Posts Tagged ‘yasak’
November 9, 2008
Kadir-i mutlak ordumuz, ‘göbeğini kaşıyan ayak takımına’ yine ayar vermiş. Şöyle;
Manisa’daki 1. Piyade Er Eğitim Tugay Komutanlığı’nda düzenlenen yemin törenine, 40 yaşın altındaki başörtülü asker yakınlarının alınmadığı iddia edildi.
Türkiye’nin dört bir yanından çocuklarının mutluluğunu paylaşmak için gelen aileler, yemin törenini tel örgünün arkasından seyretmek zorunda kaldı. Kendilerine çifte standart uygulandığını belirten asker yakınları, “Bizi başörtülü olarak içeriye almıyorlarsa, o zaman evlatlarımızı da askere almasınlar.” diyerek uygulamaya tepki gösterdi.
Kardeşinin yemin töreni için geldiğini söyleyen Rabia K., yaşadıklarını şöyle anlattı: “Nizamiyede görevli askerler, 40 yaşından küçük başörtülü hanımların, başını açmadan içeriye giremeyeceğini söyledi. Yanımda 57 yaşındaki halam vardı, onu aldılar. Biz de diğer mağdurlarla birlikte az ileride, tel örgü arkasından töreni seyretmek zorunda kaldık. İçim burkuldu.”
Demek ki neyMUŞ, başörtülüler kendi arasında ikiye ayrılıyorMUŞ. 40 yaşından büyük olanlar rejime dost, küçük olanlar rejim için tehlikeyMUŞ. Bundan böyle askeri nizamiyelerde başörtülü kadın resmi üzerinde +40 yazan levhalar bulunacakMUŞ. Mantığın bittiği yerde ordunun bu tarz uygulamaları başlarMUŞ.
Tags:kadın, türban, tsk, yasak
Posted in Siyaset-Politika, hiciv | 2 Comments »
October 25, 2008
Özgürlük insanın omzundaki bir yüktür. Çünkü özgürlük kendisiyle birlikte sorumluluk, suç ve ceza getirmektedir. Buna rağmen özgürlük, yine de insan soyluluğunun biricik kaynağıdır. Jean Paul Sartre
Birkaç gün önce, ‘Grup Seks’e Gelince HUKUK, Türbana Gelince GUGUK’ başlıklı bir yazı yazmıştım ve son cümlesi, ‘Böyle giderse ‘hukuk’ kelimesi Türkiye’de ‘guguk’ olarak değişecekMUŞ.’ şeklindeydi. Bunun ne kadar doğru olduğunu an itibariyle anladım; çunku az önce blogger’a erişimin pek ‘yüce’ mahkemelerimiz tarafından sonlandırıldığını öğrendim.
Aslında yaşananları artık garipsemiyorum; zira bu ülkede dergiler NOKTALANDI, insanlar üniversitelerde ‘ideolojik halay’ çektikleri için cezalandırıldı, başörtüsü takan öğrencilerin eğitim hakları ellerinden alındı, eş cinsel dernekleri kapatıldı. Ama bu anti demokratik müdahalelerin hiçbirine ortak bir ses çıkaramadık bizler. Bunun başlıca sebebi, ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışıydı. Bir başörtülü eğitim hakkının elinden alınmasına isyan ederken, eş cinselin ‘cinsel tercih’ hakkını savunmadı çunku. Ya da aynı şekilde, bir eş cinsel başörtülünün yanında olmadı, onun eğitim hakkını savunmak adına.
Bu ülke darbeler gördü. 28 Şubat’tan tutun, 12 eylül’e kadar. Ve biz bütün bunlara ortak bir ses çıkaramadık. Çunku solcusu 28 Şubat’ta, ‘türkiye laiktir laik kalacak’ sloganları atarak cuntayla kol kola gezdi. Aynı şekilde sağcısı 12 eylül’de, ‘Komunistler moskova’ya’ sloganı atarak cuntayla kol kola girdi.
