Posts Tagged ‘Yargı’

Blogger’a Erişim Engeli Ve Düşündürdükleri

October 25, 2008

Özgürlük insanın omzundaki bir yüktür. Çünkü özgürlük kendisiyle birlikte sorumluluk, suç ve ceza getirmektedir. Buna rağmen özgürlük, yine de insan soyluluğunun biricik kaynağıdır. Jean Paul Sartre

Birkaç gün önce, ‘Grup Seks’e Gelince HUKUK, Türbana Gelince GUGUK’ başlıklı bir yazı yazmıştım ve son cümlesi, ‘Böyle giderse ‘hukuk’ kelimesi Türkiye’de ‘guguk’ olarak değişecekMUŞ.’ şeklindeydi. Bunun ne kadar doğru olduğunu an itibariyle anladım; çunku az önce blogger’a erişimin pek ‘yüce’ mahkemelerimiz tarafından sonlandırıldığını öğrendim.

Aslında yaşananları artık garipsemiyorum; zira bu ülkede dergiler NOKTALANDI, insanlar üniversitelerde ‘ideolojik halay’ çektikleri için cezalandırıldı, başörtüsü takan öğrencilerin eğitim hakları ellerinden alındı, eş cinsel dernekleri kapatıldı. Ama bu anti demokratik müdahalelerin hiçbirine ortak bir ses çıkaramadık bizler. Bunun başlıca sebebi, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışıydı. Bir başörtülü eğitim hakkının elinden alınmasına isyan ederken, eş cinselin ‘cinsel tercih’ hakkını savunmadı çunku. Ya da aynı şekilde, bir eş cinsel başörtülünün yanında olmadı, onun eğitim hakkını savunmak adına.

Bu ülke darbeler gördü. 28 Şubat’tan tutun, 12 eylül’e kadar. Ve biz bütün bunlara ortak bir ses çıkaramadık. Çunku solcusu 28 Şubat’ta, ‘türkiye laiktir laik kalacak’ sloganları atarak cuntayla kol kola gezdi. Aynı şekilde sağcısı 12 eylül’de, ‘Komunistler moskova’ya’ sloganı atarak cuntayla kol kola girdi.

Artık zamanı, ideolojilerimizi bir kenara bırakıp baskıya ve anti demokratik müdahalelere karşı ortak bir payda etrafında buluşma ve ortak bir ses çıkarma zamanı.

Ortak bir akıl gerekiyor; Doğu’da ‘hepimiz Kürt üz’, hocali’de ‘hepimiz azeriyiz’, Hrank için adalet isterken ‘hepimiz Ermeniyiz’, başörtülü bir kadının eğitim hakkını alan zihniyete karşı ‘hepimiz başörtülüyüz’ diyebilen bir ortak akıldan bahsediyorum..

Aksi halde her gün yeni bir yasakla karşılaşmaya devam edeceğiz. Ve daha da kötüsü, artık bunlara alışmaya başlayacağız.

Gladio’nun Çöküşü: Ergenekon

July 5, 2008

Avrupa’da soğuk savaş döneminden kalma kontrgerilla’nın hepsi tasfiye edildi. İtalya’da büyük savcı Felice Casson’un inanılmaz çabasıyla cıa destekli kurulan örgütü bitirdi ve darbecilerin hepsi içeri girdi; Yunanistan’da kışladan çıkmaya çalışan cuntacılar içerde ve artık soğuk savaş döneminin cıa destekli kurulan bu yapılanmaları teker teker çöküyor. Bu süreç engellenemezdi ve artık tasfiye sırası Türkiye’de.

Bu yapının diline dolandırdığı anti emperyalist söylemlere bakmayın, meydanlarda ‘ne ABD, ne AB Tam bağımsız Türkiye’ palavralarına da bakmayın. Bunlar Atatürk’ü çıkarlarına alet ettikleri gibi anti emperyalizmide bir şeylerin üstünü örtmek için kullanıyorlar. Darbeler ülkesi Türkiye’de yapılan hep aynıydı. Bir zamanlar aşırı sağ ve sol kesim silahlandırıldı, ülke bir kaos ortamına sürüklendi ve ‘kurtarıcı misyonunu’ üstlenen bol yıldızlı cuntacılar bunu bahane ederek darbe yaptılar. Hep aynı senarya işledi bu topraklarda. (yazının devamı için..)

