Posts Tagged ‘türban’

Guguk

June 10, 2009

Bundan bilmem kaç ay önce Hürriyet Gazetesi, ‘türbanlı’ doktorun, hastasının cinsel organının röntgenini çekmediği iddia etmişti. Uğur dündar’da bunu programına malzeme konusu etmiş, doktorlar arkasından en laik ve/dahi ilerici tarafıyla atıp tutmuştu. İşin aslı ortaya çıktığında ise Özkök, haberler üzerine özür dilemiş, ama Uğur Dündar’dan ses çıkmamıştı. Bir de haberlerin yalan olduğu ispatlandığında istifa edeceğini falan söylemişti. İspat edilmiş, ama istifa etmemişti. Neyse, mevzu Uğur Dündar gibi düzembaz bir gazetecinin istifa edip etmemesi değil, bu konu üzerine ‘yüce’ yargımızın verdiği karar. Bu doktorun haklı olarak, kendisiyle alakalı yapılan yalan haberlere karşı açmış olduğu dava ret edilmiş. Gerekçe şöyle;

Davacı kamu görevi gören doktor olarak, okuduğu müspet ilmin ve akılcı bilimin aksine başına taktığı ‘türban’ altındaki zihniyeti nedeniyle eleştirilmesine, bu eleştiriler ağır da olsa katlanmak zorunda olduğundan, ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.

Melalen deniliyor ki, türban gerici bir kıyafettir, ve bunu taktığın an, sana bu nedenle yapılan saldırılara katlanacaksın. Yani, pek yüce yargımıza göre türbanlılara küfretmek, hakaret etmek suç unsuru değil; çünkü onlar normal insanlar gibi kişilik haklarının korunma hakkına sahip değiller, onlar ikinci sınıf vatandaşlar olup, bu ve bunun benzeri haklardan mahrumdurlar.

Neymiş efendim, insan haklarıymış, yasalar önünde her birey eşitmiş falan, bunların hepsi teranedir. İşte yargının vermiş olduğu karar, işte Türkiye’de ki hukuk sistemi.

Hukuk böyle içler acısı haldeyken Kürt sorunundan, özgürlüklerden, eğitimden bahsetmenin manası var mı? Ülkenin temeli olan hukuk sistemi çürük. Bizlerde bu çürük zemin üzerinde meseleleri çözmeye çalışıyoruz. Ama boş..

Temel çürük, temel..

Yes We Bye-Kal

November 19, 2008

baykalObama’nın ‘yes we can’ sloganıyla yaptığı ‘değişim’ çağrısı amerikalılar tarafından karşılık bulmuş ve neticede obama amerikan başkanı olmuştu. ‘Devlet partisi’ chp bu örnekten fazla etkilenmiş olacak ki, ‘değişim’ diyerek ‘müthiş açılımlara’ imza atmaya başladı. Bunların arasında çevreden para karşılığı toplanmış ve aslında neden orada olduğunu bile bilmeyen çarşaflı kadınlara parti rozeti takmak, chp’ye üye yapmak gibi şeyler var.

Kadınların yaşam tercihlerinden dolayı eğitim almamasına, eve hapsolmasına ve aslında bu yolla değişimlerinin önünün kapanmasına neden olan chp’nin, ‘değişim’ diyerek bu tarz yaptığı ‘müthiş açılımları’ destekliyor, chp’ye seçimlerde başarılar diliyorum..

Nasıl olsa oduna, kömüre, taşa, toprağa oylarını satan ‘göbeğini kaşıyan adamlar’, chp’nin bu ‘müthiş açılımlarına’ da oy atacaklardır..

CHP yüzde 90 oy oranı ile iktidar olmazsa şerefsizim(!)

40 Yaş Üstü Başörtülü İN, 40 Yaş Altı Başörtülü OUT!

November 9, 2008

Kadir-i mutlak ordumuz, ‘göbeğini kaşıyan ayak takımına’ yine ayar vermiş. Şöyle;

Manisa’daki 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda düzenlenen yemin törenine, 40 yaşın altındaki başörtülü asker yakınlarının alınmadığı iddia edildi.