Artık zamanı, ideolojilerimizi bir kenara bırakıp baskıya ve anti demokratik müdahalelere karşı ortak bir payda etrafında buluşma ve ortak bir ses çıkarma zamanı.
Ortak bir akıl gerekiyor; Doğu’da ‘hepimiz Kürt üz’, hocali’de ‘hepimiz azeriyiz’, Hrank için adalet isterken ‘hepimiz Ermeniyiz’, başörtülü bir kadının eğitim hakkını alan zihniyete karşı ‘hepimiz başörtülüyüz’ diyebilen bir ortak akıldan bahsediyorum..
Aksi halde her gün yeni bir yasakla karşılaşmaya devam edeceğiz. Ve daha da kötüsü, artık bunlara alışmaya başlayacağız.
Tags:blogger, blogspot, erişim engeli, guguk, Yargı, yasak
Posted in Siyaset-Politika | 3 Comments »
September 1, 2008
Malum ülke gündemi çok ‘mühim’ meseleler nedeniyle epey bi yoğun. Merkez medya da özellikle şu devir teslim törenine ilişkin ayrıntılar inceleniyor. Başbuğ konuşmasında kaç kere ‘laiklik’ kelimesini kullanmış; protokolde AYM Başkanı’na arka sırada yer verilmiş, o da bu durumu içerleyip, askere küsmüş; geç gelen Baykal içeri alınmamış, sonra asker ‘özür dilemiş’; törene eşler davet edilmemiş; Cumhurbaşkanı ile tokalaşırken Başbuğ’un tavırları önemliyMİş; Cumhurbaşkanı tören esanasında iki kez amuda kalkmış (yok bunu ben uydurdum) falan filan yani.
Aslında bu törene ilişkin ayrıntılara, daha doğrusu Merkez Medyanın her bir hareketin altında bir halt aramasına değineceğim. En azından bir sonraki yazımda bunu yapacağım. Burada bahsetmek istediğim konu biraz farklı.
Malum askerimiz, törenlerde, bayramlarda, seyranlarda falan hep böyle tehdit algılaması falan yapar. ‘Şunlar vatan hainidir, şunlar sarospu çocuğudur, aha irtica geldi, biz tarafız elhamdulillah’ şeklinde uyarıları eksik etmez. Bir de ‘iç tehdit algıları’ vardır. Bunlardan en önemlisi ‘irticadır’ mesela, gerçi şu sıralar, ‘AB reformları ile Türkiye’nin demokratikleşiyor sanmayın, demokratikleşme ayağına hainlik ediyor bu deyuslar’ mealinde şeyler söyleyip, ‘irticanın’ önüne, Ab yanlısı grubu koydular ve ‘tehdit’ sayısını ikiye çıkardılar falan. (yazının devamı için..)
(more…)
Tags:türban, yasak
Posted in Medya, Siyaset-Politika, hiciv | 1 Comment »
July 30, 2008
AYM çok beklenen kararı verdi; AKP kapatılmayacak, ama hazine yardımının yarısından mahrum kalacak. Normal şartlar altında alınan kadar vahim. Türkiye’nin en saygın Anaya profesörü, Prof. Dr. Ergun Özbudun’da bu tarz bir açıklama yaparak, kararın vehametini belirtmiş. Zaten, Türkiye’nin saygın kalemlerince yapılan yorumların hepsi, sayın savcının iddianamesinin tamamen içeriksiz, mesnetsiz ve militarist laiklik anlayışı üzerine kurulu olduğu yönündeydi. Sağlam demokrasilere sahip batı ülkelerinde bırakın parti kapatmayı, bu tarz bir iddianame hazırlamanın yanından bile geçilemez.
Ama neticede bu vehameti yaşadık. Bozulan ekonomi, istikrar ve Türkiye’nin kaybolan imajı ile birlikte bu süreç sona erdi. Artık bundan sonrasına bakmanın tüm Türkiye’nin yararına olacağını düşünüyorum. Bunun yanında haşim kılıç’ın açıklamaları çok önemliydi. Açıkça parti kapatmayı imkansızlaştıran anayasa değişikliklerini artık halledin mesajı verdi. (yazının devamı için..)