(more…)

‘Darbeye Karşı 70 Milyon Adım’ Yürüyüşü Ve Ulusalcı Bakış Açısı: Bana Dokunmayan Darbe Bin yaşasın!

June 23, 2008

‘Darbeye karşı 70 milyon adım’ yürüyüşü üzerine bir yazı yazmayı planlıyordum, ama ‘ödüllü’ ve ulusalcı yazarımız Okan Yüksel’in konuya değindiğini fark ettim. Ulusalcı yazarımız, biraz ironik bir dil kulanmak istemiş olacak ki şöyle diyor;

21 Haziran 2008 Cumartesi günü, yani yarın, bir takım sivil toplum örgütleri darbeye karşı yürüyüş organize etmişler. Davetlerinde “İşte o gün, 50 yıldır cesaret edemediğimiz, hep geç kaldığımız birşeyi yapmak için toplanacağız.” yazmışlar. Kendilerini ve söz konusu organizasyonlarını fark edince şaşırdım, önce gidip birer birer haber sitelerini baştan sona taradım; birileri darbe yaptı da benim mi haberim olmadı diye :) Baktım ortada darbe ya da darbeci yok.. Hal böyleyken, peki bunlar ne halt etmek için yürüyorlar?

Ulusalcı yazarımızın ‘darbe’ denilen şeyden anladığı, büyük ihtimalle, askerin, top, tüfek ve tanklarla sivil yönetimi devirmesi olsa gerek. Ve konuyla ilgili yazısından da anlaşılıyor ki, darbe diyince aklına sadece 12 Eylül geliyor.

Aslında ulusalcılarımızın bu yaşanan ‘incelikli darbe’ veya ‘yargı darbesini’ görmemeleri veya görmezden gelme nedenleri, ‘bana dokunmayan darbe bin yaşasın’ anlayışından başka bir şey değil; cunku darbelerin yapılma nedeni, yeni bir şey yapmak değil, mevcut statükoyu korumaktır. Bu bakımdan halen 1923′de yaşayan ve dünyayı halen 80 yıl öncesinden yorumlamaya çalışan bu ulusalcı ‘aydınlarımızın’ statükoyu koruma özlemleri, yaşanan ‘incelikli darbe’ sürecini görmezden gelmelerinde başlıca etken oluyor. (yazının devamı için..)

(more…)

Savcılara Parti Kapatma Rehberi: Guguuk.Com

June 20, 2008

Yaklaşık 20 gün sürecek olan bir sınav dönemine gireceğimden bahsetmiştim. Gerçi bundan sonra bloga iki yazı girdim (bir, iki); ama yaklaşık 20 gündür pek uğrayamıyorum. Dün itibariyle bu dönem bitti. Blogun artık daha aktif olacağını düşünüyorum.

Ben yeraltımda ders notlarımla ilgilenirken, darbeye karşı bir yürüyüş planı yapılmış. ‘Darbeye karşı 70 milyon adım yürüyüşü..’ Bu yürüyüşün ayrıntılarını bir sonraki yazımda vereceğim.

AKP savunmasında bu davanın bir ‘google davası’ olduğundan bahsetmiş. Bu konu hakkında zaten internet üzerinde yeterli kadar geyik dönüyor; ayrıca benim değinmeme gerek var mı, bilmiyorum. Ama teknolojinin savcılarımınız işini kolaylaştırdığı bir gerçek. Mesela artık ‘değerli’ savcılarımızın işi kolaylaşsın diye, ‘guguuk’ adlı bir site kurulmuş. Bir partiye kapatma davası acacak olan savcılarımız google’den uzun uzun iddianameye delil aramazlar, google yerine guguuk.com‘a girip işlerini hallederler artık. Her şey ulusal kazanımlarımız için NETEKİM!