Türkiye’nin dört bir yanından çocuklarının mutluluğunu paylaşmak için gelen aileler, yemin törenini tel örgünün arkasından seyretmek zorunda kaldı. Kendilerine çifte standart uygulandığını belirten asker yakınları, “Bizi başörtülü olarak içeriye almıyorlarsa, o zaman evlatlarımızı da askere almasınlar.” diyerek uygulamaya tepki gösterdi.

Kardeşinin yemin töreni için geldiğini söyleyen Rabia K., yaşadıklarını şöyle anlattı: “Nizamiyede görevli askerler, 40 yaşından küçük başörtülü hanımların, başını açmadan içeriye giremeyeceğini söyledi. Yanımda 57 yaşındaki halam vardı, onu aldılar. Biz de diğer mağdurlarla birlikte az ileride, tel örgü arkasından töreni seyretmek zorunda kaldık. İçim burkuldu.”

Demek ki neyMUŞ, başörtülüler kendi arasında ikiye ayrılıyorMUŞ. 40 yaşından büyük olanlar rejime dost, küçük olanlar rejim için tehlikeyMUŞ. Bundan böyle askeri nizamiyelerde başörtülü kadın resmi üzerinde +40 yazan levhalar bulunacakMUŞ. Mantığın bittiği yerde ordunun bu tarz uygulamaları başlarMUŞ.

Grup Seks’e Gelince HUKUK, Türbana Gelince GUGUK

October 22, 2008

Ortalama hukuk bilgisine sahip birisi bile, olasılık üzerine ceza verilemeyeceğini bilir. Mesela, bir kişiye gidip, ’senin cinayet işleme olasılığın var, o yüzden seni cinayetten içeri atacağız’ diyemezsiniz; en azından hukuk devleti olduğunu iddia eden ülkelerde bu böyledir. Bunun aksi hukuksuzluktur. Şimdi ‘türban düzenlenmesini’ iptal eden karara bakalım, şöyle diyor;

Bireysel bir tercih ve özgürlük kullanımı olsa da kullanılan dinsel simgenin tüm öğrencilerin bulunmak zorunda olduğu dersliklerde veya laboratuvar ortamlarında, farklı yaşam tercihlerine, siyasal görüşlere veya inançlara sahip insanlar üzerinde bir baskı aracına dönüşmesi olasılığı bulunmaktadır.

Kararda ‘baskı olasılığı vardır’ diyor. Yani üstte verilen örnek gibi, filanca kişiye, ’senin cinayet işleme potansiyelin var, bu yüzden seni cinayetten içeri atıyoruz’ demek gibi saçma ötesi bir şey gerekçe bu. Yani birilerinin yaşam tarzı üzerinde baskı OLASILIĞI gerekçe gösterilerek, başka birilerine SOMUT BASKI, ya da anti demokratik müdahale -artık ne derseniz- yapılıyor. Bu nedenle karar başlı başına hukuğa aykırıdır; tıpkı verilen bir ton karar gibi.

Neyse, bir de bugun verilen başka bir karar var, o da şöyle;

AİHM’nin eşcinsellerle ilgili, “Toplumdaki bazı kişilerin şoke olması ya da rahatsızlığı, tek başına rızaya dayalı eşcinsel ilişki içinde bulunan yetişkin erkeklerin cezalandırılmasını gerektirmez” şeklindeki kararlarına vurgu yapıldı. Kararda, “Avrupa ülkelerinin çoğunda eşcinsel birliktelikler evliliğe eşdeğer sayılmış, Hollanda’da son birkaç yıldır eşcinsel evlilikler yasal olarak kabul edilmiştir. Çağdaş toplumların bulunduğu bir dünyada, hemcinsler arasında gerçekleşen cinsel ilişkinin doğal olmadığını kabul etmek mümkün değildir” denildi.

‘Grup seks var’
Alınan karar özetle şöyle:
“Özel alanlarda gerçekleştiği ve şiddet içermeyip çocukları da kapsamadığı sürece bu -grup seks- engellenemez. Doğal olmayan cinsel davranış terimi geniş yorumlanmalı. Aksi takdirde belirli kalıplar dışına çıkan her cinsel ilişkinin doğal olmadığı yorumu riski oluşacaktır. Görüntülerin alışılmadık türden olduğuna şüphe yoktur. Bu türden cinsel aktiviteye toplumlarda sık rastlanılmasa bile, her toplumda toplu olarak gerçekleştirilen cinsel ilişkilerin varlığı bir gerçektir.