(more…)
Tags:Adalet, akp, anayasa, yasak
Posted in Siyaset-Politika | 16 Comments »
June 5, 2008
- Ooo, mehmet abi. Gel abicim şöyle, bırak ekran karşısında ‘göbeğiini kaşıyıp’ tv izlemeyi. Gel hele, senle şu Anayasa Mahkemesi’nin ‘türban düzenlemesini’ iptalini konuşalım. AZ önce bütün dünya flaş haber geçti.
- Hiç şaşırmadım o karara ucanbalik’cim. Ben 9′e 2 alırız diyordum zaten.
- Daha belli değil kaça kaç olduğu, o önemli değil zaten. Netice olarak iptal..
- Hadi 8′e 3 olsun..
- Her neyse. Boşver orasını. Ben bir ara ciddi ciddi ümitlenmiştim.
- Hehe. O kadar kolay mı ucanbalik’cim. Biz bu iktidarı yıllar önce aldık, öyle kolay bırakırz mıyız, son tahlilde! ittihatçı atalarımız sağ olsun! Hem ne demişti büyük üstad, ‘aman dikkat, halk sizin düşmanınızdır!’ Sen de takdir edersin ki ülke yönetimi halka bırakılmayacak önemli bir iştir. Hem halkımız otursun tv karşısına, ‘göbeğini kaşısın’. Ülkeyi biz yönetiriz; zaten yönetiyoruz netekim.
- Allah Allah, iki dönemdir ülkeyi AKP yönetiyor yahu!
- Önce şu ‘gerici’ nidaları kes ucanbalik’cim. Laik laik konuşmak varken. Gelelim soruna. Senin dediğin o iktidar sadece ‘görünür iktidardır.’ Biz ülkeyi yönetiriz. O iktidar sadece kendisine çizdiğimiz kırmızı çizgiler içinde siyaset yapar. Bunun dışına çıkamaz; hem çıksında görelim, ‘zinde kuvvetlerimiz’ ne güne duruyor.
- ‘Zinde kuvvetler’ derken?
- Anladın sen on. 28 şubat diyorum, 12 eylül diyorum.
- O dediklerin haiti’de bile olmuyor artık! Hem AB var, ABD’de var. ABD izin vermeden öyle şey yapılmaz ki. Evren, ABD’yi arkasına almasa yapabilir miydi?
- Karıştırma şimdi oraları ucanbalik’cim. Hem ne sanıyorsun sen. Oligarşi yerinde mi sayıyor. Biz de zamanla değişiyoruz, gelişiyoruz. (yazının devamı için..)
(more…)
Tags:Balik, Guncel, liberalizm, muhalefet, Yargı, yasak
Posted in Balik, Siyaset-Politika | 19 Comments »
May 4, 2008
Nasıl bir dini zorla dayatmak mümkün değilse, aynı şekilde sekülerlik ya da laiklik de zorla dayatılamaz. Barroso
Bizim kökten/aşırı laikçilerin anlayamadığı nokta tam olarak bu. Onlara göre laiklik dindarlar ile dindar olmayanların bir arada yaşamasını ve kendilerini ifade etmelerini sağlayan demokratik bir ilke değil, toplumun dinden arınmasını sağlayan ve bu amaçla dindarlara her türlü anti demokratik mücadeleyi meşru gören bir ilke. Burada anti demokratik müdahalenin hedefi aslında bakılırsa sadece dindarlarda değil. Bu otoriter laikliğin savunucuları kendi kırmızı çizgilerinin dışında bulunan her fikre karşı bu tarz anti demokratik müdahaleleri meşru görüyor esasen.
Zihniyet bu olunca içinde din geçen her cümle bu aşırı laikçilerin ‘tehlike algısını’ çalıştırıyor. Merkez medyadan milyonlarca örnek verilebilir buna.(yazının devamı için..)