Sık sık ucanbalik’a konuk ettiğimiz bir isim yine gündem yaratmış; fatih FAYTAYLI. Kendisi özel seçilmiş bir kaç başörtülü kızı karşısına alıp konuşmayı çok seviyor. Neyse, zaten bu konu hakkında bir şeyler yazacağım, fazla girmeye gerek yok.

Ve bütün bunların dışında, bana göre kabinenin en başarısız bakanı olan Hüseyin Çelik, Yök başkanı’nın bir sözüne kafayı enteresan bir şekilde takmış. Anlaşılan Hüseyin ÇElik bu performansıyla bu satırlara çok konuk olacak. Bakaalım!

Hazır sınavlar bitmişken, günlük tarzı, daha rahat olacağım bir blog açma fikrini hayata geçireyim diye düşündüm. Daha önce açmıştım, ama yaz(a)mıyordum. Artık orada da yazmaya başlayacağım. Kimseye bir şey vaad etmeyen kişisel bir blog; http://ucanbalik-altbeyin.blogspot.com

Şimdilik bu kadar. Darbesiz günler diliyorum!

AKP’ye Yargı Darbesi: Anayasa Mahkemesi Türban Düzenlemesini İptal Etti!

June 5, 2008

- Ooo, mehmet abi. Gel abicim şöyle, bırak ekran karşısında ‘göbeğiini kaşıyıp’ tv izlemeyi. Gel hele, senle şu Anayasa Mahkemesi’nin ‘türban düzenlemesini’ iptalini konuşalım. AZ önce bütün dünya flaş haber geçti.

- Hiç şaşırmadım o karara ucanbalik’cim. Ben 9′e 2 alırız diyordum zaten.

- Daha belli değil kaça kaç olduğu, o önemli değil zaten. Netice olarak iptal..

- Hadi 8′e 3 olsun..

- Her neyse. Boşver orasını. Ben bir ara ciddi ciddi ümitlenmiştim.

- Hehe. O kadar kolay mı ucanbalik’cim. Biz bu iktidarı yıllar önce aldık, öyle kolay bırakırz mıyız, son tahlilde! ittihatçı atalarımız sağ olsun! Hem ne demişti büyük üstad, ‘aman dikkat, halk sizin düşmanınızdır!’ Sen de takdir edersin ki ülke yönetimi halka bırakılmayacak önemli bir iştir. Hem halkımız otursun tv karşısına, ‘göbeğini kaşısın’. Ülkeyi biz yönetiriz; zaten yönetiyoruz netekim.

- Allah Allah, iki dönemdir ülkeyi AKP yönetiyor yahu!

- Önce şu ‘gerici’ nidaları kes ucanbalik’cim. Laik laik konuşmak varken. Gelelim soruna. Senin dediğin o iktidar sadece ‘görünür iktidardır.’ Biz ülkeyi yönetiriz. O iktidar sadece kendisine çizdiğimiz kırmızı çizgiler içinde siyaset yapar. Bunun dışına çıkamaz; hem çıksında görelim, ‘zinde kuvvetlerimiz’ ne güne duruyor.

- ‘Zinde kuvvetler’ derken?

- Anladın sen on. 28 şubat diyorum, 12 eylül diyorum.

- O dediklerin haiti’de bile olmuyor artık! Hem AB var, ABD’de var. ABD izin vermeden öyle şey yapılmaz ki. Evren, ABD’yi arkasına almasa yapabilir miydi?

- Karıştırma şimdi oraları ucanbalik’cim. Hem ne sanıyorsun sen. Oligarşi yerinde mi sayıyor. Biz de zamanla değişiyoruz, gelişiyoruz. (yazının devamı için..)