İkinci kararda şu noktaya dikkat edelim, şöyle deniyor, ‘Toplumdaki bazı kişilerin şoke olması ya da rahatsızlığı, tek başına rızaya dayalı eşcinsel ilişki içinde bulunan yetişkin erkeklerin cezalandırılmasını gerektirmez.’ Eee peki, bu çifte standar niye? ‘Türban düzenlemesinin iptali’ ile ilgili kararda, aynen ikinci karar gibi, ‘Toplumdaki bazı kişilerin şoke olması ya da rahatsızlığı, tek başına rızaya dayalı türban takan yetişkin kadınların cezalandırılmasını gerektirmez’ şeklinde olabilirdi.

Demek ki neyMUŞ, grup seks normal bir aktivite olup, özgürlükler kapsamına girerken, türban baskı OLASILIĞI meydana getirebileceğinden dolayı yasaklanmalıyMUŞ. Yargı yine verdiği kararlarla herkesi şaşırtmaya devam ediyorMUŞ. Böyle giderse ‘hukuk’ kelimesi Türkiye’de ‘guguk’ olarak değişecekMUŞ.

TSK’nın ‘Tehdit’ Algısı ve Protokol Baskısı

September 1, 2008

Malum ülke gündemi çok ‘mühim’ meseleler nedeniyle epey bi yoğun. Merkez medya da özellikle şu devir teslim törenine ilişkin ayrıntılar inceleniyor. Başbuğ konuşmasında kaç kere ‘laiklik’ kelimesini kullanmış; protokolde AYM Başkanı’na arka sırada yer verilmiş, o da bu durumu içerleyip, askere küsmüş; geç gelen Baykal içeri alınmamış, sonra asker ‘özür dilemiş’; törene eşler davet edilmemiş; Cumhurbaşkanı ile tokalaşırken Başbuğ’un tavırları önemliyMİş; Cumhurbaşkanı tören esanasında iki kez amuda kalkmış (yok bunu ben uydurdum) falan filan yani.

Aslında bu törene ilişkin ayrıntılara, daha doğrusu Merkez Medyanın her bir hareketin altında bir halt aramasına değineceğim. En azından bir sonraki yazımda bunu yapacağım. Burada bahsetmek istediğim konu biraz farklı.

Malum askerimiz, törenlerde, bayramlarda, seyranlarda falan hep böyle tehdit algılaması falan yapar. ‘Şunlar vatan hainidir, şunlar sarospu çocuğudur, aha irtica geldi, biz tarafız elhamdulillah’ şeklinde uyarıları eksik etmez. Bir de ‘iç tehdit algıları’ vardır. Bunlardan en önemlisi ‘irticadır’ mesela, gerçi şu sıralar, ‘AB reformları ile Türkiye’nin demokratikleşiyor sanmayın, demokratikleşme ayağına hainlik ediyor bu deyuslar’ mealinde şeyler söyleyip, ‘irticanın’ önüne, Ab yanlısı grubu koydular ve ‘tehdit’ sayısını ikiye çıkardılar falan. (yazının devamı için..)

(more…)

Hem Türbanlı Hem Mühendis Hem de Sevişmiş. Ne Kadar ‘Garip’ Değil Mi?!

August 18, 2008

Hatırlayanlar olur, eskiden, ’salak ile avanak’ adlı bir çizgi film vardı, daha sonra filmi çekildi felan. O filmin ismi aklıma her geldiğinde, ‘hurriyet ile milliyet’ çağrışım yapıyor. Neden böyle bir çağrışım olduğunu heralde bu satırları okuyanlar bilirler. Ben bu iki gazetenin bi taraflarından servis ettikleri haberleri yazmaktan bıktım, bunlar bu tarz haber yapmaktan bıkmadılar.