(more…)
Tags:türban, yasak
Posted in Medya, Siyaset-Politika | 20 Comments »
May 4, 2008
“Bir gün bu ülkenin başına (daha) büyük dertler açılırsa, kardeş kardeşe düşmanca davranırsa, rejim sallanır halk yerde yuvarlanırsa, bilin ki, Hakan Şükür’ün bunda çok emeği olacaktır.”
Bu sözler Milliyet’den bir yazara ait. Bu satırları okuduktan sonra çok düşündüm. Acaba Hakan Şükür, örgüt, pardon takım içinde cemaatçi yapılanmayı üst düzeye çıkardı da, ‘gelin yoldaşlar dağa çıkalım, alalım elimize silahi bu rejime karşı silahlı mücadele verelim, tek yol islam’ şeklinde bir demeç mi verdi diye. Yani, milliyet’in köşe yazarının şu üste bahsi geçen cümlelerine bakacak olursak Hakan Şükür’ün ortalama böyle bir şey yapmış olması lazım. Oysa Hakan Şükür, ‘Kutlu doğum haftasına yaraşır bir maç olsun‘, ‘sahaya bıçaklarla değil, güllerle gelin‘ demiş. İşte bu söz üzerinede çekmiş ‘ayarı’ milliyet’in şeyi; yani köşe yazarı. Kardan adamla takılan ‘türban’dan bile ‘rejim gidiyor’ haberi çıkaran merkez medya, elbette ‘kazanımlarımız’ ve ‘kutsal’ cumhuriyet için Hakan Şükür’ün bu demecinden bir laiklik ayarı çekecekti. (yazının devamı için..)
(more…)
Tags:Guncel, yasak
Posted in Medya, Siyaset-Politika | 5 Comments »
April 8, 2008

Ayşe Kadıoğlu’nun geçen hafta Radikal-iki’de söylediği gibi, ‘bugun aklını başkalarına teslim etmeyenler açısından siyasetin, darbelerin gölgesi altında can çekiştiği gerçeği son derece açık. Bugun Türkiye’de adına darbe denilmeyen, darbe değilmiş gibi yapılan bir darbe sürecinin içindeyiz. Bu ‘incelikli darbe’nin taşıyıcıları arasında siyasal alanı kapatmaya girişen herkes var.’
Ayşe Kadıoğlu değerlendirmesinde son derece haklı. Şu an Türkiye’de yaşanmakta olan bir ‘yargı darbesi’ dir. Halk tarafından seçilen ’seçilmişlerin’, atanmışların hukuki olmayan müdahalesiyle indirilmek istenmesi. Yani doğrudan ‘egemenlik kayıtsız şartsız milletindir’ hükmüne bir saldırı söz konusu. Demokrasinin normal seyrinden çıktığı böylesi dönemlerde ‘amalar..’ bir kenara bırakılmalı ve siyasetin, dolayısıyla demokrasinin bekası için sivil irededen yana tavır alınmalı. Bu noktada ideolojik görüşü ne olursa olsun, demokrasiyi benimseyen herkes bu yargı darbesi karşısında akp’den yana saf tutmalıdır. Ahmet İnsel’in ifade ettiği gibi, ‘AKP’nin kapatılma davası karşısında sallanan duvarın altında sadece AKP kalmayacaktır..’
(yazının devamı için..)
(more…)
Tags:akp, chp, Cumhuriyet Mitingleri, Yargı, yasak
Posted in Siyaset-Politika | 3 Comments »
April 6, 2008
Hurriyet ve Milliyet ikilisi özellikle kritik dönemlerde ‘işte irticanın yükselişi’ tarzında haberler servis ederler. ( 1, 2, 3, 4) Bunu yaparken haberin doğru olup olmadığının bir önemi yoktur. Sorunlu bir insan kızların bacağına kezzap atar mesela, bunu ‘mini etekli kıza kezzap’ şeklinde servis edip, olayı bam başka noktaya çekerler ve buradan hükümeti eleştirme yoluna giderler. İşin aslı ortaya çıktıktan sonrada genelde sessiz kalırlar. Çamur at izi kalsın şeklinde. Bunu zaten binlerce kez tekrar ettik.