(more…)

Simitci Emekcilere Mujde! ‘Milli Egemenlik icin Buyuk Bulusma’: 12 Nisan 2008

April 8, 2008

Ayşe Kadıoğlu’nun geçen hafta Radikal-iki’de söylediği gibi, ‘bugun aklını başkalarına teslim etmeyenler açısından siyasetin, darbelerin gölgesi altında can çekiştiği gerçeği son derece açık. Bugun Türkiye’de adına darbe denilmeyen, darbe değilmiş gibi yapılan bir darbe sürecinin içindeyiz. Bu ‘incelikli darbe’nin taşıyıcıları arasında siyasal alanı kapatmaya girişen herkes var.’

Ayşe Kadıoğlu değerlendirmesinde son derece haklı. Şu an Türkiye’de yaşanmakta olan bir ‘yargı darbesi’ dir. Halk tarafından seçilen ’seçilmişlerin’, atanmışların hukuki olmayan müdahalesiyle indirilmek istenmesi. Yani doğrudan ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ hükmüne bir saldırı söz konusu. Demokrasinin normal seyrinden çıktığı böylesi dönemlerde ‘amalar..’ bir kenara bırakılmalı ve siyasetin, dolayısıyla demokrasinin bekası için sivil irededen yana tavır alınmalı. Bu noktada ideolojik görüşü ne olursa olsun, demokrasiyi benimseyen herkes bu yargı darbesi karşısında akp’den yana saf tutmalıdır. Ahmet İnsel’in ifade ettiği gibi, ‘AKP’nin kapatılma davası karşısında sallanan duvarın altında sadece AKP kalmayacaktır..’

(yazının devamı için..)

(more…)

Medya ve Ergenekon

March 23, 2008

Ülkede enteresan şeyler oluyor. Haber kanallarını açtığımda, ellerinde Atatürk fotoğrafı olan insanlar görmeye başladım. Elbette bunda ilk bakışta bir gariplik yok, ama birilerinin açıklarını bu yolla kapatmaya çalışması garip. Bir yazar polis tarafından gözaltına alınıp, sorgulanıyor; hemen birileri ellerinde Atatürk fotoğraflarıyla olayı protesto ediyor. Bu tabloyu gördüğümde aklıma kaçak gecekondu dikip, evinin çatısına Atatürk fotoğrafıyla çıkan ve yıkımı engellemeye çalışan vatandaş geliyor. Enteresan tabi.

Hal böyle olunca acaba blogun sağ üst tarafına şöyle en afillisinden bir Atatürk fotoğrafı koysam mı diye düşündüm. Değerli savcılarımız Atatürk fotoğrafıyla seyahat etmenin ‘huzur ve mutluluk’ getirdiğinden bahsettiklerine göre bir bildikleri vardır; belki ‘huzurlu ve mutlu’ yazılar yazarım bu vesileyle. Hem bir önceki yazının etkilerinden de bu vesileyle sıyrılmış oluruz.

Ha bi de böyle dönemlerde bazı yazarımsılarımızın, demokrasi sosu ile servis ettikleri ve bol ‘ama..’lı cümleleri tavan yapıyor. Eh demokrasi kılıçı sert iner böyle anlarda. Hal böyle olunca demokrasiden yana olmak zorlaşıyor ve bol ‘ama..’lı cümleler kurarak arada kalmaya çalışıyorsun. Mesela Altan Öymen bunu çok iyi başaranlardandır. Demokrasi sosu katılmış, bol ‘ama..’lı yazısını okurken, Altan Öymen’in ya hakkaten kör veya bazı şeyleri gizlemek için kör ayağına yattığını düşündüm. Ne diyor bugunku yazısında yazarımsımız;


Ankara’daki AKP iddianamesiyle İstanbul’daki Ergenekon soruşturmasını birbiriyle ilişkili haldeymiş gibi görüp gösteren bugünkü iktidarın sorumluları ile yandaşları, sakıncaları giderek büyüyen bir yola girdiler.