Bir de bu ’salak ile avanaklar’, pardon ‘hurriyet ve milliyet’ ikilisi, yaptıkları haberlerin askine, insan hakları konusunda duyarlı olduklarını felan savunurlar. Bilirsiniz, şu sıralar hurriyet gazetesi, ‘hürriyet treni’ adı altında bir uygulama yürütüyor. Tabi her uğradıkları durakta, ‘genç sivillerin’ protestosuyla karşılanıyorlar, tabir-i caizse her duraklarında madara oluyorlar. Ama dediğim gibi yüzsüzler. Her haberlerinde toplumu kutuplara ayırıp, bunun üzerinden insan haklarını ihlal ediyorlar. Yani, insan haklarına, tabir-i cazise, ‘öküzün trene baktığı’ gibi bakıyorlar. (yazının devamı için..)

(more…)

Eee Ne Olmuş Milliyet?

May 4, 2008

Nasıl bir dini zorla dayatmak mümkün değilse, aynı şekilde sekülerlik ya da laiklik de zorla dayatılamaz. Barroso

Bizim kökten/aşırı laikçilerin anlayamadığı nokta tam olarak bu. Onlara göre laiklik dindarlar ile dindar olmayanların bir arada yaşamasını ve kendilerini ifade etmelerini sağlayan demokratik bir ilke değil, toplumun dinden arınmasını sağlayan ve bu amaçla dindarlara her türlü anti demokratik mücadeleyi meşru gören bir ilke. Burada anti demokratik müdahalenin hedefi aslında bakılırsa sadece dindarlarda değil. Bu otoriter laikliğin savunucuları kendi kırmızı çizgilerinin dışında bulunan her fikre karşı bu tarz anti demokratik müdahaleleri meşru görüyor esasen.

Zihniyet bu olunca içinde din geçen her cümle bu aşırı laikçilerin ‘tehlike algısını’ çalıştırıyor. Merkez medyadan milyonlarca örnek verilebilir buna.(yazının devamı için..)

(more…)

Türban Tartışmaları-I

April 24, 2008

Çağatayca takip ettiğim bloglardan biri. Cagatayca’yı uslubu dışında diğer bloglardan ayıran önemli özelliği, ‘pazar Sohbetleri’ başlığı altında yapılan sesli sohbetler. Bir ara bunu ben de düşünmüştüm, ama göründüğü kadar basit bir iş değil; nerdeyse bir gününüzü buna vermeniz gerekiyor. Bu bağlamda Cagatayca’nın yaptığı ‘Pazar sohbetleri’ takdire şayan. Aslına bakılırsa burada bahsetmemin nedeni, bilmeyenleri bundan haberdar etmek dışında, Çağayca’da geçen hafta (pazar sohbetleri-6) ‘türban’ konusunun tartışılmasıydı.

Tartışmanın başında ‘türbanın’ tarihçesi diyebileceğimiz bilgiler verildi.(sümerlere kadar gidildi) Burada ana tema toplumun kadının bireyselliğini hiçe saydığı idi. Bu noktada genel olarak katılıyorum, ama ironik olan bunu yaparkende yine aynı kadının önemsenmediği. Bunu şöyle açıklamak daha doğru; bir türbanlı kadın düşünelim. Ve bu kadının başına taktığı ‘türbanın’ geçirmiş olduğu evrelerden bahsediyoruz ve bunun erkeklerin dayatmasına boyun eğme göstergesi gibi sunuyoruz; ama bunu yaparken bu ‘türbanlı’ kadının ne düşündüğünü önemsemiyoruz. Hani ’sen bunu işte bu ve bu sebeplerden dolayı takıyorsun, senin neden taktığının bir önemi yok, bu böyledir’ şeklinde anlatıldı. Özellikle bir konuşmacı, ’siyasal harem’ şeklinde girdiği konuşmasında ‘türban neden örtülür’ başlığı altında bir çok madde saydı. Dediğim gibi, yine kadın ikinci sınıfa atılmış oldu. Elbette konuyu tartışan arkadaşlarımızın kadın ayrımcılığı yaptığını söylemiyorum. Ama ‘türbanlı’ kadını bir birey olarak ve kendi düşünceleri doğrultusunda örtünemeyen, hep bir başka sebeplerden ve bir dış dayatma sonucu örtündüğüne yönelik şeyler söylemeleri ‘türbanlı’ kadını belkide farkında olmayarak ikinci sınıfa atmış oluyor.. (yazının devamı için..)