Asıl bahsetmek istediğim ise artık doğan medyasının işi iyice absurd bir şekle dönüştürdüğü. Servis ettikleri haberin içeriği tamamen boş ve anlamsız. Mesela bugun şöyle bir haber yer alıyor;
Önceki gün TR1′de yayımlanan ‘Hayat ve Din’ adlı programda farklı bir uygulama dikkat çekti. Daha önce türbanlı bir konuğun ekranlara çıkmasıyla eleştiri oklarıne hedef olan TRT’de, uzman konuk bu kez perukla yayına katıldı.
Yapımcılığını Şahin Demiral, sunuculuğunu ise Halil Yıldırım’ın yaptığı programa özel yaşamında türban takan Doç. Dr. Hülya Küçük perukla katıldı.
Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyesi Doç. Dr. Hülya Küçük, tasavvuf hakkında izleyenlere bilgiler aktarırken, ekrana, Mevlana Celalettin Rumi’nin “Cüppe ve Sarık’la insan âlim olmaz, âlimlik, insanın zatında bulunan bir hünerdir” sözlerinin yansıtılması dikkati çekti.
Burada haber yapılacak konu nedir diye derin derin düşündüm. Bir profesör var ve bu profesör inancının gereği olarak taktığı başörtüsünü, sırf laikçiler ‘tehlike’ olarak gördüğü için gizlemiş ve üzerine peruk takarak laikçilerin ‘tehlike algılarını’ uyarmamak istemiş. Laikçi paranoyanın ileri boyutlarda olduğu böyle bir ülkede insanlar inançlarını yaşamak için bu tarz fedakarlıklara girebiliyorlar. Burada bir yanlış varsa bu, laikçilerin ‘laik adı’ altında aslında laikliğin bizattihi kendisine aykırı olan bir anlayışla, insanların kişisel yaşamlarını tercih etme hakkında müdahale etmeleridir. Ama habere ve servis ediliş şekline bakıldığında sanki bu gerici yasağı koyup, insanların kişisel yaşamına müdahale etmek doğru, bu anti demokratik ve bağnaz müdahaleye karşı kendi yaşam alanından fedakarlık edip, sırf laikçi paranoyanın ‘tehdit’ algısını uyarmamak adına bu yola girmek ise yanlış gibi gösteriliyor..
Hurriyet ve Milliyet kadar okuyucularıda bu konuda bir hayli enteresan. Mesela birkaçı;
BUGÜN PERUKLA YARIN TÜRBANLA ,EĞER ÖMÜRLERİ YETERSE İKİ SENE SONRADA SARIKLA ,CÜBBEYLE PROGRAM YAPARLAR .
Cok cirkin görünüyor.Zaten TRT,yi seyrettigimiz yok,Seyredilecek birsey,de yok zaten.Allah Türkiye,yi bunlarin karanlik emellerinden korusun.
hepten tirlatmislar,okumusu boyle olursa!gerisini sen dusun,canim turkiyem coook yazik!neoldu simdi sacin gorunmedi,cennetemi gidiyorsun?yanindada perugunu goturmeyi ihmal etme sakin..
Böyle terbiyesizlik görmedim. Kendine saygın yok bari ekranda seni izleyen topluluğa saygın olsun. Perukla çıkıp saçlarını örtmeye çalışmak kadar komik bişey yok. İşte hükümetin zihniyeti bu en altından en üstüne kadar.
İnsanların yaşam alanına otoriter bir şekilde devlet eliyle saldırı oluyor, ama bu saldırı göz ardı edilip, bu saldırıya karşı çözüm arayan ve bunu yaparken kendi yaşam tarzından taviz veren insanlar eleştriliyor.
Demokrasinin ve hukukun olmadığı bir bir ülke..
Ve bu ülkenin tekelleşmiş medyası altında zihinleri ele geçirilmiş insanlar..