Diyorum ya, Altan Öymen ya hakkaten kör ya da kör ayağına yatıyor. Sanırım Altan Öymen, Ergenekon’da gözaltına alınan kişilerin bilgisayarında AKP’nin kapatılma iddianamesinin çıktığından habersiz. Radikal’in tabiriyle ‘islamcı’ Taraf’ın (taraf gazetesinden bahsederken ‘islamcı’ tabirini kullanmış bugun radikal. Okurken içimden koca bir ‘yuh’ çektim. ismet berkan’ın böyle durumlarda yarı militarist-yarı demokrat durumlarına bitiyorum!) haberine göre, gözaltına alınan kişilerden birinde, ‘akp’yi kapatmak için hazırlanan iddianamenin, mahkemeye gönderilmeden iki gün önce kaydedilmiş bir kopyası çıkmış.’ Ee heralde, vahiy yoluyla felan inmiştir o bilgisayara. (‘vahy’ kelimesini kullandım, savcı görmesin. Aman neyse, nasılsa yana bir Atatürk fotoğrafı koyacağız canım)

Altan Öymen yazısının devamında, ‘ne alakası var kardeşim, Alparslan Arslan ile ergenekon arasında’ mealinden şeyler söylüyor. Bunu direk olarak söylemsede, arzın merkezine indikçe ‘light’laşan cümlelerinden çıkarmak zor değil. Eh, Altan Öymen’in, bu katilin Veli Küçük ile çekilmiş fotoğrafını unuttuğunu düşünebiliriz. Cumhuriyet gazetesine atılan bombanın ne malı olduğunu da unutmuştur belki.

Alparslan Arslan ile Veli küçük’ün çekilmiş fotoğrafları var, Cumhuriyet Gazetesine atılan bombalar Ümraniye’de bir ergenekonçu’nun evinden çıkıyor, ve Akp’ye açılan kapatılma davası mahkemeye sunulmadan 2 gün önce birinin bilgisayarından çıkıyor ve bunların arasında bir bağ kurulamıyor. Veya kurulmak istenmiyor.

Her şey bu kadar bariz ortada iken, aydın doğan medyasının gerçeğin üzerini örtme girişimi takdire şayan. Yoksa bu işin ucu oralarada mı dokunuyor?

Beni de Kapat Savcim!

March 19, 2008

Başsavcı’nın iddianamesini okuduktan sonra ‘beni de kapatıver be savcım’ dedim, en laik duygularımla. Zira pek sayın savcımızın belirttiği ‘irticai’ faaliyetlere bizzat katıldım. Mesela geçtiğimiz ramazan ayında akşam yemeğini beleşe getirmek adına bir çok kez iftar çadırına katılmışlığım vardır. Bu kadarla da kalmadı. İftar cadırında maruz kaldığım ‘çadır baskısından’ olmuş olacak ki, yemeğe başlamadan önce ‘bismillah’ şeklinde irticai bir slogan atıp, sağ elimle arap tatlısı kabul edilen hurmadan bir kez yemek suretiyle irticai bir faaliyetin içinde yer aldım. Yemeği yedikten sonra herkesin ‘elhamdulillah’ zikri ile birlikte irticai faaliyeti sonlandırdık.

(Savcı’nın iddianamesinde, ‘Dinî bayram ve günlerin ulusal bayramları gölgeleyecek bir tanıtım ve gösteriş içinde kutlanması’ suçunun parti kapatmayı gerektirdiği ileri sürülüyor)

Bununla kalsa iyi. Ramazan Bayramı’nda ’sayın’ savcımızın belirttiği suçu, mahalle, pardon ‘peder baskısı’ nedeniyle işlemiş bulunuyorum. Peder beyin ellerinden bir kez öpmek suretiyle bayramlaşma faaliyetini bizzat gerçekleştirerek laikliği ihlal etme suçunu işledim. Ayrıca üzülerek belirtmem gerekir ki, bizde dini bayramlar her zaman ulusal bayramlardan daha görkemli kutlanır. Ne bileyim, mesela bir Cumhuriyet bayramında büyüklerimin ellerini öptüğümü hatırlamam.

(Savcı’nın iddianamesinde, doğan Medya Grubu’nu eleştirirken, “Bunların derdi laiklik değil, menfaat hesabı. Bunlar köşeye sıkıştırma metotları. Tehditle bizden bir şey alamazsınız. Bunların istediği düzen demokrasi değil, diktatoryal düzen” demesi suç.)