(more…)

TRT’de Perukla Program

April 6, 2008

Hurriyet ve Milliyet ikilisi özellikle kritik dönemlerde ‘işte irticanın yükselişi’ tarzında haberler servis ederler. ( 1, 2, 3, 4) Bunu yaparken haberin doğru olup olmadığının bir önemi yoktur. Sorunlu bir insan kızların bacağına kezzap atar mesela, bunu ‘mini etekli kıza kezzap’ şeklinde servis edip, olayı bam başka noktaya çekerler ve buradan hükümeti eleştirme yoluna giderler. İşin aslı ortaya çıktıktan sonrada genelde sessiz kalırlar. Çamur at izi kalsın şeklinde. Bunu zaten binlerce kez tekrar ettik.

Asıl bahsetmek istediğim ise artık doğan medyasının işi iyice absurd bir şekle dönüştürdüğü. Servis ettikleri haberin içeriği tamamen boş ve anlamsız. Mesela bugun şöyle bir haber yer alıyor;


Önceki gün TR1′de yayımlanan ‘Hayat ve Din’ adlı programda farklı bir uygulama dikkat çekti. Daha önce türbanlı bir konuğun ekranlara çıkmasıyla eleştiri oklarıne hedef olan TRT’de, uzman konuk bu kez perukla yayına katıldı.

Yapımcılığını Şahin Demiral, sunuculuğunu ise Halil Yıldırım’ın yaptığı programa özel yaşamında türban takan Doç. Dr. Hülya Küçük perukla katıldı.

Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hülya Küçük, tasavvuf hakkında izleyenlere bilgiler aktarırken, ekrana, Mevlana Celalettin Rumi’nin “Cüppe ve Sarık’la insan âlim olmaz, âlimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir” sözlerinin yansıtılması dikkati çekti.

Burada haber yapılacak konu nedir diye derin derin düşündüm. Bir profesör var ve bu profesör inancının gereği olarak taktığı başörtüsünü, sırf laikçiler ‘tehlike’ olarak gördüğü için gizlemiş ve üzerine peruk takarak laikçilerin ‘tehlike algılarını’ uyarmamak istemiş. Laikçi paranoyanın ileri boyutlarda olduğu böyle bir ülkede insanlar inançlarını yaşamak için bu tarz fedakarlıklara girebiliyorlar. Burada bir yanlış varsa bu, laikçilerin ‘laik adı’ altında aslında laikliğin bizattihi kendisine aykırı olan bir anlayışla, insanların kişisel yaşamlarını tercih etme hakkında müdahale etmeleridir. Ama habere ve servis ediliş şekline bakıldığında sanki bu gerici yasağı koyup, insanların kişisel yaşamına müdahale etmek doğru, bu anti demokratik ve bağnaz müdahaleye karşı kendi yaşam alanından fedakarlık edip, sırf laikçi paranoyanın ‘tehdit’ algısını uyarmamak adına bu yola girmek ise yanlış gibi gösteriliyor..

Hurriyet ve Milliyet kadar okuyucularıda bu konuda bir hayli enteresan. Mesela birkaçı;


BUGÜN PERUKLA YARIN TÜRBANLA ,EĞER ÖMÜRLERİ YETERSE İKİ SENE SONRADA SARIKLA ,CÜBBEYLE PROGRAM YAPARLAR .

Cok cirkin görünüyor.Zaten TRT,yi seyrettigimiz yok,Seyredilecek birsey,de yok zaten.Allah Türkiye,yi bunlarin karanlik emellerinden korusun.

hepten tirlatmislar,okumusu boyle olursa!gerisini sen dusun,canim turkiyem coook yazik!neoldu simdi sacin gorunmedi,cennetemi gidiyorsun?yanindada perugunu goturmeyi ihmal etme sakin..