Hurriyet ve Milliyet okuyusuna Allah’tan akıl dilemekten başka çare yok heralde.
Tags:kadın, liberalizm, mahalle baskısı, türban, yasak
Posted in Medya, Siyaset-Politika | 4 Comments »
March 17, 2008
Başsavcının AKP’yi kapatma gerekçelerine şöyle bir göz attım. Zira tamamını okumaya ne zamanım, ne de sabrım var. Oldukça ironik. Bir hukuk devletinde böyle saçma sapan nedenlerden dolayı bir partiye nasıl kapatma davası açılır, anlaşılır şey değil.
Ayrıca binlerce laiklik anlayışı vardır. Mesela, ABD tarzı laik anlayışı diyebileceğimiz bir laiklik anlayışı ve dini gelişime engel kabul eden fransız tipi laiklik anlayışı. Ama şunu belirtmekte yarar var ki, başsavcının anladığı laiklik anlayışı yanında, katı fransız laikliği bile hafif kalır.
Metinde öyle gerekçeler var ki.
Mesela başsavcı, kuran-ı Kerim dağıtan belediye başkanı için 5 yıl hapis cezası istemiş. Bunun manası nedir? Kuran-ı Kerim yasak bir kitap mıdır? Kuran-ı Kerim kutsal bir kitap olduğunuda geçelim, neticede devletin bir kitaba yasak getirmesi orta çağ zihniyetinde kalmış bir bağnazlık değil midir? Ki bahsettiğimiz kitap müslümanlar tarafından kutsal kabul edilen bir kitaptır. Haberde şöyle deniyor;
Konuya iddianamesinde, “AKP’li Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim Karaosmanoğlu’nun, 2006 tarihinde üzerinde kartviziti ve AKP logosu bulunan 5.000 adet Kuran-ı Kerim’i Büyükşehir amblemini taşıyan çantalar içerisinde belediye personeli aracılığıyla kentte dağıttırdığı…” diye değinen Başsavcı, ‘yeryüzünde ne çok okunan ve satılan kitap’ olan Kuran’ı Kerim’in dağıtılmasını laikliğe aykırı eylem olarak değerlendirmiş oldu…
Başsavcının otoriter laiklik anlayışının boyutlarını düşünebiliyor musunuz?
Başsavcının hazırladığı metinde buna benzer öyle saçma gerekçeler var ki. Mesela Radikal’den İsmet Berkan bugun bahsetmiş. Başbaşan’ın, ‘biz bu yola beyaz çarşafla çıktık’ sözünü, başsavcı metine koymuş. Sanırım başsavcı bu sözden, ‘çarşafı üniversiteye sokacaklar’ gibi bir mana çıkardı. Kim bilir?
Şu bir gerçek ki bu metin oldukça saçma bir metindir. Ve başsavcı açıkca görevini kötüye kullanmıştır. Metni okuyan herkes bunun siyasi bir partinin (‘devletin partisi chp’) bir siyasi eleştrisi olduğunu görecektir. Başsavcı görevi bırakıp siyasete atılsa daha iyi olur. Zira yargıyı siyasallaştırıp, akp’ye bu tarz hukuki gerekçeler içermeyen ve tamamen siyasi olan bir kapatma davası açarak görevini kötüye kullanmaktadır. Ve hemen yargılanmalıdır.
Bu olmazsa kimse demokrasinin varlığından bahsetmesin.
(ayrıca kişisel olarakta başsavcıya teessüf ediyorum. Yani şu blogta olaylara ironik yaklaşıyorduk. Ama sağolsun, sayın başsavcı öyle ironik bir metin yapmış ki, metni buraya aynen aktarsam zaten ironinin hası olur. Bu bakımdan ‘ironi yapma’ zevkimi elimden alan ve bizlere ironik bir metin sunan başsavcıya teessüf ediyorum. Bakalım daha neler göreceğiz.)
Tags:Adalet, akp, Guncel, Yargı, yasak
Posted in Siyaset-Politika | 2 Comments »