Bu suçu bir çok kez işlediğimi zaten bu blogu okuyanlar bilirler..

Bütün bunlardan sonra ’sayın’ savcının beni de kapatmasını istiyorum efendim. 10. Yıl Marşı eşliğinde arz ederim.

Başsavcı’nın Hazırladığı Metin Oldukça İronik

March 17, 2008

Başsavcının AKP’yi kapatma gerekçelerine şöyle bir göz attım. Zira tamamını okumaya ne zamanım, ne de sabrım var. Oldukça ironik. Bir hukuk devletinde böyle saçma sapan nedenlerden dolayı bir partiye nasıl kapatma davası açılır, anlaşılır şey değil.

Ayrıca binlerce laiklik anlayışı vardır. Mesela, ABD tarzı laik anlayışı diyebileceğimiz bir laiklik anlayışı ve dini gelişime engel kabul eden fransız tipi laiklik anlayışı. Ama şunu belirtmekte yarar var ki, başsavcının anladığı laiklik anlayışı yanında, katı fransız laikliği bile hafif kalır.

Metinde öyle gerekçeler var ki.

Mesela başsavcı, kuran-ı Kerim dağıtan belediye başkanı için 5 yıl hapis cezası istemiş. Bunun manası nedir? Kuran-ı Kerim yasak bir kitap mıdır? Kuran-ı Kerim kutsal bir kitap olduğunuda geçelim, neticede devletin bir kitaba yasak getirmesi orta çağ zihniyetinde kalmış bir bağnazlık değil midir? Ki bahsettiğimiz kitap müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen bir kitaptır. Haberde şöyle deniyor;


Konuya iddianamesinde, “AKP’li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun, 2006 tarihinde üzerinde kartviziti ve AKP logosu bulunan 5.000 adet Kuran-ı Kerim’i Büyükşehir amblemini taşıyan çantalar içerisinde belediye personeli aracılığıyla kentte dağıttırdığı…” diye değinen Başsavcı, ‘yeryüzünde ne çok okunan ve satılan kitap’ olan Kuran’ı Kerim’in dağıtılmasını laikliğe aykırı eylem olarak değerlendirmiş oldu…

Başsavcının otoriter laiklik anlayışının boyutlarını düşünebiliyor musunuz?

Başsavcının hazırladığı metinde buna benzer öyle saçma gerekçeler var ki. Mesela Radikal’den İsmet Berkan bugun bahsetmiş. Başbaşan’ın, ‘biz bu yola beyaz çarşafla çıktık’ sözünü, başsavcı metine koymuş. Sanırım başsavcı bu sözden, ‘çarşafı üniversiteye sokacaklar’ gibi bir mana çıkardı. Kim bilir?

Şu bir gerçek ki bu metin oldukça saçma bir metindir. Ve başsavcı açıkca görevini kötüye kullanmıştır. Metni okuyan herkes bunun siyasi bir partinin (‘devletin partisi chp’) bir siyasi eleştrisi olduğunu görecektir. Başsavcı görevi bırakıp siyasete atılsa daha iyi olur. Zira yargıyı siyasallaştırıp, akp’ye bu tarz hukuki gerekçeler içermeyen ve tamamen siyasi olan bir kapatma davası açarak görevini kötüye kullanmaktadır. Ve hemen yargılanmalıdır.

Bu olmazsa kimse demokrasinin varlığından bahsetmesin.

(ayrıca kişisel olarakta başsavcıya teessüf ediyorum. Yani şu blogta olaylara ironik yaklaşıyorduk. Ama sağolsun, sayın başsavcı öyle ironik bir metin yapmış ki, metni buraya aynen aktarsam zaten ironinin hası olur. Bu bakımdan ‘ironi yapma’ zevkimi elimden alan ve bizlere ironik bir metin sunan başsavcıya teessüf ediyorum. Bakalım daha neler göreceğiz.)

AKP’ye Sivil Darbe

March 16, 2008