Böyle terbiyesizlik görmedim. Kendine saygın yok bari ekranda seni izleyen topluluğa saygın olsun. Perukla çıkıp saçlarını örtmeye çalışmak kadar komik bişey yok. İşte hükümetin zihniyeti bu en altından en üstüne kadar.

İnsanların yaşam alanına otoriter bir şekilde devlet eliyle saldırı oluyor, ama bu saldırı göz ardı edilip, bu saldırıya karşı çözüm arayan ve bunu yaparken kendi yaşam tarzından taviz veren insanlar eleştriliyor.

Demokrasinin ve hukukun olmadığı bir bir ülke..

Ve bu ülkenin tekelleşmiş medyası altında zihinleri ele geçirilmiş insanlar..

Hurriyet ve Milliyet okuyusuna Allah’tan akıl dilemekten başka çare yok heralde.

Bak Sen Şu Küstahlığa!

March 7, 2008

Hürriyet gazetesi habercilik ‘başarılarına’ devam ediyor. ‘Mini etekli kıza kezzap, kardan adamlara bile türban taktılar’ gibi habercilik başarılarına imza atan hurriyet, bu seferde, ‘tesettur köfteye dayandı’ haberiyle, ‘kazanımlarımızın bekçisi’ olduğunu bir kez daha gösteriyor laikçiye, dinciye, gericiye.. Gerçi ‘mini etekli kıza kezzap’ haberi yalan çıkmıştı, ama olsun, ’söz konusu rejim ise yalan haber teferruattır.’

Uzatmadan haber şöyle;


Samanyolu TV’de yayınlanan “Yeşil Elma” adlı yemek programında, aşçı “kadınbudu köfte”nin tarifini verirken izleyicileri “Bu köfteye kadınbudu köfte demeyin. Bu köfte pirinçli köftedir” diyerek uyardı. Bir sonraki gün aynı aşçı dilberdudağı tatlısı tarifini verirken de benzer bir uyarıda bulundu: “Bu tatlıya dilberdudağı yerine ay tatlısı demeniz daha doğru.” Bunun üzerine tarihçiler isyan etti. Prof. Murat Belge, yapılanın küstahlık olduğunu söyledi.

Programın yapımcısı Filiz Aydoğan, “Kadını kötü anlamda çağrıştıran yemek isimlerini farklı isimlerle yorumladık. Ahlaki olarak uygun bulmadığımız için kadınbudu köfteyi pirinçli köfte, dilberdudağını da ay tatlısı yaptık” dedi. (…)

“Tarih boyunca yemek kültürü” adlı kitabın da yazarı olan Prof. Dr. Murat Belge konuya ilişkin NTV’nin sorusuna sert yanıt verdi:

“Bu isimler tarihte birtakım nedenlerle takılmış. Zaten bize o tarihi anlatıyor. ‘Kadınbudu’nun bir karakteri var, tarihi geçmişi var ve bir toplumsal gerçekliği yansıtıyor. Tarih boyunca da bu millet adını yadırgamadan, hafif tebessüm ederek kadınbudu köftesini yemiş, şimdi birileri kalkıyor kadının budunu ortadan kaldırmaya çalışıyor. Ne alakası var, sen kimsin, kim oluyorsun, bunları değiştirme hakkını nereden buluyorsun!” Belge, “Bu tür şeyler bütün dünyada yapılmıştır ama epey zaman önce yapılmıştır, şimdi alay konusudur. Şimdi bizim toplum bütün bunları yeniden keşfetme durumunda ve gereksiz bir çaba içerisinde. Yani küstahlık!.”

Şimdi bir kere programın ismi bile kendini ele veriyor. ‘Yeşil elmaymış.’ Burada özel bir ‘yeşil’ vurgusu yapılması bana kalırsa açıkca, ‘devrimin rengi yeşil olacak’ gibilerinden bir şey. Hurriyet gazetesi bunun peşine düşse iyi olur.

