelerde kişilerin kıyafetlerine karışılamaz, yani modernitenin ölçütü özgürlüklerdir. Siz çağdaşlık diye baş açtırırsanız, İran’da din diye zorla baş kapatan gerici mollardan ne farkınız kalır? Bu iki örnekte zıt gibi görünsede, ‘özgürlüğün düşmanı’ iki uygulamadır ve ikiside modern dünyada kabul görmez. Modern sanatı icra eden bu sanatçımızın bundan rahatsızlık duyması ihtimal dışı, heralde Fazıl böyle demek istemedi. Diğer bir konu ‘çankaya daveti meselesi’. Çankaya açıklama yapıp, ‘gönderdik’ demiş; Fazıl Say’a ulaşmamış olabilir, normaldir. Burada da anlamadığım nokta bunun neden bu kadar büyütüldüğü. Tamam madem bu kadar önemli, telafi etmek adına şöyle Çağlayana ne bileyim Taksim Meydanına felan çıkalım, Köşke bu konuda baskı yapalım; şöyle bir organizasyon daha yapılabilir. Yeter ki bırakmasın bizleri Fazıl..

Bütün bunlardan sonra bir kaçta ‘değerli’ bakanımız Hüseyin Çelik konusunda bir kaç kelam edeyim. Öncelikle nedense kendisinin vizyonsuz biri olduğunu düşünmüşümdür hep, bana göre en başarısız bakandır. Göbeğimide kaşırım, ama böyle düşünüyorum işte. Bir türlü ısınamadım kendisine. Fazıl Say’ı bu ‘çeker giderim’ mevzusunda ne kadar haksız bulsamda öğretmen ataması konusunda ki eleştrilerine hak veriyorum. Hele bakan ın çıkıp, bu eleştrilerden sonra dava açmasıda oldukça saçma. Sen hükümet olarak, liberal anayasa hazırlığı yap, özgürlüklerden bahset, sonrada ota b.ka dava aç. Olacak şey değil.

Kabinenin en başarısız bakanının bu hatadan bir an önce dönmesini diliyorum, zira bu ülkede bir şeylerin yolunda gitmesi için eleştrilere açık olmamız şart. Yeter artık, ağzımızı açsak dava kardeşim! Hepten susun diyin olsun bitsin bari! Fazıl Say’ı eleştirsemde bu dava konusunda yanındayım. Bakanlık bu saçma-sapan davayı hemen geri alsın, yoksa ben de terk ederim ülkeyi!