Ayrıca haberde, ‘tarihçiler isyan etti’ şeklinde bir şey söylenmiş. İsyan eden tarihçiler kimler, neden isyan etmişler? Cidden anlamadım. Hayır bu ülkede elimizi nereye atsak, ‘rejim gidiyor, ülke bölünüyor’ gibilerin şeyler söylenir. Kürt sorununa çözüm ararsın, ‘aman ha ülke bölünür’ denir, üniversitede bilimin önündeki engellerin kalkması için herkes için özgürlüğü savunursun; ‘aman ha laiklik zedelenir, rejim elden gider’ denir. Hangi konuda çözüm için düşünmeye başlasak karşımızda birileri ‘aman ha..’ diye uyarıya başlar. Bir bu konu da ‘aman ha..’ denmemişti, o da oldu. Murat Belge’nin dediği gibi yani, ’sen kim oluyorsunda bu isimleri değiştirmeye çalışıyorsun..’

Hem samanyolu bildiğim kadarıyla hükümete epey bir yakın bir tv kanalı. Bunun arkasında bir hükümet politikası yatıyor olabilir. Mesela ne bileyim, hükümet bu yolla dilimizden bu kelimeleri çıkartıp, önce ‘kelimelerimizi tesetture’ sokmaya çalışıyor olabilir. Hurriyet bunun arkasındaki ‘derin gerçeği’ araştırsın mesela.

Hem bu Cumhuriyet gazetesi ne yapıyor, uyuyor mu? En son, ‘tehlikenin farkında mısınız?’ diye bir reklam filmi yapmıştı, iyide tutmuştu bu replik. Sonra tuncay özkan felan. Halkı bu replikler eşliğinde meydanlara dökmüşlerdi. Şimdi de, ‘köfteler laiktir laik kalacak veya köftelerimiz bile tesetture giriyor, tehlikenin farkında mısınız?’ tarzından repliklerle ‘tehlikenin farkında olan’ kitleyi sokağa dökebilir..

Mesela dün ‘32. gün’ programını izledim. Gerçi programı ilk izlemeye başladığımda, programın yapıldığı yerin bir panayır alanı felan zannettim. NETEKİM, salondaki insanlar slogan atıyor, bağrışıyor, hakaret ediyor felandı. Ama programı biraz daha izlediğimde orasının bir ‘üniversite’ olduğunu fark ettim. Heralde bu ateşli gençlerde ‘tehlikenin farkındaydılar.’ O kadar farkındaydılar ki, o farkındalık dışında geri kalan hiçbir şeyin farkında değildiler. Mesela orasının bir panayır olmadığının, bilimin merkezi bir üniversite olduğunun.

Her neyse, konuyu dağıtmadan hurriyet gazetesinin bu ‘haberinin’ altındaki bir kaç yorum dikkatimi çekti. Mesela;

LAFLARINA DA BUNLARI SÖYLEYENLERE DE İNANMAYIN. AĞIZLARINDA BİLE ÇİRKİN DURUYOR. BUNLAR İNSANLARI KANDIRARAK,YALAN DOLANLA REJİMİ DEĞİŞTİRİYORLAR. TÜRKİYE BİR YOL AYRIMINDA. BİREYSEL ÖZGÜRLÜK YALANIYLA BİR TOPLUMUN ÖZGÜRLÜĞÜNÜ YOKEDİYORLAR.


YETER ARTIK BU YOBAZLARDAN CEKTiGiMiZ, YETER BE. iSLAMDA BUTUN BASKA BiR iSMi VARSA SÖYLESiNLER, VEYA KADININ. YOKSA BU iSiMLERi ARAPCAYA MI CEViRSEK, BELKi OZAMAN KULAKLARINA DAHA HOS GELiR.

İlk yorumda ‘değerli’ hurriyet okuyucusu, ‘bireysel özgürlük yalanıyla bir toplumun özgürlüğünü yok ediyorlar’ diyerekten neyi kast etti bilemiyorum. Pek anlayamadım açıkcası.

Güzel ülkemde yemek isimlerinden bile irtica vurgusu yapılır olmaya başladı. Gerçi şimdi, ‘insanların testislerinden bile yapıldı’ denilecek. O da doğru.

Yemek isimlerinin değiştirilmesinin bile, ‘rejim için tehlike’ olduğunu düşünen insanlar arasında yaşamak ve bunlar arasında meselelere çözüm aramak ne kadar zor.